Köşe Yazısı

A+ A-
Meriç Velidedeoğlu

İslam adına terör

20 Kasım 2015 Cuma

Günümüzde “dini terör” kavramı yerini neredeyse “İslami terör”e bıraktı; böylece genel anlamdaki bu “dini terör” (dinci terör) kavramına bir belirleme getirilmiş oluyor “Müslüman” teröristlerce.
Ayrıca, “din adına savaş” olan “cihad”ın da, doğrudan “İslam adına savaş” olduğu da vurgulanmış oluyor. Kuşkusuz “cihad” yolunda ölenlerin ödülünün “cennet” olduğu da iyice vurgulanmış oluyor.
Durum böyle olunca, bu ödül “13 Kasım 1915” günü Paris’teki “canlı bombalar” için de geçerli mi? “Onlar da mı cennetlik” diye sormaktan insan kendini alamıyor; hele Paris’teki cankıyımında, “Bataklan Konser Salonu”nda yaralı bir kadının cep telefonuyla, “Herkesi boğazlarından keserek öldürüyorlar bir bir...” söyleminden sonra.
Din adına, dini kullanarak böyle bir “vahşet”in yapılması nasıl düşünülebilir?
Oysa deniyor ki, bu “Köktendinci İslamın işidir!”, “Batı”lı kaynaklar da “Radikal İslam”dan söz ediyor; kimileri de “Siyasal İslam”ın “köktendinci” bir kolu olduğunu düşünüyor.
“ABD”nin Başkanı -Cumhurbaşkanı R. Tayyib’in deyişiyle- “Dear Barack” da, işte bunun için “Ilımlı İslam”ı ortaya koyduklarını anımsatırcasına, “IŞİD, İslamı temsil etmiyor!” diye vurguladı basın toplantısında.
Bu son beş-on satırlık bölümde bile kaç tür “İslam”dan söz edildi; “Köktendinci, Radikal, Siyasal, Ilımlı İslam”.
Ve bilindiği gibi hepsi “İslam” adına konuşuyor ya da konuşturuluyor; örneğin, Batı’nın daha doğrusu Batı emperyalizminin “Radikal İslam” dediği, “Köktendinci İslam”a şöyle bir değinelim dersek, İslam dinini “oluşturan ilkeleri, kuralları, uygulamaları kesin, eksiksiz kabul” yorumuna ulaşılır; ayrıca da bunların tümünün çok ayrıntılı olarak dinin yazılı -temel- kaynağında ve öteki dinsel kaynaklarda yer aldığı da açıkça ortadadır.
Konuyu bu bağlamda ele alınca, “cihatçı teröristler”in, kafa, kol, el, ayak -çapraz olarak da- kesmek, böylece “zülm”le can almak dinde de -dolaysiyle dinin yazılı kaynaklarında da- yer alıyor mu, sorusu da insanın aklına gelebilir ister istemez.
Kuşkusuz bunun yanıtını din adamları, din bilginleri -öyle yuvarlak sözlerle değil- doyurucu yoğunluktaki bir anlatımla verebilirler, vermelidirler de.
Ayrıca, “Terörün dini yoktur!” vurgulaması da yapılıyor; kuşkusuz öyle; bu söylemin din olgusunu korumaya yönelik bir yanı var; çünkü -bir bakıma- “dinci terör”ü “yok” sayıyor; ne ki bu durumdan emperyalizm yer yer yararlanıyor.
Bu saptamaya -dinci terörün olmadığına- kitaplı “üç” din açısından bakarsak, ilkinin halkı (İsrailoğulları) “Ortadoğu”da yurt edinmek için, buranın yerli halkıyla yapacakları savaşın -sivil insan ve doğa kıyımının- nasıl gerçekleşeceği bütün ayrıntılarıyla, kutsal kitaplarında yer aldığı bilinir.
Batı emperyalizmi, “Ortadoğu”yu avcunun içinde tutmak için, “1. Dünya Savaşı”ndan sonra, onların bu inanışlarından yararlanarak “İsrail toplumu”nu “Filistin”e yerleştirecektir; bugün Filistin’de yaşananların özünde, bu durumun izlerini görmeme olanağı yoktur...
İkinci kitaplı din olan Hıristiyanlığın ise, tarihsel sürecinde bir “Reform” geçirdiği, “Aydınlanma” döneminin ürünü olan “1789 Fransız Devrimi”yle de “laiklik”le tanıştığı, böylece -kuşkusuz inananlarıyla birlikte- çağa “uyum” sağlayarak dünyasal yaşamda, bir üstünlük elde ettiği kolay kolay yadsınamaz.
Bu gerçeği biz “İslam dünyası” kabul etmese de, etmesek de, “Batı emperyalizmi”, bunu günümüzde de açıkça dile getiriyor; içlerine almaları için kapısı önünde yıllarca beklediğimiz, beklemekte olduğumuz “AB”, bu birliğin bir “Hıristiyan Örgütü” olduğunu yeri geldikçe keyifle vurgulamaktan çekinmiyor; “ABD” ile birlikte bize de “İslam” dininin yapısını, yeniden düzenleme önerileri getiriyor, “Ilımlı İslam” gibi...
Yine “ABD” de içinde olmak üzere Batı emperyalizmi, bu üçüncü son kitaplı dinin halklarını, ülkelerini yıllarca sömürmeleriyle ektikleri “kin” tohumlarının gelişerek dışavurulması, Paris’teki gibi yöntemlerle olunca kuşkusuz “İslam” dünya kamuoyu gündemine oturtuluyor.
İslamın “1400 yıl” önceki yaşam kurallarının olduğu gibi sürdürülmesi isteminin küreselleşen dünyada yarattığı sorunlar yine ele alınıp ortaya konularak, “İslam korkusu” körükleniyor.
Ne yapılması gerektiğini, Türkiye, “1923 Atatürk Devrimi” ile ortaya koydu; ne ki bu devrime de en büyük karşı oluş, yine bu emperyalist kaynaklardan geldi; kuşkusuz yine “İslam”ı kullanarak...

Tümü Meriç Velidedeoğlu - Son yazıları

‘100. yıl’ 17 Mayıs 2019 Cum
Gazetemiz ‘Cumhuriyet’ 10 Mayıs 2019 Cum
10. Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer 3 Mayıs 2019 Cum