Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Aklımın Ermediği İşler...

6 Şubat 2009 Cuma

Eskiden bu başlıkla yazdığım yazılara numara koyardım.

Ama aklımın ermediği işler artmayı sürdürdüğünden numaralamada ipin ucunu kaçırmış durumdayım.

***

Gazeteci kimliğiyle bakınca bizdeki siyaseti anlayabilmek daha da güçleşiyor.

Çünkü gazetecilerin eskiden yazdıklarını yok sayarak yeni bir yola girmeleri, en azından dönek suçlaması ile nitelendirilirken, aynı yöntemi uygulayan siyasetçiler kahraman ilan ediliyor.

İtiraf edeyim ki son örnekler kafamı daha da karıştırıyor.

Bazı örnekleri sizlere de aktararak, içinde bulunduğum durumun benim kalın kafalılığımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmeme yardımcı olmanızı istedim.

***

Davosta yaşanan kriz, yalnızca Türkiyeyi değil, dünyayı da yakından ilgilendiriyor.

Başbakanın tavrını öven de var yeren de. Davranışının planlı programlı olduğunu söyleyen de var, anlık kızgınlık tepkisi diye nitelendiren de.

Bu konuya girmek, uzmanları varken bana düşmez, diye düşünüyorum.

Ama bizdeki siyasetçiliğin ne menem bir iş olduğunu göstermesini önemsiyorum.

Siz kalkın Sen diye başlayın ve şehadet parmağınızla muhatabınızı göstererek suçlamalarda bulunun, ardından kameralara yaptığınız açıklamada Ben o sözleri moderatöre söyledim deyin.

Birden gerginleşiveren ortamı rahatlatmak için başvurulmuş bir yöntem olduğu belli. Bu nedenle de yerlisi yabancısı üzerine atlayıverdi.

Düşünebiliyor musunuz; aynı yöntemi bir gazeteci kullanmış olsaydı neler olurdu?

***

Köşe yazarlığı Türkiyede en çok tartışılan konular arasında yer alıyor.

Sayılarının çokluğundan tutun, yazdıkları konulara kadar eleştiriler yöneltiliyor.

Ben genelde köşe yazarlarını iki gruba ayırıyorum. Bunlardan birincisi ne yazdığı merak edilenler. İkincisi de hem ne yazdığı hem de nasıl yazdığı merak edilenler.

Çetin Altan ikinci grubun önde gelen yazarlarından biridir.

Gazeteciliğinin yanında romancılığı, tiyatro, deneme yazarlığı da önemlidir.

60 yılı aşan yazı ve yazın yaşamı nedeniyle, 2008 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü özel jürinin oybirliğiyle kendisine sunuldu.

Ödül töreninde ben de bulundum ve konuşmaları dikkatle dinledim.

Not almadım ama töreni izleyen muhabir arkadaşlarımın aktardıklarını naklediyorum.

Sayın Başbakan konuşmasının bir bölümünde dedi ki:

Eleştirel akıl olmadan, eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız. Söz olmadan, yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz.

Acaba diyorum, Adalet Bakanlığına ya da avukatlarına sormuş olsaydı, böyle cümleler kurmak içine siner miydi?

Çetin Altana ödülünü sunarken, almayın, okumayın dediği bir gazetenin yazarı olduğunu unutmuş gibiydi.

Ben Başbakanın bu yaklaşımını, gazetecilere yönelttiği haksız suçlamaların da geride kalacağı bir başlangıç olacağını düşünmüştüm. Ama konuşmasında gazeteci sözcüğü bir kez bile geçmeyince hayal kırıklığına uğradım.

Çetin Altanın konuşmasının bütünü gibi, şu sözleri de anlamlıydı.

Anadiline layık olmanın lezzetine özenmiş bir insanı, kalkıp da bir kâtip gibi görerek, kendi propagandasını yapmak zorunda bir insanmış gibi değerlendirmek, kendi anadilinin büyük çınarlarıyla süslenmiş bir dünyanın tadından uzak kalmak demektir.

Kafamın karıştığını söylerken haksız mıymışım?

[email protected]