Köşe Yazısı

A+ A-
Leyla Tavşanoğlu

Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver Eğitim işi bir tutkudur

30 Aralık 2012 Pazar

Üniversite-sanayi işbirliğine çok önem veriyoruz. Organize sanayi bölgeleriyle çok yoğun çalışıyoruz. Organize sanayi bölgelerindeki işgücü ihtiyacını hesaplayarak ona göre eğitim programımızı planlıyoruz. Stajları ona göre formüle ediyoruz.

Çok önem verdiğimiz başka bir konu sosyal sorumluluk projeleri. Yönver dediğimiz bir projemiz var. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’yle birlikte bu proje üzerinde çalışıyoruz. Bu proje kapsamında devlet okullarındaki rehber uzmanları yetiştiriyor, güzel bir eğitimden geçiriyoruz.

LEYLA TAVŞANOĞLU

Kültür Okulları ve Üniversitesi üçüncü kuşak Akıngüç ailesi tarafından yönetiliyor. Dede Akıngüç, dokuz yıl Berlin’de kaldıktan sonra 1930’lu yıllarda yurda dönünce Eskişehir’de mektupla eğitim veren bir açık öğretim okulu kuruyor. Okulun 200 kadar öğrencisi oluyor. Aile daha sonra İstanbul’a taşınıyor. Bir çeşit dershane olan Kültür Ders Evi oluşturuluyor. İkinci kuşak Akıngüç Fahamettin Bey İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdikten sonra birkaç yıl müteahhitlik macerasının ardından bu işin kendisine göre olmadığını anlayıp kendini eğitime veriyor. Bugün Kültür Okulları 71. yılını idrak etmiş durumda. Üçüncü kuşak Akıngüç olarak Fahamettin Bey’in kızı Bahar Akıngüç Günver şu anda İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı ve İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu üyesi. Bahar Akıngüç Günver’le ülkedeki eğitimin durumu ve Kültür Üniversitesi’ni konuşuyoruz:

Epeyce uğraşmalardan sonra İstanbul Kültür Üniversitesi’ni kurmuştunuz. Bunun öyküsünü anlatır mısınız?

B.A. - Babam ailenin anayasasını hazırlamıştı. Derken vakıf kuruldu ve 1997’de Kültür Üniversitesi eğitime kapılarını açtı. Babam üniversitenin kuruluş aşamasında çok yoğun çalıştı. Zaten mütevelli heyet başkanıydı. Üniversiteyi 152 öğrenciyle kurduk. Ama bugün geldiğimiz nokta çok farklı. Şu anda yüksek lisans programıyla birlikte dokuz bin öğrencimiz var. Dördüncü rektörümüzü atadık. Kendisi bir hanım; Prof. Dr. Semahat Demir. Benim Robert Kolej’den de arkadaşım. Kendisinin farklı bir vizyonu var. Üniversiteyi deneyimli hocalarla kurmuştuk. Artık 15-16 yıl sonra üniversitenin bir dönüşüm geçirmesi gerektiğini görüyorduk. Babam da zaten dört yıl önce mütevelli heyet başkanlığını bana devretmişti. Artık bugün üniversite Semahat Hanım’la bir dönüşümden geçecek; daha uluslararası alana yayılacak, üniversite-sanayi işbirliğinin artmasına daha önem verecek.

Kültür Üniversitesi’nde kaç fakülte var?

B.A. - Yedi. Son olarak eğitim fakültesini de açtık. Öbürleri fen-edebiyat, sanat -tasarım, iktisadi idari bilimler, hukuk, mimarlık, mühendislik fakülteleri. Eğitim fakültesinin iznini çok zor aldık. Bunun dışında yüksek lisans ve inşaat mühendisliği ve hukuk fakültelerinde doktora programlarımız var. Bir de Beyin Dinamiği ve Kondüsyon Merkezi’nde beyin araştırmaları yapılıyor. Orada da doktora programını başlatmak üzereyiz. Yirmiye yakın yüksek lisans programımız bulunuyor. Sürekli eğitim merkezimiz de faaliyette. Kültür Üniversitesi çok hızlı büyüyen bir eğitim kurumu. Düşünün ki 15 yılda 152 öğrenciden dokuz bin öğrenciye geldik.

