Vurun medyaya!

10 Eylül 2015 Perşembe

AKP hükümeti, geçen hükümetler döneminde zaman zaman uygulanan ancak dozu biraz kaçınca hemen geri adım atılan ne kadar çirkin siyaset yöntemi varsa gelenekselleştirdi.
Bunlardan biri de medyaya saldırı...
Vurguladığımız gibi başarısız hükümetlerin kabahati medyaya atması zaman zaman kara mizah konusu da olmuş bir uygulamadır. Ancak bugün, kabahati medyada bulmaktan öte iktidar yanlısı olmayan tüm yayın organlarının kökünü kurutmaya kadar varan bir densizlik söz konusu.
AKP iktidara geldiği günlerde doğrudan kendisine ait medyanın sayısının yetersiz olduğunu görünce, orta ve uzun vadeli planlar yaptı. Zaman içinde yazılı ve görsel medyada yönlendirme gücü yüksek bir güce ulaştı. Hükümet, gazetelere yönetici, genel yayın yönetmeni atama yöntemlerini çoktan geride bıraktı. Artık patron atıyor.
Patronun doğrudan hükümet tarafından atandığı bir medyada bağımsız habercilikten söz edilebilir mi? Böylesi yazılı ve görsel yayın organlarının sayısı iki elin parmaklarını çoktan geçti, dijitalleri saymıyoruz bile.

***

AKP, kendine ait medya yaratırken doğrudan kontrol edemediği yayın organlarını da akla gelen gelmeyen her yöntemi deneyerek istediği çizgiye getirmeye çalıştı. Deyim yerindeyse artık iflah olmayacaklarını bildiklerini ise susturma yolunu seçti.
Böylesi bir dönemden geçiyoruz...
İpin ucu AKP’de olunca susturmanın binbir türlü yolu var. Bunlardan biri yargı yoluyla susturmak. Başta Cumhuriyet ve Sözcü olmak üzere AKP’nin kendi çizgisine çekemediği pek çok gazetenin sorumlu yazıişleri müdürleri, yazarları, karikatüristleri haftanın en az 2-3 günü mesaiye adliyede başlıyor. “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturmalarının öteki hakaret davalarından farklı bir yönü var. Yasa koruyucu, cumhurbaşkanlarının toplumda genel kabul gören, sağduyulu, olabildiğince tarafsız kişiler olacağını düşündüğü için bu makama yönelik “hakaretleri” ayrı bir maddeyle düzenlemiş, daha da ağırlaştırmış, biraz daha ileri gitmiş, cumhurbaşkanlarını aileleriyle birlikte koruma altına almış. Örneğin cumhurbaşkanının oğlunu eleştirseniz bile o eleştiri doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na yapılmış gibi işlem görüyor.
İşte bu maddeyi fırsat bilen Cumhurbaşkanı, muhalif gördüğü yazarların her türlü eleştirel cümlesine karşılık dava açıyor. Sözcü gazetesi, dava sayısı 60’ı geçince köşeleri boş bırakarak derdini anlatmaya çalıştı.

***

Bütün bunlardan öte son medyayı susturma yöntemi ise fiili saldırı. Hürriyet gazetesinin 48 saat dolmadan art arda yaşadığı saldırının basın tarihimizde örneği yok.
Cumhurbaşkanı’nın canlı yayında söylediklerinden üretilen “suç” ete kemiğe büründü, Hürriyet’in etrafında göründü. Hürriyet’i ikinci Madımak haline getirmekle tehdit eden göstericilerin başına bir şey gelmemesi için güvenlik güçleri olağanüstü çaba harcadılar!
Birinci saldırı kesmemiş olmalı ki yeniden kalkıştılar...
Hürriyet’in yayıncılığına karşı yayın yapabilecek onlarca organ olmasına karşın yine de Hürriyet’i tehdit etme hırsından vazgeçmediler.
Ne yaparlarsa yapsınlar siyasi tarihin şu gerçeği her ülke için geçerli olmuştur:
Sonu gelen iktidar medyaya çatar!  


Yazarın Son Yazıları

Ş-ahlanış! 17 Ocak 2021
Demoktatörlük! 13 Ocak 2021
AİHM’den Uludere’ye! 27 Aralık 2020