Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar Ve Görüşler

Siyasetsiz siyasalın umudu

Paylaş
instela'da paylaş
02 Mart 2016 Çarşamba

Gençler, geleceğin umudu ile şimdinin büyük hayal kırıklığı arasında gidip geliyorlar. Bizler kolayını bulup ikisini de onların sırtına yüklemişiz.[Haber görseli]

Günümüz dünyasında, her türlü insanlık kuralının çiğnendiği savaş ve iç savaşlar, bir bölgedeki çatışmanın bütün dünyayı etkileyen toplu, zorunlu göç, yoksunluk, yoksulluk ve ölüm kıskacına dönüştüğüne tanık ediyor bizleri.
Bu hem klasik demokrasinin ilga edilmesi hem de bu hay huy içinde çizilen hiçbir programın, hiçbir gerekçenin bu karmaşaya cevap veremiyor oluşu demek.
Aydınlanmadan beri süregelen insanlık idealinin, insan hakları-evrensel hukuk gibi paradigmaların boşalttığı, siyasal mücadele-aktif mutabakat zeminine iki yüzlü bir taktik totalitarizm çoktan yerleşti bile. Kamusal bir alan olarak eski siyasetin yerine de ırkçı, dinci hareketlerin ikame edilmesini sağladı.

‘Taktik ara’
Ekonomik erkin de doğrudan sınıflar arasındaki eşitsizlik üzerine kurduğu yeni köle düzeni de bu bitmiş siyasetin üstüne ölü toprağını iyice serdi. Demokrasi artık bir evrensel kurallar bütünü değil, zaman zaman başvurulan bir “taktik ara”, siyaset ise kendisini Erk’e yönelten temsili yitmiş bir grubun ikbali haline geldi. Siyasala henüz varmamış kesimler, çıkarlar-erk ikilisinin, sistemle bir sorunu olmadığını yaşayarak öğrendiler.
En basit sağlaması günlük hayatta, siyasete dokunmuş kişilerin standartlarına, statülerine bakarak yapılıyor zaten. Siyasal yaşamın bir model olma halini yitirdiğinden beri entelektüel alanda kimse bu konuları işlemez hale geldi.
Öte yandan, siyasetle ilgisi kesilmiş kesimlerin zaman zaman siyasete dahil oldukları anlar ise ağır arzu patlaması ile tepkisel, ırkçı ve parçalayıcı oldu.

Avrupa solu
Avrupa solu bu yeni yükselen dalgayı nicedir dert edinmiş durumda. Birlikleri, vakıfları aracılığıyla özellikle gençlik, yoksullar, güvencesizler, göçmen karşıtı lümpen proletarya üzerine çalışıyor. Siyasetsiz kesimlerin ‘Sol’un yeniden yükselişi için ciddi bir handikap olduğu açık.
FEPS, Avrupa İlerici Çalışmalar Vakfı, bu doğrultuda etkin ve kalıcı çalışmalar yapan, ilerici bir şemsiye örgüt. Aynı gerekçelerle yola çıkan, Türkiye’deki sol siyasal etkinlik alanına entelektüel bir arka plan, bir ufuk çizgisi hazırlayan Toplumcu Düşünce Enstitüsü ise 2014 yılından beri FEPS’in üyesi. FEPS’in daha önce AB ülkelerindeki siyasete gençlerin katılımı üzerine hazırladığı bu raporun Türkiye bölümü TDİ tarafından üstlenildi. Raporun sunumu geçen haftalarda FEPS Genel Sekreterinin katılımı ile İstanbul’da yapıldı.
Raporun ve sunumun detaylarını .toplumcudusunceenstitusu. org sitesinde bulabilirsiniz. Rapor, ülkemizde gençlerin siyasete ilgisiz kalmadıklarını, ama varolan siyasal oligarşiye güvenmediklerini de açık açık ortaya koyuyor.

