Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Mehmet Faraç

İmralı sürecinde PKK / 2

10 Mart 2009 Salı

Asrın operasyonu

Abdullah Öcalan sona yaklaştığının farkında değildi. Yunanlıların kendisini Atina’ya götüreceğini sanıyordu. Oysa Güney Kıbrıs’taki Korfu Havaalanı’ndan sonra Hollanda yolculuğu başlamıştı. Orada siyasi sığınma hakkı alabileceğini düşünüyordu. Öcalan’ı taşıyan uçak Minsk Havaalanı’na indiğinde PKK liderinin hayalleri orada da suya düştü. Hollanda makamları kendisini kısa bir süre sonra geri gönderdi. Öcalan gergin ve yorucu bir yolculuğun ardından yeniden Atina’ya sonra da Güney Kıbrıs’taki Korfu’ya indirildi. Öcalan buradaki askeri üste iki gün geçirdi, ancak örgütün Irak ve Avrupa kolunun tüm çabalarına karşın kendisine sığınacak bir yer bulunamadı. Bu sırada Ankara’da çok ilginç ve önemli bir gelişme yaşanıyordu. 4 Şubat 1999 akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’a ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden telefon geldi. CIA, Öcalan’ı yakalayıp teslim etmeyi öneriyordu. PKK’yi oldum olası destekleyen bir ülkenin bu manevrası Atasagun’u şaşırtmıştı.

Atasagun bu öneriyi hemen Başbakan Bülent Ecevit’e iletti. Ecevit de heyecanlandı. Bu haber devletin üst düzeyinde büyük yankı uyandırdı. Başbakan gereğinin hızla yapılması için üst düzey yetkilileri bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Demirel, Ecevit ve askeri yetkililer bu fırsatın kaçırılmaması gerektiği konusunda hemfikirdi. Böylesi bir plan PKK terörüne büyük darbe vurabilir, yurt-içinde artan tansiyonu da indirebilirdi.

ABD yetkilileriyle bir anlaşma yapıldı. PKK lideri sağ yakalanacak ve adil yargılanma koşuluyla teslim edilecekti. Başbakan Ecevit zaten idam cezasına karşı olduklarını belirterek ABD’ye güvence verilmesini istedi. İki ülke arasında PKK liderinin yakalanarak teslim edilmesi konusunda mütabakat sağlanmıştı. Gerisi operasyonu yapacak merkeze bırakılmıştı.

Ancak ABD’liler konuya çok hassas yaklaşıyordu. Operasyonun içeriği, kullanılacak silahlar ve eylem grubunun niteliği konusunda inisiyatifi elden bırakmak istemiyorlardı.

Çağlar’ın uçağı operasyonda!..

MİT hemen emekli bir albayın yöneteceği bir operasyon grubu oluşturdu. Operasyon ekibinde yakın dövüş uzmanları vardı. GATA’dan bir kardiyolog da ekibe katılmıştı. Ekip Ankara’da kampa alındı. Telefon görüşmelerine ve aileleriyle konuşmalarına bile izin verilmedi. Nereye gideceklerini, nasıl bir operasyona katılacaklarını bilmeden bekleyen ekip düğmeye basılması için talimat bekliyordu.

Devletin zirvesi de yüzyılın operasyonunun sızmaması için büyük çaba harcıyordu. Bu büyük operasyondan yalnızca 10 kişinin haberi vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Kurmay Başkanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Ergin Celasun, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve MİT’in Dış Operasyonlar Daire Başkanı çalışmaların sızmaması için oldukça dikkatli davranıyordu.

Bu sırada CIA, Yunan istihbaratıyla ilişkiye geçerek Öcalan’ın rotası konusunda kesin bilgiler almıştı. Öcalan, Kenya’ya götürülecekti. Gerçekten de Öcalan, Yunan gizli servisinin İsviçre’den kiraladığı bir uçakla Kenya’ya ulaştırıldı. Yunan elçilik görevlilerince karşılanan Öcalan büyükelçinin konutuna yerleştirildi.

Haber Ankara’ya ulaşır ulaşmaz Öcalan’ı yakalayacak operasyon ekibi harekete geçirildi. İşadamı Cavit Çağlar’dan 200 bin dolara kiralanan uçak, operasyon ekibini Entebbe’ye götürdü. Uçak pistin bir köşesinde ışıklarını kapatarak, dikkat çekmeden beklemeye başladı.

CIA’nın çabalarının yoğunlaşması Atina’yı endişelendirmişti. Yunanlılar da Öcalan’dan kurtulmaya karar vermişti. PKK lideri ise büyükelçilikten çıkmak istemiyordu. Kenyalıların çabaları da sonuç vermiyordu. Öcalan direniyor ve kendisine sığınma hakkı verebilecek bir ülkenin bulunmasında ısrar ediyordu. Bu sırada örgütün Suriye, Irak ve Avrupa’daki uzantıları Öcalan’ın izini kaybetmişti. Örgütte gergin bir bekleyiş vardı.