Üniversitede enerji depoluyoruz

“Misyona Karşı Para” adlı bir kitabı çeviriyorum. Milyoner gibi davranmanın yeterli olmadığını düşünmeye başladım. Güzel işler yapıyoruz ve ben bu işi seviyorum

Üniversitenin çok hızlı büyümesi zorlukları da beraberinde getirmedi mi?

B.A. - Getirmez olur mu? Tabii ki getirdi. Örneğin üniversitenin fiziki yapısını anlatmam gerekirse beş bin metrekare kapalı alanla başladık. Bugün 75 bin metrekare kapalı alanımız var. Şu anda altı binada hizmet veriyoruz. Ana kampus Ataköy’de. Ama Bakırköy İncirli’de de bir kampusumuz var. Vakıf üniversiteleri içinde bayağı büyüklerden biri haline geldik. Babamla bir süredir hep konuşuyorduk. Artık dönüşüm yapma zamanının geldiğini görüyorduk. Yeni rektörümüz Semahat Demir’le bu dönüşümü gerçekleştirebileceğimize inanıyorum. ABD’de uzun yıllar bulunmuş, önemli projelere imza atmış bir bilim insanı. Kendisi biyomedikal mühendis. Bütün bu deneyimlerinden yararlanarak onunla güzel işler yapacağımızı düşünüyoruz. Şu anda üniversitenin stratejik planını yapıyoruz. Bir de 700 kişilik güzel bir salonumuz var. Orada konserler, bale gösterileri düzenliyoruz. Bir sefer Rusya’dan Bolşoy Balesi’ni de getirmiştik. Bizim o bölgede bir kültür merkezi yaratma çabası içindeyiz. Resim sergileri düzenliyoruz.

Sizin bu kültür programları öğrencileri ilgilendiriyor mu?

B.A. - Şu anda pek ilgi duymuyorlar. Bazen çok idealist gittiğimizi düşünmüyor da değilim. Ben yayınevi işini de çok seviyorum. Bir kitap tercüme edeceğim. Üniversitelerin gerçeğini anlatıyor. İngilizce ismi “Mission Versus Money” (Misyona Karşı Para). İngiltere’de basılmış. Üniversitelerde zaman zaman misyonla para birbirine karıştırılmış gibi oluyor. Arada birçok misyoner gibi davranıyoruz galiba, biraz da mali işlere bakalım, diyorum. Çünkü az buz yatırım değil. Çok ciddi paralar yatırıyoruz. Aslında eğitim işi çok güzel. Adeta bir tutku. İnsanı genç tutan ve heyecan veren bir iş. Geçen akşam üniversiteden çıkarken eşimi arayıp biraz gecikeceğimi söyledim. “Bugün de güzel işler yaptık. Ben bu işi seviyorum” dedim. Duygularım böyle. Bir de bu yıl ikinci öğretime başladık. Akşam öğretimi. İnsanlar işlerinden çıktıktan sonra akşam derslerine geliyorlar. Kütüphane cıvıl cıvıl. Herhalde bu hareketlilik bize iyi enerji veriyor. Aynı durum babam için de geçerli. O da üniversitede enerjisini depoluyor.