Gençler ve siyaset
Sözgelimi, gençlerin siyasete ilgilerinin sorulduğu bir sıralamada, siyasete ilgilerinin 17. sırada buna karşın istediğini söyleyip yapma özgürlüğünün ilk sırada çıkması, toplumsal eşitliğe olan taleplerinin 5. sırada hatta para kazanmanın bir üstüne çıkması durumu özetliyor aslında... Gençler toplumun geneline ait bir siyasal dönüşüm talebini radikal değişiklik arzularını açıkça ortaya koyuyorlar. Ancak onları bir gençlik diye kategorize eden ikiyüzlü siyasal oligarşinin kendine ürettiği, bir koltuk değneği olarak değil.
Günümüzde, gençliği sınıfsal ayrımlara tabi tutmadan kategorize etmek, onu apolitik bir özne haline getiriyor. Oysa gençlik bugün “prekarya”lıktan özgürlüklerine dek ciddi tehdit altında. Gençler, geleceğin umudu ile şimdinin büyük hayal kırıklığı arasında gidip geliyorlar, bizler kolayını bulup yüklemişiz ikisini de onların sırtına. Bu yüzden işleri çok da zor.
Sistemin dışında başka bir sisteme özlem duymanın adıdır da gençlik, böyle olmasa ikisi de yaşlı birer sosyalist olan Jeremy Corbyn (66) ile Bernie Sanders’a (74) neden ilgi göstermiş olsun ki gençler. Sistemle eklemlenmiş genç politikacı ya da hiç genç olmamış kişi örneklerindense iki dev Anglosakson ülkesini dikkatle izlemeliyiz.

Ö. İskender Özturanlı
Toplumcu Düşünce Enstitüsü,
Y.K. Üyesi

 

-----

 

Efkartepesi’nden Bakırtepe’ye

Efkartepe, Cerattepe ve Bakırtepe... Ülkemizin bütün tepeleri, yaylaları, dereleri ne yazık ki aynı tehlike içinde.

[Haber görseli]

“Amanın bir yeşillik, bir yeşillik, bir yeşillik; o kadar olur. Efkartepesi’nden bakınca ucu başı belirsiz, kopkoyu bir yeşillik görünüyor. Cevizler çamlara, çamlar çalılara, çalılar meşelere karışıp ve de yeşillerle kaynaşıp gidiyor”
“Arıcılık yap buralarda. Serpiştir her yakaya kovanları, çağır arıları. Dünyanın bütün arıları, uykuyu tüneği uçurup buralara taşınmazlarsa ben yoğum! 
Bahar günleri yeşil insanı delirtiyor! O börtü böcü, o koku; o vızıltı; sanki kala kala bir eski edebiyat kitaplarında, bir de buralarda kalmış! Yenisini yetiştirmeyi bırakın, bunları bu haliyle korumak bile, gelip geçecek hükümetlerin başarısı sayılır.” 
Fakir Baykurt bu satırları Artvin – Savşat’ın Efkar Tepesi’nden aşağıları seyrederken yazdı. Yıl 1959 idi. Kitabına da ad oldu Fakir Öğretmen; aradan geçen 57 yıl içinde Efkar Tepesi’nde, onun kardeşi Cerattepe’de Karadeniz’in öbür tepelerinde, yaylalarında, vadilerinde nasıl bir talanın, yağmanın, hoyratlığın olabileceğini nereden bilebilirdi. O bütün yurt ve doğaseverliği ile gelip geçecek hükümetlere, aman hiç olmazsa bu güzellikleri bu haliyle koruyun diye sesleniyordu.