Ve bu sırada Güneydoğu’da teröristlere karşı yürütülen operasyonların kapsamı da genişliyordu.

Ecevit’ten büyük müjde...

Ülkeler arasında 12 gün süren kovalamacanın ardından Türkiye, Öcalan’ın yakalandığını Başbakan Bülent Ece-vit’in ağzından duydu. Başbakan bu önemli haberi verirken sesi titriyordu. Şöyle demişti:

“Bu sabaha karşı saat üçten itibaren bölücü terör örgütü PKK’nin başı Abdullah Öcalan Türkiye’dedir. Dünyanın neresinde olursa olsun devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Öcalan sonunda kendisini Türkiye’nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını bağımsız Türk adaletinin önünde verecektir.”

Ecevit’in bu sözleri tüm televizyon kanalları ve radyo istasyonlarından duyulduğunda salt Türkiye değil, dünya da büyük şaşkınlık yaşadı. Başbakan Ecevit o gün PKK’liler ve yandaşlarına da seslendi ve “Dağlarda, mağaralarda, hem kendilerini ateşe atan hem de devlete millete, analarına babalarına derin acılar çektiren gençlere çağrıda bulunuyorum. Artık çıkmaz yolun sonuna geldiniz. Kendinizi devletin adaletine teslim edin” dedi.

Başbakan teslim olmaları halinde PKK’lilerin Pişmanlık Yasası’ndan yararlandırılacaklarını belirtirken, Öcalan’ın nasıl yakalandığına ilişkin bir soru üzerine “Ayrıntılara giremem. Kendisi dahil hiç kimsenin canı incitilmeden yakalandı” diye konuştu. Ülke genelinde hem sevinç hem de şaşkınlık yaşanıyordu. Peki, bundan sonra ne olacaktı? Baş gidince gövde dağılacak mıydı?.. PKK bu büyük ve beklenmedik operasyonun ardından nasıl bir tavır alacaktı? Öcalan devletin elinde olduğunda teröristler ne yapıyordu?

Işıklar söndü ve yakalandı

Yunan elçilik görevlileri ile Kenya makamlarının baskılarının artması üzerine militanlarıyla karar veren Öcalan, Amsterdam’a gidebileceğini söyledi. PKK’nin Avrupa kanadının sığınma talebi için yürüttüğü lobi faaliyetlerinin sonuç vereceğini sanıyordu.

Sonunda Kenya’daki Yunan büyükelçiliğinde iki araç hazırlandı. Öcalan iki adamıyla birlikte bir araca bindirilerek havaalanına götürüleceğini düşünüyordu. Oysa Kenyalılar, Öcalan’la adamlarını farklı araçlara bindirerek birbirleriyle bağlantılarını koparmıştı.

Asrın operasyonunu yapacak Türk ekibi ise Entebbe Havaalanı’nda bekliyordu. Öcalan kısa süre sonra havaalanına getirildi. Kenyalı istihbarat görevlileri kendisine Amsterdam uçağına bineceğini söylediler. Öcalan bu uzun ve kaygılı sürecin ardından uçağa adım attığında karşısında MİT görevlileri olduğunu bilmiyordu. Bu sırada ışıklar söndü ve operasyon ekibi harekete geçerek onu etkisiz hale getirdi. Öcalan şok halindeydi. Sona geldiğini anladı ve direnemedi. 15 yıldır Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerini yöneten bir örgütün lideri 15 Şubat 1999’da artık Türk istihbaratının elindeydi. Örgüt liderinin yüzünde derin bir endişe vardı. Onu görüntüleyen kameradan ve yüzündeki bant izlerinden rahatsız olmuştu. Konuşmuyordu. Verilen sakinleştirici midesini rahatsız etmiş, kaygısı daha da artmıştı. Kısa süre sonra yaşamının tehlikede olmadığını anladı ve uçaktaki görevlilerin sorularına yanıt vermeye başladı. Önce “Benim annem de Türktür” dedi. Sonra da “Eğer bir hizmet gerekirse hazırım” diye konuştu!..

‘Başımıza kaynar sular döküldü!..’

Öcalan’ın yakalanması örgüt içinde büyük şok yaşatmıştı. Bu şoku Öcalan’ın yakalanmasının 9. yıldönümü nedeniyle örgütün yayın organlarına konuşan Koma Civakan Kürdistan’ın (KCK) yöneticilerinden Sozdar Avesta anlatmıştı. Avesta, Öcalan’ın Suriye’den çıkması ve Kenya’da yakalanmasının ardından örgüt içinde yaşananlarla ilgili şu bilgileri vermişti: “1996 Mayısı’nda Şam’da Öcalan’a karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin sonuçsuz kalmasıyla birlikte mücadelemize yönelim de uluslararasılaştı. 1998’e doğru bu uluslararası güçler yeni bir konsept etrafında anlaştılar. AB, ABD, bölge gerici güçleri ve İsrail, hareketimizi terörize etme ve Öcalan’ı etkisiz hale getirme temelinde bir araya geldiler. Fransa, İngiltere, Almanya, ABD, İsrail gibi güçlerin öteden beri hareketimize karşı girişimleri söz konusu. 1998 yılındaki konsept çok kapsamlıydı. Gladyo’nun 1997 yılında ETA tarzı içe dönük bir planlaması vardı. İçten bir alternatif yaratma amaçlanıyordu. Bunu da Şemdin Sakık şahsında düşünüyorlardı. Aslında bu kişilik Öcalan’a alternatif olarak hazırlandı.”