Siz üniversite-sanayi işbirliğine çok önem verdiğinizi söylediniz. Bu işbirliğini geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

B.A. - Dediğiniz gibi üniversite-sanayi işbirliğine çok önem veriyoruz. Organize sanayi bölgeleriyle çok yoğun çalışıyoruz. Organize sanayi bölgelerindeki iş gücü ihtiyacını hesaplayarak ona göre eğitim programımızı planlıyoruz. Stajları ona göre formüle ediyoruz.İstanbul Kalkınma Ajansı’yla Mülkiyeliler Vakfı, İstanbul Kültür Üniversitesi’yle birlikte girişimcilikle ilgili gençlere eğitim verecek. Çok önem verdiğimiz başka bir konu sosyal sorumluluk projeleri. Yönver dediğimiz bir projemiz var. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’yle birlikte bu proje üzerinde çalışıyoruz. Bu proje kapsamında devlet okullarındaki rehber uzmanları yetiştiriyor, güzel bir eğitimden geçiriyoruz

Öfke yönetimi eğitimi yapıyoruz

Bir de Kültür Üniversitesi olarak üniversiteye girişlerdeki ölçme-değerlendirme işlemlerini yapıyorsunuz.

Ayrıca Hukuk Fakültesi’nin içinde Ceza Hukuku Uygulama Merkezimiz var. Geçen yıl İETT Genel Müdürlüğü’yle yürüttüğümüz bir proje çerçevesinde altı bin otobüs şoförüne öfke yönetimi konulu eğitim verdik. Bu konuda çok iyi geri dönüşler aldık. Bu da bizi bir hayli yüreklendirdi. Bu da bizim önem verdiğimiz sosyal sorumluluk projelerimizden birisi. Ceza Hukuku Uygulama Merkezi bir de İzmir’deki okullarda şiddetle ilgili bir araştırma yapıyor. Öğretmenlere de şiddete karşı eğitim veriyor. Bu sosyal sorumluluk projelerini çok büyük keyifle yapıyoruz.

Sosyal medyayla sanata yönlendiriyoruzi

Siz üniversitenin bulunduğu bölgeyi bir kültür merkezi haline getirmek istediğinizi söylediniz. Başka kültür etkinliklerinizi anlatır mısınız?

B.A. - Üniversitenin oditoryumu, sanat merkezi, orada açılan sergiler, öbür tarafta verilen konserler, bale gösterileri bizim için çok ciddi toplumsal hizmetlerdir. Orası artık Ataköy,Yeşilköy, Bakırköy, arka tarafta Sefaköy, Güneşli bölgesinin bir kültür merkezi, dışarıya açılan penceresi durumunda. Aynı zamanda olaya öğrenci açısından da bakmak lazım. Çünkü öğrenci etkinlikleri yorumluyor, istiyor ve değerlendiriyor. Artık gençler için bir sanat eserini takdir etmek bile çok büyük bir hadise. Düşünün ki hayatı boyunca sanat galerilerine, konsere, bale gösterisine gitmemiş gençler var. Buna biraz sosyal medya da yol açtığı için biz şimdi sosyal medyayı da kullanıp onun üzerinden belli değerleri aktarmaya çalışıyoruz.

Nasıl yapıyorsunuz bunu?

B.A. - Örneğin bu yıl 60. Yıl Oditoryumu’ndaki etkinlikleri sosyal medya üzerinden yayıyoruz. Çünkü gençler ya Twitter’da ya da Facebook’talar...

PORTRE

Bahar Akıngüç Günver

DR. BAHAR AKINGÜÇ GÜNVER
Ortaöğrenimini Robert Kolej’de, yüksek-öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yaptı. ABD’de California Üniversitesi Irvine College’de eğitim yönetimi konusunda yüksek lisans derecesini aldı. 1989’da Türkiye’ye döndükten sonra Kültür Okulları’nda çalışmaya başladı; anaokullarını, fen lisesini kurdu. 1997’de aile işletmeleri üzerine doktorasını aldı. Şu anda Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı ve Kültür Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi.

Tümü Leyla Tavşanoğlu - Son yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015 Paz
TBMM’ye magandalar hâkim 22 Şubat 2015 Paz
MİT Erdoğan’ın arka bahçesi 15 Şubat 2015 Paz