Bakırtepe
Efkartepe, Cerattepe, Bakırtepe... Ülkemizin bütün tepeleri, yaylaları, dereleri ne yazık ki aynı tehlike içinde. Bizim tepemizin adı: Bakırtepe. Bakırtepe, Sivas – Kangal, Eğricek ve Elkondu Köyleri’nin ortak tepesi. 2 bin metre rakımda.
Bir yanı ardıç ve çam ağaçları, öbür yanı; alıç, süslülük, karamıh, kuşburnu ağaçları ile bezeli. Kekliklerin, kartalların, serçe, sığırcık, gelincik, tavşan tilki, kurtların yurdu.
Kekik, kenger, çiğdem, navruz, gelincik, papatya, çobanyastığı, danakuyruğu, öküzgözü, kuzukulağı, yabani yonca’nın yaşam alanı. Kangal köpeklerinin, Akkaraman koyunlarının, yerli sığır türlerinin, sıcak çermikteki doktor balıkların anayurdu.
Dertlere deva, hastalara şifa dileyenlerin esin kaynağı...Tam doruktaki çukurun içinde irili ufaklı taşların arasında âbıhayat bir su. Ne yosun bağlar, ne böceklenir. Akarı yok. Sünnilerin namaz kıldıkları, Alevilerin semah döndükleri adak adanan, kurban kesilen, kutsiyet atfedilen bir yer. Ziyaret günlerinde onlarca kova su çekilir de bir milim eksilmez.

Cerattepe’nin aynısı!
İşte bu bizim Bakırtepe’de; Cerattepe’de ne yaşanıyorsa aynısı yaşanıyor. Siyanürle altın işletmeciliği... Dağımızı, eteğindeki yazıyı delik deşik ettiler. Şu sıra siyanür havuzları kazıyorlar. Henüz işin başında olmalarına karşın şantiyeden yayılan gürültü ve yoğun toz bulutları hayatı felç etti. Arılar, kuşlar, hayvanlar, böcekler kaçtı gitti...
İstiyorlar ki, çevredeki köylüler de kaçsın. Köylüler kaçmadı. Mücadele ediyoruz. ÇED Olumlu Raporu’nun halka sunumu ile başlayan hukuki süreçte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Demir Export AŞ’ye karşı açtığımız ilk davayı kazandık. Sevincimiz kursağımızda kaldı. 2. ÇED geldi. 3. Yolda... Ne bitmez tükenmez bir yol.

İzinsiz girdiler 
Meramıza, tarlalarımıza izinsiz girdiler. Yüzlerce insanımızla birlikte, şantiyelerine dayandık. Ankara’da, İstanbul’da, Sivas’ta, Çetinkaya’da Kangal köpeklerimizle birlikte yürüyüşler yaptık. Davalar açtık. Birçoğunu kazandık. Ama ne yazık ki “Devlet” dediğimiz aygıt şirketten yana.
Toprağımıza, suyumuza, havamıza zehir bulaştıracakları aşikâr iken bu böyle... Şirket hamle üstüne hamle yapıyor. Ruhsat alanlarını genişlettiler, kapasite arttırdılar. Eğricek köyüne, köyün mezarlığına 500 mt kadar yaklaştılar. Bunun için de dava açtık.
Civardaki bütün buğday başaklarını, meyve ağaçlarını, çiçekleri, otları kırmızı toz kapladı. Beteri siyanür... Rüzgârla, bulutla, buharla, yağmurla, Kalkım Çayı, Çaltı Çayı boyunca Divriği’ye oradan Keban’a kadar ulaşacak zehir. Altın arayıcıları, avcıları “Vahşi Batı” günümüzde böyle hortluyor.

Höyük tehdit altında 
Bakırtepe’de Helenistik çağda, o günün ilkel olanakları ile maden işlenmiş. Bulguları hâlâ duruyor. MTA’nın müzesinde kimi bulgular sergileniyor.
Şantiye alanına metrelerce mesafede 1. dereceden sit alanı olan “Kaptırkaya’nın Kale” dediğimiz höyük, tehdit altında. 
Şirket çalışıyor. Biz de çalışıyoruz. Biz hayatı, onlar parayı savunuyor. Fakir Baykurt öğretmenimiz yol gösteriyor; “Hiç olmazsa bu haliyle koruyun” diyor. Cerattepe, Bakırtepe, yurdun bütün tepeleri kardeştir. Tepeler kazanacak...

ALİ BALKIZ
Bakırtepe Çevre Platformu
Ankara Sözcüsü