‘Sakık bilgi sızdırdı!’

PKK yöneticisi, Sakık’ın yakalanmasının ardından Öcalan’ın ele geçirilmesi konusunda özel bilgiler verdiğini öne sürüyor. Sozdar Avesta adlı terörist, PKK liderinin yakalanmasının ardından süreci şöyle özetliyor: “Şemdin tam anlamıyla deşifre edilip, etkisiz kılındıktan sonra, verdiği bilgilerle birlikte yeni komplo hızlandırıldı. Eylül ayının sonuna kadar Botan bölgesinde operasyon sürerken Öcalan üzerinde de büyük bir baskı geliştirildi. Suriye sınırlarına tanklar yerleştirildi, askeri güçler kaydırıldı, tehditler en üst seviyeye çekildi. Öcalan çıkarılmazsa Suriye’ye savaş açılacağı ilan edildi. ABD filosu Akdeniz’e geldi. Suriye yakınlarında beklemeye başladı. İsrail’in çeşitli hazırlıkları var, yine KYB liderinin (Celal Talabani) Washington Anlaşması gerçekleşti. Yani 1998 Ekim ayına gelindiğinde örgütün her yandan bir kuşatmaya alınması durumu söz konusuydu.”

Avesta’nın, “Öcalan’ın Suriye’den çıkışı örgütte nasıl bir etkiye yol açtı” sorusuna verdiği yanıtlar Öcalan’ın Roma’dayken örgütle ilgili bir kongreyi topladığını ve büyük eylemler peşinde olduğunu da ortaya çıkarıyor. Avesta, o günlerdeki gelişmelerle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Öcalan’ın yurtdışına çıkışı o dönem alanda kalan tüm arkadaşlarda ciddi bir sarsıntıya yol açtı. Oysa o dönemde Öcalan’ın elini güçlendirmek, devleti onunla anlaşmaya oturtmak, ona bir statü kazandırmak ve başlatacağı yeni hamlede güçlü bir pozisyon sağlamak için 1999’a çok ciddi planlamalar ve hamleler temelinde hazırlık yapma yaklaşımımız var. Diğer yandan Öcalan, uzakta olmasına rağmen bunu örgütsel olarak geliştirmek, daha kapsamlı hale getirmek, yeni sürece hazırlamak için 6. Kongreyi topladı. 29 Aralık gecesi Öcalan’la kapsamlı bir telefon görüşmesi yaptık.” PKK yöneticisi Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinin ardından örgüt içinde yaşananları da şöyle aktarıyor:

“Şubatın başında bir grup arkadaşla birlikte Haftanin’e (PKK’nin Kuzey Irak’taki kampı) geçtik. Medyayı çok fazla takip etme imkânımız yoktu, tek imkân radyoydu. BBC, Türkiye’nin Sesi ve Arap radyolarını dinliyoruz. Şimdiki gibi görsel daha yaşamımıza girmemiş. 16 Şubat sabahı radyoda BBC haberlerini dinliyordum. BBC, Kenya’da bulunan Öcalan’la gece yarısından beri bağlantıların kesildiği ve bu işin Türkiye’de bitebileceği biçiminde bir haber geçti. Saat 12’de BBC, dönemin başbakanı Ecevit’in açıklamasını verdi. Ecevit açıklamasında Apo’nun tutuklandığını ve Türkiye’de olduğunu açıklıyordu. Deyim yerindeyse başımızdan kaynar sular döküldü. Hepimiz radyonun başına toplanmışız, kimi yerinde donup kaldı, kimi arkadaşlar silahlarına davrandılar, kimi kendini tepelere vurdu, böyle çok ilginç bir atmosfer vardı. Kimse inanmak istemiyordu. ‘Olamaz, mümkün değil, yalandır’ biçiminde değerlendirmeler yapılıyordu. Atmosfer çok ağırdı. Bir iki saat hiç kimseden ses çıkmadı.”

Yarın: İmralı sürecinde PKK 3 / PKKyi bitirme operasyonu

Tümü Mehmet Faraç - Son yazıları

İrtica Külliyen Bitmiştir!.. 3 Şubat 2010 Çar
Rahat Uyu Paşam!.. 10 Kasım 2009 Sal
Kandil'de sinsi çelişki 22 Ekim 2009 Per