Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Aydın Engin

‘Savcı Rehin Alma’ Eylemi Üstüne...

1 Nisan 2015 Çarşamba

Oturmuşum, ülke çapındaki elektrik kesintisi üstüne bir Tırmık döktürmüşüm; bana Türkiye’nin 70’li yıllarını hatırlattığı, moda deyimle “nostalji” yaşattığı için AKP hükümetine teşekkür etmişim; “Erdoğan’ı dize getirmek için ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) parmağı olan bir siber saldırı mı” gibi soruların sosyal medya denen gayya kuyusunda hızla turlamaya başlamasıyla dalga geçmişim; dahası tam kesinti anında bir sağlık kurumunda bazı ölçümler için tüp biçimi kocaman bir aygıtın içinde olduğumu anlatmış, elektrikler kesilince mecburen beklerken uyuya kaldığımı aktarıp kendimle de dalga geçmişim...
Yani yazı neredeyse bitmiş, Cumhuriyet’e yollaması kalmışken DHKP-C adına Berkin Elvan savcısının rehin alındığı “devrimci eylem”in haberi geldi...
Yazılanları çöpe attım. Bu satırlar yazılırken “eylem” henüz sonuçlanmamıştı. Yazı biterken yeni bir gelişme ile bunu da çöpe atmak zorunda kalır mıyım, bilmiyorum.
Bildiğim bunun “devrimci” bir eylem filan olmadığı.
70’li yıllarda her biri birkaç aylığına dört beş defa, 1991’de iki buçuk ay DHKP-C üyeleri ile aynı koğuşta yatmışlığım, kimileri ile ranza paylaşmışlığım, çoğuyla volta atmışlığım; kurucusu sayılan Dursun Karataş’la da, onunla ters düşüp karşısına geçen Bedri Yağan’la da uzun sohbetler yapmışlığım var.
Onlarla siyasal ve ideolojik bağlamda hiç mutabık olmadık; aynı görüşleri paylaşmadık, “devrim” kavramına aynı yöntem ve değerleri yüklemedik. Ancak devrim kavramını ayağa düşürecek eylem modellerinde de birbirimize ters düşmedik.
Oysa bugün DHKP-C adına eylem yapanlar Berkin Elvan savcısını rehin almayı “devrimci eylem” olarak tanımlıyorlar.
Kavramı ayağa düşürmek derken kastettiğim tam da bu işte...
Hangi birini sayayım ki?
Berkin Elvan dosyasına bakan savcı aylardır buzdolabında tutulan, polislerin işlediğine kimselerin kuşkusu kalmamış bir cinayetin örtbas edilmek istendiği bir dönemde dosyaya hareket getiren bir hukukçu. Yani Berkin Elvan cinayetinde birileri cezalandırılacaksa kendisi söz konusu edilemeyecek biri.
Keza cinayette parmağı olan polislerin “halk mahkemesinde yargılanması” koşulunun akılla, mantıkla bir ilişkisi var mı? Böylesi “halk mahkemeleri”nin son örnekleri Pol Pot Kamboçyası’nda yaşandı. Böylesi mahkemelere “halk mahkemesi” değil “linç mahkemesi” denmesinin daha doğru olacağı da orada defalarca kanıtlandı.
Ancak çok daha yakıcı bir soru var ve öncelikle bu eylem kararını verenlerin cevaplaması gereken bir soru:
2015 yılının mart ayının son günü yapılan bu eylem kime yarar sağlar, hangi siyasal güce koltuk değnekliği yapar?
İç Güvenlik Yasası denen ve ülkeyi bir polis devletine dönüştürebilecek yasanın yürürlüğe girdiği, yokuş aşağı inen AKP hükümetinin dikkatleri yolsuzluktan, hırsızlıktan, işsizlikten, iç çatışmalarından uzaklaştırmak için harıl harıl çare aradığı şu günlerde, bu eylem nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, AKP elebaşılarının dört elle sarılacağını kestirmek için zeki olmak gerekiyor mu?

***

Henüz sonuçlanmamış bir eylem üstüne riskli bir Tırmık yazdım.
Umurumda değil. Beni eylemin nasıl sonuçlanacağı değil, eylemin ne olduğu ve neye hizmet edeceği ilgilendiriyor.
O yüzden burada noktayı koyayım...

***

Okurlar için not: Cumhuriyet’teki ikinci dönemimde 8 ayı yeni doldurdum. Yani yıllık izinden küçük bir taksit kullanma hakkım bile doğmadı. Ama görüyorsunuz, Nuray Mert’in ardından Ahmet İnsel arkadaşım da saflarımıza katıldı; hep birlikte Cumhuriyet meydanında buluştuk. Yani bir, bilemedin iki hafta ortalıkta görünmezsem kimse fark etmez, eksikliğimi hissetmez hesabıyla gazete yönetiminin karşısına çıktım ve...
Ve evet izin kopardım. Siz Cumhuriyet okuyadurun, ben bir süre tembellik tanrıçası ile ateşli aşk günleri yaşayacağım...
Yani izninizle...

Tümü Aydın Engin - Son yazıları

Eyvah, yaşasın, ben yine gidiyorum 9 Eylül 2018 Paz
25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018 Per
(Siyasal) İslam ve demokrasi 15 Ağustos 2018 Çar

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet İnsel, Nuray Mert