Dilden düşünceye kimlik

07 Haziran 2015 Pazar

Merhaba. “Günaydından Yana...” başlıklı güzel yazınızı ilgiyle, dil, Türkçe sevginize bir kez daha tanıklıkla okudum. Çok sağ olun.
Dil öyle bir olgu ki deniz içinde balıkların denizi bilmemeleri örneğindeki gibi, bireylerin saniyenin bile altındaki zaman birimlerindeki bilincini, algısını belirleyen yaşamsal önemi, değeri, yoksun kalınmadıkça anlaşılamıyor.
Dillerin doğasında, onu kullanan ulusları, halkları birbirinden ayırma özelliği vardır. Ne ki bu aşılmaz bir sorun değildir. Sorun olup olmaması dillere ve türevlerine nereden baktığınıza bağlıdır.
Türkçenin güçlü, matematiksel bir dil olduğunu, Türk olsun yabancı olsun birçok yetkin dilbilimci yapıtlarında açıklarlar. Yine çok yerinde belirttiğiniz gibi, Türkçe, Osmanlı’nın (24 yılını kuruluş dönemi için düşelim) 600 yıl, bilerek ve isteyerek Türkçeyi yazılı alana sokmamasına, “akılsız Türk”ün dili saymasına karşın, sözlü sanatla, türkülerle, destanlarla, halk öyküleriyle, şiirlerle, masallarla, nefeslerle... beslenmiş, güçsüz düşmeden günümüze ulaşmıştır. Kılıç saldırısı da sayılabilecek böylesi bir kıyımdan kaç dil sağlam çıkabilirdi.

***

Mustafa Kemal Atatürk aynı zamanda bilgeydi. On yıllar sonrasını görebilme yeteneğini dil bilincine, çok okumasına da borçluydu. Yaptığı Dil Devrimi, Türk Devriminin orta direğidir. Türkçenin yapısına uygun olan Latin harflerine geçmek, dil kurultaylarını yapmak, Türkçenin tarihsel kök ve kaynaklarından özleşme, yalınlaşma atılımına girişmek, Türk Dil Kurumu’nu, Türk Tarih Kurumu’nu, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni, giderek (daha Bağımsızlık Savaşı sürerken) Anadolu Uygarlıkları Müzesi’ni kurmak, devrimi sarsılmaz temeller üzerine oturtmuştur. Sarsılamadığı, günümüzdeki gücünden de bellidir. Osmanlı’nın son döneminde taş çatlasın yüzde 4 diye bilinen okuryazarlık oranını oluşturanların arasında Türk de kadın da yoktur. Dolayısıyla “Bir gecede ‘cahil’ kaldık” tümcesini salak kafalar kurabilir. Ancak Dil Devrimiyle ulus, anadilinde, kolaylıkla okuma yazma öğrenmiş, bilgi hızla halka yayılmıştır. Ulus okulları, Köy Enstitüleri, çeviri kurullarının başardığı büyük eylem Atatürk’ün John Dewey’e eğitim özekli incelettiği toplumsal yapımızın, Dil Devrimi yönünde dönüştürülen ileri durumu üzerine yükseltilmiştir.

***

Belirtmeden geçmemeli, Osmanlı’nın olumsuz kalıtçısı Tercüman gazetesi çevresi, özellikle yetmişli yıllar boyunca, ulusumuzun yine bilgisiz kalmasını istercesine, öz Türkçe çalışmalarına, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’na sürekli saldırmışlardır. Kimler mi? Nazlı Ilıcak, Ahmet Kabaklı, Ergun Göze, Yavuz Bülent Bakiler... Hem de ‘Gökkonutsal avrat’ yalanlarını yayarak. Bunları yapanlar Ferdinand de Saussur’u tanırlar mı hiç sanmıyorum.
12 Eylül darbecilerinin yaptığı ilk işlerden biri Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nu, yine Atatürk’ün “vasiyet”ini çiğneyerek, resmi devlet kurumuna dönüştürerek kapatmak oldu. Darbe karşıtı olduklarını her gün söyleyenler, ağızlarına bu konuyu almazlar. Çünkü darbecilerle aynı yoldadırlar. TDK kapatıldığında o kurumun yöneticisi, üyesi tüm yazarlar -ki Türk yazınının sözcüsü onlardır, bu gerçeği bilen bilir- tüm yasakları aşarak Dil Derneği’ni kurdular.

***

Yine her engelle savaşarak Dil Devrimini koruyan, geliştiren Dil Derneği bu çabasını ödünsüz sürdürmektedir.
Günümüzde neredeyse günaydının, tünaydının, giderek merhabanın (Arapçadır ama anlamı dünyasaldır, kimilerinin şehvetle sevdiği sözcükle söylersek “seküler”dir) yerini “selamünaleyküm”ün, “hayırlı günler”in, “Allah razı olsun”un alması rastlantı değildir. Dil düşüncenin evidir. Nasıl konuşursan, yazarsan, büyük ölçüde öyle düşünürsün.
Yeniden sonsuz gönül borcumu sunarım. Çok sağ olun, var olun.
Esenlik dileklerimle. Saygılar, sevgiler.
Günay Güner
Dil Derneği Yayın Kolu Başkanı

G NOKTASI
Alabanda


Gemi bordalarında lombar
Ayaklananların anayurdu.
Gündüzleri bir eğrim derya,
Geceleri bir urup koygunluk.
Özgürlüklere tapınanlar
Hep ambarlara dolduruldu,
Bunların tümü de tayfa,
Gemi yerinde sayıyor.

Ne yana kaptan, ne yana?

OSMAN NUMAN BARANUS*

*1930 yılında Kayseri’de
doğup, 2005’te Karacaahmet Huzurevi’nde vefat etti. Dr. Hasan Aktaş’ın deyişiyle, “Uzak Burçların yalnız ve esrarlı şairiydi. Gün görmemiş, yakası açılmamış kelimelerle bir tarih/kültür şiiri yazıyordu.”
Osman Numan Baranus, Türkçenin kuyumcu ustasıydı.
1986 ile1990 arası Cumhuriyet’te yayımlanan İspanya yazılarımın tutkunuydu. Ve bu yazıların kendisine esinlediği şiirleri, Günaydın Soyundan (Yazıt Yayınları, 1991) başlığı altında toplayıp bana ithaf etti.
Bazılarında adım geçen “özün”leri öylesine tutkuluydu ki, her biri mücevher olmasına rağmen ne şiirlerine sahip çıktım, ne de bunca yalnız ve değerli şairine. Gençtim, uzaktaydım, mahcup oldum, hatta korktum…
Bir insan iki kez ölürmüş derler. İkincisi, adı son kez geçtiğinde.
Osman Numan Baranus yaşarken değerini bilemedim. Yaşadığım sürece adını ve şiirlerini söyleyeceğim.

“Her dil, dünyayı değişik bir biçimde görür. ”
FEDERİCO FELİNİ  

   


Yazarın Son Yazıları

Deprem 26 Ocak 2020
Sadizmin kollarında 5 Ocak 2020
Yılbaşı sıkıntısı 29 Aralık 2019
Neden susuyorsunuz? 22 Aralık 2019
Cinayet mi, suikast mı? 15 Aralık 2019
Casus kazanı Türkiye 24 Kasım 2019
Baba, yağmur bitti... 27 Ekim 2019