Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Seçmenin alışılmadık suskunluğu

27 Ekim 2015 Salı

Seçmenin seçime gün sayarkenki alışkın olduğumuzun ötesindeki sessizliğini neye yoracağız? Seçime gün sayarken özellikle büyük kentlerde sokaklara yansıyan sessizliğin adını dürüstçe koymaya çalışırsak, “kaygı, korku, güvensizlik..” mi demek gerekiyor?.. Japonları şaşırtan sandık başı kavgasını saymazsak, metro-metrobüs, otobüsler, hele de minibüs, taksilerde çok alışkın olduğumuz seçim günleri sohbetlerinin yerini alan suskunluk, oyların son dakika sohbetleri, tartışmaları ile değişmeyeceğine ilişkin önyargı ile açıklanabilir mi? Yoksa öfke patlamaları en çok da terör korkusu paniği mi?
İnsanın doğası gereği kendi vereceği oy doğrultusunda oy artışını isteme duygusu bu kadar ağır körelmiş ya da umutsuzluk bu kadar baskın çıkmış olabilir mi? En kötüsü konuşmaya başlarsak, patlamaya hazır bomba öfke patlamalarının sonuçlarından mı çok korkar olduk? Kuşkusuz son Ankara katliamı tuz biber, kanlı terörün kitlelere saldığı korku, insanların kalabalıklardan kaçışını getirdi. Eğlence, alışveriş merkezlerinden, sokaklardan kaçış gözle görünür boyutlarda... Televizyon kameralarına yansıtılmasında elden gelen yapılsa da, İktidarlarının coşkulu meydan mitinglerinden de, saadet zinciri çıkar ağı içinde, iktidar gücü ile onca zorlamaya karşın, eser kalmadı.
Muhalefet oylarının düşürülmesine ilişkin, her türden hukuk dışı, antidemokratik baskı seferberliği, medyatik sonuçları üzerine söylenecek sözün anlamı kalmadı... Doğrusu gündüz gece, her yerde Cumhurbaşkanı, Başbakan.. odaklı, seçmene yönelik tehditlerin artık oy kayıplarını toparlamadan çok, ters etki yapma olasılığı da hafife alınmamalı. Muhalefet seçmenini caydırma, korkutma, sandığa getirmeme hamlelerinin bile ters tepme olasılığı söz konusu olabilir... Seçmenin içine kapanık suskunluğunu sandıktan kaçış olarak okumak isteyenler varsa da, tersine bir biçimde oy hakkına ilişkin özsavunma olarak yorumlayanlar da var...

***

Gerçek şu ki sandık sonuçları, anket şirketlerinin öngörülerinde olduğu üzere bir önceki seçimden çok farklı bir tabloyu ortaya çıkarmayacaksa, mantığın dediğinin aksine, seçim sonrası yaşanacaklar bir öncekinden çok farklı gelişmelere gebe... Meclis çalıştırılmayarak bir önceki gibi seçim sonuçlarının yoka sayılmasının, gündeme bile gelemeyeceği kadar yeni yaşamsal sorunlarla yüz yüzeyiz... Cumhurbaşkanlığı, İktidarları liderliğinin, AKP’nin yönetim kadrolarını, kamu kurumlarının işletilmesini, Meclis’i, yargıyı bu kadar ağır baskılarla çalıştırmayarak yeni seçim sonrası da istenen doğrultuda sonuç alamaması; siyaseten baskı gücünün dibe vurması anlamına gelecek...
İktidarlarının seçmenleri üzerindeki saadet zincirinden beslenen büyüsü zaten çoktan kırılmıştı. 21. yüzyıl otoriterliğinin her türden baskı ve tehdidi ile artık yandaş seçmeni üzerindeki disiplin gibi, medya, yargı, kamu kurumları, AKP üzerindeki denetim gücü de hızla erozyona uğrayacaktır... Ülke artık ya Pakistanlaşmak ya da demokrasiye yeniden dönüş seçenekleriyle karşı karşıyadır.
Özalizmi, asıl gücünü emperyal dünyanın da destek verdiği ekonomik model değişimi, çıplak olarak 12 Eylül darbesinden aldığını doğru okursak... 12 Eylül askeri darbesi ile Türkiye’ye dayatılan, ilk sivil iktidar olarak da Özal’ın ANAP’ına yarayan, anayasal, yasal yasaklı düzenin başmimarı olduğunu anımsarsak... Ülkenin insan hakları, demokratik düzen, hele de sivil toplumsal örgütlenmeleri, sendikaları, solunun yıkımını getiren tüm yasaklardaki katkısını görebilirsek... 12 Eylül öncesi işveren örgütleri çatısı altındaki çalışmaları, yazılı belgelerine bakmak yeter. 12 Eylül darbe yönetiminin sözü en çok geçen ideolojik danışmanlığı cabası... Sonrası sivil iktidar vitrini için yapılanları anlatmaya bu köşe yetmez. Sonuç, cunta yönetiminden çok daha ağır toplumu ezen sonuçlar Özalizm yönetiminde yaşanmıştır... Ülkemiz insanının yaşamsal birikimlerinin dibe vuruşunu görmek kolay olmamıştır... Büyü bozulduğunda da, en son büyük madenci direnişleri.. Özal’ın Köşk’e kaçışının sonrasında, çıkar zincirine oturtulmuş partisi dağılmıştır...

Tümü Şükran Soner - Son yazıları

Saray’ın kendi kalesine golleri 23 Mart 2019 Cmt
Öldüren yapılardan, rantla, canlar kurtarılamaz 19 Mart 2019 Sal
Sarayın seçim taktikleri tepetaklak 16 Mart 2019 Cmt