Köşe Yazısı

A+ A-

Hilafet ve demokratik özerklik

Paylaş
instela'da paylaş
09 Mart 2016 Çarşamba

HDP eşbaşkanlarının ve bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için düğmeye basıldı. Fezlekeler Meclis Başkanlığı’na geldi. Oradan komisyona, oradan da Meclis Genel Kurulu’na gelecek. Genel kurulda AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile kabul edilecek ve HDP eşbaşkanlarına yargı yolu, oradan da mapushane yolu görünecek.
Bu kadar kesin mi?
Elbette.
Cumhurbaşkanı, Yargıbaşkanı, Anayasabaşkanı, Saraybaşkanı yani kısaca Herbirşeyinbaşbaşkanıyüce ve kudretli Recep Tayyip Erdoğan iki ay önce, ocak ayının hemen başında ilan etti, unuttunuz mu?
Hatırlatayım. Aynen şunları söyledi:
“... İki eşbaşkanın yaptığı açıklamalar kesinlikle anayasa suçudur... Bunlar bedelini ödemek durumundadır... Ülkeyi parçalayıp bölmeye yönelik mesajları kabul etmemiz mümkün değil. Bunlara karşı gerekli cevabın verilmesi, müeyyide uygulanması, yargı mekanizmasının devreye girmesi suretiyle atılması gereken adımlar var...
Bu kadar açık ve net.
Peki, Yargıbaşkanı’nın talimatı ile soruşturma başlatan savcılar HDP eşbaşkanlarını neyle suçluyorlar?
O da kesin ve kısa: Demokratik özerklikle ilgili yaptıkları konuşmalarla terör örgütünün propagandasını yapmakla...
Hımmmm...
Demek bu ülkede demokratik özerkliğin geçerli olduğu yeni bir devlet yapısı öngörmek suç. Hem de milletvekili isen dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektirecek kadar ciddi bir suç.
Çünkü büyük hukuk bilgini Tayyip Erdoğan yukarıda alıntıladığım sözlerinde ne diyor: Kesinlikle anayasa suçudur”.
Yani sakın ola ki özyönetim istemeyin, demokratik özerkliği savunmayın. Fena halde yanarsınız...
Buna karşılık Türkiye’nin yeniden hilafet rejimine dönmesini isteyebilir, bu amaçla kitlesel toplantılar düzenleyebilir, orada açık açık hilafet rejiminin propagandasını yapabilir, hilafet devleti için mücadele edeceğinizi ilan edebilirsiniz.
Hiç korkmayın. Başınıza hiçbir şey gelmez.
Nitekim 3 Mart’ta, Hilafet’in kaldırılışının 92’nci yıldönümünde, İstanbul’da Uluslararası Hilafet Sempozyumu düzenlendi. Toplantıyı düzenleyen Hizbut Tahrir örgütüydü ve Hizbut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Ofisi (Ne demekse artık) Başkanı Mahmut Kar, “Bu sempozyumun İkinci Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasına ve hayırlara vesile olmasını Rabbimden temenni ediyorum” buyurdu.
Hizbut Tahrir bununla da kalmadı, iki gün sonra bu defa Ankara’da bir “konferans” topladı. Hem de Atatürk Spor Salonu’nda. Mahmut Kar orada da konuştu.
Ne mi dedi?
Buyrun:
“Ankara’nın bir cumhuriyet şehri olmadığını, aksine İslamla yoğrulmuş özbeöz bir Anadolu şehri olduğunu, cümle âleme gösteriyoruz. Bizler, burada dimdik ayaktayız. İslamın sancağını yeniden kaldırıyoruz, adım adım hilafete doğru yürüyoruz... Hilafet, egemenliği kayıtsız ve şartsız şeriata veren, otoriteyi ümmetten alan İslamın yönetim sistemidir...”
Bu sözler de şimdikinden farklı bir devlet tanımıdır ve anayasayı değiştirme kararlılığının açık ifadesidir.
Ama anayasal suç filan değildir.
Nitekim günler geçti ve “Herbirşeyinbaşbaşkanı” ağzını açıp tek kelime etmedi.
Demek ki ortada bir suç, hele anayasal bir suç asla yoktur.
Tayyip Erdoğan’dan daha iyi bilecek değiliz ya...

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Recep Tayyip Erdoğan