Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Dünyayı zapt etsen kendini zapt edemeyeceksin!

23 Ağustos 2015 Pazar

İnsan bazı anlar olur, çok iyi tanıdığı bir kişiye bile sormadan edemez:
Kimsin sen?
Öyle anlar gelir ki, bu sorunun yanıtını beklemeden, art arda sormak ister...
Böyle bir dönemdeyiz...
Kimsin sen?
Bir sömürge valisi olsan; ülkeyi bu kadar germek olmaz dersin, yazık olur dersin... Zira sömürge valisinin de yerine göre bir dengesi vardır. Halkı karşısına almak istemez. Hele toplumun belli bir kesimini düşman belleyip yandaşlarını onların üzerine salmanın sürdürülemez bir şey olduğunu düşünür. Üstelik en sakin anda bile bir kıvılcımın kendisi aleyhine bir kampanyaya döneceğini bilir, ona göre hareket eder.
Demek ki değilsin...
İçimizden biri gibi görünüp başka bir ülkenin çıkarları uğruna hüküm sürüyor olsan; bunun anlaşılmaması için bin dereden su getirirsin. Tarihte olduğu gibi hizmet ettiğin ülkeyle görüntüde düşman gibi olursun, ama perde gerisinden onların istediği her şeyi verirsin. Hatta başka düşmanlar yaratır hedef saptırırsın...
Bu da değilsin...

***

Gözünü iktidar hırsı bürümüş bir politikacı olsan; ülkenin bütün makamlarını ele geçirdikten sonra bir durursun. Bundan sonra yeni güçler elde etmek için değil, eldeki gücü korumak için mücadele etmeli, diye düşünürsün.
Bunun yerine tam tersini yapıyorsun; kendi iktidarına karşı da mücadeleye girişiyorsun.
Yıllarca milli irade, milli irade diye tutturdun, şimdi de milli iradeyi yok sayarak ayakta kalmak istiyorsun.
Bu, politikacı hırsıyla ifade edilecek bir hal değil...
Ülkenin bütün değerlerini yıkmaya yemin etmiş bir başka davanın adamı olsan; hangi davanın adamı olduğun belli olur. O zaman sana en çok karşı çıkanlar bile, helal olsun der, kendi bildiği davanın yolunda gözünü kırpmadan ilerliyor. On yıl önce dava yoldaşlarım dediklerinle bugün kanlı bıçaklısın.
Tamam ortada yıkılmadık değer bırakmadın ama yerine ne koyacağın da belli değil... Bu gidişle anayasanın adını bile “banayasa” diye değiştireceksin. Çünkü ne zaman ne istediğin belli değil. O günkü keyfine göre anayasa oluşacak...
Demek ki bir davan da yok...

***

O halde kimsin?
İktidarı zengin olma aracı olarak gören bir kişi olsan; hazineye göz dikersin, mala mülke göz dikersin, bir yerde sınırı olur. Tamam bu tür hırslarda sınır aramak da olmaz, ama belli bir noktadan sonra mal mülk edinmekten de bıkarsın. Ama... Memleketin satılan her değerinden pay almak... Yapılan her ihalenin içine kendi adamlarını sokmak... Devletin yardım kuruluşlarının yanına, devlet hazinesini kullanıp kendi sülalene ait yardım kuruluşları oluşturmak...
Bunlar neyle tarif edilebilir?
Osmanlı’da Lale devri vardı, sende sülale devri!
Demek ki salt zenginlik hırsıyla da tarif etmek zor...
Diktatörlüğe heveslenip kendi devletini kurmaya girişsen, bunun bile bir kanunu, bir kuralı olur. Herkes bilir ki, bu dönem şu kanunlar geçerli olacak. Diktatörler uymaları gereken bir kural olduğunu halka inandırır ki, iktidarlarını sürdürebilsin... Diktatörler yönetime el koyar, sana bu yetmiyor, seçime de el koyuyorsun.
Bu tarif de oturmuyor...
Padişahlığa heveslensen; ne olursa olsun halka rağmen bir şey yapamayacağını bilirsin. Değme kudretli padişahlar vardır ki, kendisini en güçlü hissettiği anda o dönemin kuralları içinde tahtını kaybetmiştir.
Bu da değilse kimsin?
Yoksa hepsi misin?
Bu gidişle dünyayı zapt etsen de kendini zapt edemeyeceksin!

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Şampiyonuz derken Şam piyonu olmak! 20 Eylül 2018 Per
Eren Erdem’in dosyası kabarıyor! 19 Eylül 2018 Çar
Soma’dan 3. havalimanına: 19. yüzyıldayız... 18 Eylül 2018 Sal