Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Ezberle Yaşamak...

30 Mart 2015 Pazartesi

Ezberle yaşamak, kendisine ezberletilen bilgilerle yaşamak demektir.
Düşünmeden, sorgulamadan, her türlü kuşkudan uzak bilgi kalıplarıyla yaşamak, elbette rahattır. Aklını kurcalayan hiçbir sorusu olmadan, yaşamını önceden verilmiş yanıtlarla sürdürmek insana kolay gelir. Böyle yaşayan milyonlar, hatta milyarlar küreselleşmiş dünyanın yönetilen sürüleridir.
İnsan toplumunu hayvan sürülerinden ayıran nitelik, insanın düşünme yetisidir. Düşünme yetisi, ezber bilgileri sorgular, içgüdüleri kontrol altına alır. Düşünme yetisini kullanmayan insan toplulukları, koyun sürüleri gibi, çakal grupları gibi, kimi zaman akılsız itaatçiler, kimi zaman da içgüdüsel saldırganlar olurlar.
Bir topluluğu ‘uygar insanlar toplumu’ yapmak da ‘ilkel itaat sürüleri’ yapmak da toplum mühendisliğinin programları içindedir.
‘Aydınlanma ve Rönesans kültürü’, insanın yaşamını özgür akıl ve özgür insan iradesi üzerine inşa etmek amacına yönelik bir büyük devrimdi. Bu devrimin üç büyük hedefi vardır:
Birincisi; kendi geleceğine kendisi karar veren yetkin birey,
İkincisi; kendi kararıyla kendini yöneten laik toplum,
Üçüncüsü; üretimle yaratılan sosyal refah ve eşitlikçi bölüşüm.
Bu kültürü yaratan, bu kültürle yaşayan toplumlar bugünün gelişmiş ülkelerini yarattılar. Ulus-devletler doğdu. Bilimsel-teknolojik gelişmeler birbirini izledi.
Ama yağmacı kapitalist sistem bu gelişmeyi engelledi. İki büyük dünya paylaşım savaşının ardından küresel emperyalizm dünyayı ikiye ayırdı: Yöneten toplumlar ve yönetilen toplumlar.
Yöneten toplumların egemenleri çokuluslu şirketler oldu. Bu şirketlerin ana merkezleri kendi ulus-devletlerini korudular. Bugün Almanya, Fransa, İngiltere, İsveç, Amerika Birleşik Devletleri ulus-devlet olarak varlıklarını sürdürüyor.
Yönetilen toplumlarda ise ulus-devletler çökertildi. Bu toplumlar din ekseninde, mezhep ekseninde, etnik köken ekseninde bölünme programları uygulanarak evrensel tüketiciler yapıldı.
Bu toplumlarda ‘düşünen yetkin insan’ modeli terk edildi, ‘güdülen, ezberle yaşayan insan’ modeli öne çıkarıldı.
‘Güdülen, ezberle yaşayan insan’, olan bitene seyirci yaşar, kendi iradesi ipotek altındadır, inandırıldığı kişiler ne söylerse doğrusu odur. Körleşmiş gibi, hipnoz altındaymış gibi otomatlaşmıştır.
Türkiye bu yöntemle kontrol altına alınmıştır.
Adına demokrasi denilen otokrasiye sürüklenmiş, farkında değilmiş gibi yaşamaktadır.
Adına ‘çözüm süreci’ denen bölünme programına teslim olmuş, Kürdistan’ın de facto (fiilen) kurulmasına seyirci kal-maktadır.
AKP’nin iki önemli adı Bülent Arınç ile Melih Gökçek arasındaki kavga ‘aile içi çözüm’ ile kapatılmak istenmiş, bütün ülkeyi ilgilendiren iddialar hiçbir şey olmamış gibi örtülmeye çalışılmıştır...

***

Derken, bir Japon mühendis köprü yapımındaki bir aksaklığı ‘kendi suçu’ sayarak harakiri ile yaşamına son vermiştir.
Yazar Ayşe Kulin, bu olayı ‘Ben de Japon olmak istiyorum’ diye açıklayarak ülkemizdeki onursuz davranışları protesto etmiştir.
Aslında, bunca onursuzluğun yaşandığı bir ülkede, hırsızlıkların, rüşvetlerin, yolsuzlukların ortaya çıkmasına karşın üstünün kolayca örtülmesi, toplumun yeterli tepkiyi göstermemesi yaşayan herkesin onuruna düşen bir lekedir.
Bunların yaşandığı bir ülkede yaşıyor olmak bile insan onurunu zedeleyen bir durumdur.
Hiç kimse, kendisini bu olayların dışında sayamaz, bu sorumluluğun dışında kalamaz.
Geleceğimiz ya aklımızla kurtulacak ya da ezberimizle batacaktır.
Her şey, ama her şey, gözlerimizin önünde olup bitmektedir.
Ya körleşmiş gözlerle seyredeceğiz ya da güneşi ampulün kirinden kurtararak geleceğimizi aydınlatacağız...

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Bülent Arınç, Ayşe Kulin