Köşe Yazısı

A+ A-

Yeni Bir 'Eğitim' Kavramı...

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Evet, artık hiçbir şey “eskisi” gibi olmayacak. Ama “yeni”nin zamanla “eski”ye benzememesi için yapılması gereken pek çok şey var. Sayın Çağrı Kınıkoğlu’nun geçen cuma SOL gazetesinde çıkan “Geri Düşmemek İçin İleri Sıçrama Zamanı” başlıklı yazısında, bundan sonra yapılması gerekenlere ışık tutabilecek çok önemli bir soru vardı: “Haziran Direnişi simgesel değil, niteliksel anlamda nasıl sıçramalara, dönüşümlere gebe olabilir?”
Kanımca
“eğitim”, bu sorunun sorulması gereken en önemli alanlardan biri. Olayı biraz daha genelden özele bir çizgide ele almak istersek, şöyle de diyebiliriz: Gezi Parkı Direnişi ile oluşan ve ortaya çıkan o yepyeni enerjinin en verimli biçimde değerlendirilebileceği alanlardan biri de üzerinde yeterince durulmamış, zamanla yıpranmış/yıpratılmış ve varılan noktada anlamını neredeyse yitirmeye yüz tutmuş kavramlara yeniden geri dönmek, bu kavramların içerikleri bağlamında, gerekiyorsa eğer, sil baştan yapmaktan bile kaçınmamak ve yeni bir binyılın eşiğinde bu kavramları bugünün ve yeni geleceğin ihtiyaçlarını karşılar hale getirmek.
Eğitim, ülkemiz açısından bu kavramların başında geliyor. Bu önceliğin iki temel nedeni var. Birinci neden, ülkemizde eğitim kavramının ve kurumunun Köy Enstitülerinin 1953’te resmen kapatılmasından bu yana duraklamalar ve zaman zaman da -tıpkı şimdilerde görüldüğü üzere- gerilemeler yaşaması. Bugünün Türkiyesi, dünyada eşi az görülür bir
“üniversite enflasyonu”nun yaşanmasına rağmen, bir bakıma artık Köy Enstitüleri ile yakalanmış olan çizginin gerisinde. Şimdi biliyorum, bu saptamama: “Yok artık! Öyle şey olur mu?” diye karşı çıkanlar olacaktır. Fakat gerçekler yalnızca onlara karşı çıkılarak değiştirilebilseydi eğer, pek çok sorunun çözümü kolay olurdu. Oysa olumsuzluğun eksenine yerleşmiş gerçekleri doğru eksenlere yerleştirmenin yolu, ancak onları oldukları gibi görmeyi göze alabilmekten geçer.
Türkiye’de ellili yıllardan bu yana eğitim kavramı giderek hızlanan bir erozyonla yıpranıyor, çünkü en önemli nokta üzerinde, başka deyişle
“eğitimin amacı” üzerinde artık hemen hiç durulmuyor. Öyle ki, eğitim neredeyse yalnızca “eğitim diye bir şey her ülkede bulunduğu için” yürütülür oldu. Bu bağlamda -örneğin üniversitelerdeki yabancı dilde eğitim gibi- tüyler ürpertici bir taklit furyasından ve eğitimin öteki basamaklarında da her şeyden ağır basan bir ezbercilikten başka bir şeye rastlanmaz oldu. Bütün bunların sonucunda resmi eğitim politikamızın temeli, öğrencilere nasıl düşünmeleri gerektiğinin öğretilmesine değil, fakat neleri düşünmeleri gerektiğinin ezberletilmesine dayanıyor.
Böyle bir eğitimin hedeflendiği iklimlerden eleştirel düşünebilen kafaların çıkabilmesi olanaksızdır.
Bugünkü iktidar, on yılı aşan geçmişi boyunca eğitim kavramı bağlamında zaten egemen olan kargaşadan, daha doğrusu boşluktan çok iyi yararlandı ve bir Cumhuriyet toplumu yetiştirme hedefinin yerine bir cemaat oluşturma hedefini koydu. Oysa Haziran Direnişi, bir kez toplumsallaşma yönünde dümen kırmış bir gençliğin hiçbir bakımdan bir cemaatin kalıplarını kabullenmeyeceğini açık ve seçik gösterdi. Şimdi yapılması gereken, bu kabullenmeyişe uygun bir eğitim kavramını oluşturabilmek.
Konuyu sürdüreceğiz.

\n