Server Tanilli

Masal ve Gerçek...

07 Şubat 2009 Cumartesi

Davos toplantısının ardından bir masala başlandı: Davos duruşundan, Davos fatihliğinden söz ediliyordu.

Fatih de Türk Başbakanı Erdoğan.

Allandı pullandı.

Olayın Müslüman dünyasındaki yankılarından bahsediliyor ve bunun ileri günlerde açacağı ufuklar ballandırılıyordu.

Gazetelerde, televizyonlarda baş konu budur ve bir süre o olacaktır. Öyle olacaktır; çünkü olay, Ortadoğuda, giderek dünya barışında, elbette Türkiyede gelecek ondan etkilenecektir.

Konuya hassas bir noktadan girelim.

*

İsrail - Filistin sorunu Ortadoğunun başta gelen konularından biridir. Gerçekler açısından çözülmemiş, öyle kalınca da soysuzlaşan bir sorundur. Konuya, başka sorunlar da gelip eklenmiştir.

Bunların çözümünde Türkiyenin hakemliği önemlidir ve hep aranmıştır. Nitekim bir süredir, Türkiyenin, Başbakan olarak da Erdoğanın ortalarda dolaşması bir gerçektir.

Son haftalarda İsrailin, Gazzedeki halka karşı giriştiği saldırı, gerçekten bir vahşet görünümündeydi. Batı, neredeyse kulak ardı etti olayı, bütün İslam dünyası, bu arada Türk halkı lanetledi ve haklıydı.

Geçen hafta başlayan Davos Forumu, İsrail - Filistin sorununu gündeme getirmek bakımından bir fırsattı. Böyle bir adla olmasa da, Peresin yanı sıra, Erdoğan da bir oturumda bir araya geldiler.

Erdoğan, yakındığı 12 dakika içinde, toparlayıcı bir konuşma ile sorunu ortaya koyup barışçı bir çözüme varabilirdi.

Olmadı...

Erdoğan, konuya İsrailin saldırısı olarak bakıp, Perese -ağzını bozup- hakarete kadar gitti. Hamasa ise değinmedi: İsrail, saldırısının nedeni olarak, üstüne yağan füzeleri gösteriyordu. O füzeler ise Filistine yerleşen Hamasın marifeti idi. Hamas da, İrana dayanan terörist bir topluluk idi.

Böylece, Erdoğanın elde ettiği, Davos fatihliği değil bir skandala yol açmasıdır; daha da vahimi, Türkiyeyi İran ve Hamas çizgisine oturtmuştur.

Batı ise, olan bitene karşılıkta bulunacaktır...

*

Nitekim, Batıdan sesler arka arkaya geliyor: Birkaç gün önce, Le Monde, Erdoğanı, “Arap sokağının yeni kahramanı olarak niteliyordu.

Başka gazetelerde başka nitelemeler ve suçlamalar var.

Amerikada Yahudi Cemaatinden art arda mektuplar gönderiliyor: Erdoğanın Davostaki tavrının Türkiyenin imajına zarar verdiği belirtiliyor. Olan bitenin, Musevilerin Türkiyede güvenini tehlikeye soktuğundan da bahsediliyor...

Ancak Erdoğanın çıkışının Türkiyede ve Arap dünyasında büyük yankılar yaptığı da bir gerçektir. Onlar arasında, yazarken akli dengesini kaybedenler de var.

Örneğin, Lübnanda yayımlanan ve Arap ülkelerinde de satılan Dar El Hayat gazetesinde yer alan Cihad El Hazen imzalı yazı, Erdoğana övgüler yağdırdıktan sonra şöyle diyor: Erdoğan, bir Müslüman olarak bizi gururlandırdı. İsrail zulmüne sessiz kalan liderlerimiz yüzünden Arap olduğumuzdan utanıyorduk, onurumuzu ve şerefimizi Erdoğan kurtardı. Osmanlı Devleti yeniden kurulmalı. Erdoğan, halife ve padişah ilan edilmeli. Tüm Müslüman dünyasının başına geçmeli!

O sese bizde de sesini ayarlayanlar da az değildir...

*

Ne var ki, masaldan daha ağır çeken gerçeklerdir.

Ülkemizde ise, çarpıcı gerçekler yüz yüze; başta da ekonomik sorunlar.

Kapitalizmin bunalımı, bütün ağırlığıyla Türkiyeyi bastırmıştır ve koşullar gitgide kötüleşiyor: İşsizlik günden güne yaygınlaşıyor ve derinleşiyor. Otomotivdeki bunalım, işsizliği daha da sarstı.

İhracat günden güne azalıyor.

Bu tablo ise hükümeti irkiltmiyor; onu en başta düşündüreni, gelecek seçimler. Seçimlerde, Davostan yayılan masal bilinçlere daha da üflenecek. Zaten, bu masal, en başta yakındaki seçimler için icat edildi. Belki, onun için de işe yarayacak.

Ama bir noktaya kadar her şey!

O noktadan sonra, sahtekârlık bilinçlere çarpacak ve oyun bitecek. Herhalde, en önde bu oyunu düzenleyenler ezilecek; daha doğrusu, ezilmeli...