Umut, hırs ve korkuyu yenecek...

21 Eylül 2015 Pazartesi

Siyasetin tonlarca tanımından biri şudur: Umut üretme sanatı.
Bu nedenle siyasetin “hayır”lardan çok “evet”lerle yapılması benimsenir. Zira insan evet dediği şey için daha büyük heyecan duyar.
1 Kasım seçimlerine giderken toplumun ciddi bir kesiminde umutsuzluk hâkim. Bunu besleyen pek çok neden var. Her şeyden önce toplumda şu soru bile net olarak yanıt bulmuş değil:
Seçim niçin yenileniyor?
Aslında bu soruyu soranlar yanıtını biliyor. O yanıt, umutsuzluğu körükleyen unsurların başında geliyor. AKP’ye oy verenler dahil, gelişmeleri biraz sağduyuyla biraz dikkatle izleyen herkes seçimlerin Erdoğan’ın gücü elinden kaybetme hırsı ve korkusu nedeniyle yenilendiğini biliyor. Zaten AKP de listeleri aynı korku ile yapmış. 7 Haziran seçimleri için listeler hazırlanırken topluma şu mesajı vermişlerdi:
-Yenilendik, yepyeni bir kadro ile yeniden başlayacağız!
Baktılar ki bu durum istedikleri sonucu vermedi. Şimdi şu mesajla 1 Kasım listesini yaptılar:
-Vallahi yenilenmedik, billahi yenilenmedik. Biz tıpkı 2002 ruhundaki gibiyiz. O günkü fabrika ayarlarına geri döndük!

***

13 yılda ülkeyi bugünkü hale getiren ekip, şimdi yeniden tek başına iktidar istiyor. Bunu yaparken sadece kendi gücünü kullanmıyor. Rakiplerini her türlü yöntemi kullanarak zayıflatmayı da siyasetin bir parçası haline getirdi.
Terörle mücadele de fiilen muhalefetle mücadeleye dönmüş durumda. Halkın, kan dökülmesin duygularını evirip-çevirip sandığa AKP oyu olarak akıtmak istiyorlar.
Güneydoğu’daki oyları artırmak için düne kadar sırtlarını döndükleri koruculara da sığınmayı ihmal etmediler. Yetmedi, sayılarını artırmaya giriştiler.
Batıda oyları artırmanın yolunun milliyetçilikten geçtiğini düşünüp, yine düne kadar “tahrik unsuru” saydıkları bayrağa sarıldılar.
Medyaya verilen gözdağını dün sütuna yatırdık.
Medyaya yönelik havuç-sopa politikası iş âlemine de uygulanıyor.

***

Bütün bunları anımsatıp, girişteki umut cümlesine dönelim...
Evet, tablo iç açıcı değil. AKP, kurduğu en zayıf hükümetle en densiz işleri yapıyor. Parlamentoyu işlevsiz hale getirdi, adeta 550 milletvekili ile icraat yapıyor havasında...
İşte umudu tam da bu mevsim üretmek gerekiyor. Burada birinci sorumluluk elbette siyasi partilere düşüyor. Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanan siyasi partiler AKP’nin yaratmaya çalıştığı, “tek devlet-tek part-itek iktidar” dayatmasının sahte olduğunu, tutmayacağını en iyi anlatacak güçtür.
Bunun yanında bir başka sorumlu, toplumda “kanaat önderi” olarak tanımlanan kişilerdir. Bunlar köşe yazarlarından sanatçılara kadar her kesimden olabilir. Bu kesimde ciddi bir umutsuzluk, “elveda ülkem” diye özetlenebilecek bir “kaybetmişlik” duygusu var.
Hayır, buna hakları yok.
Muhalefet partilerini eleştirebilirler, “sizler bize umut verseniz, biz bu halde mi olurduk” diyebilirler. Ama hiçbir şey, “elveda”ya haklılık kazandırmaz.
Bir parti, bir hareket, bir kişi ancak ve ancak kendisine “kaybettim” dediği an yenilir.
Bu ülkede demokrasiye inananlara, Türkiye’nin kuruluş temellerindeki o büyük hedefe, ortak paydaya inananlara kimse “yenildim” dedirtemez.
Bakmayın iktidarı gasp eden odakların kendilerini tek seçenek gösterip topluma “çaresizlik” duygusu vermeye çalıştıklarına, en büyük çaresizlik onlardadır.
Umut, hırs ve korkuyu yenecek.


Yazarın Son Yazıları

Ş-ahlanış! 17 Ocak 2021
Demoktatörlük! 13 Ocak 2021