Köşe Yazısı

A+ A-

Teröre karşı tek başına

Paylaş
instela'da paylaş
24 Mart 2016 Perşembe

Karşımdaki hanımefendi sanatla haşır neşir olmuş, aydın bir kişi, onunla günceli ıskalayarak sohbet etmek söz konusu değil. Belçika’daki, son terör olayına geldiği zaman konu, biraz tereddüt ederek,
- Ne yalan söyleyeyim, ilk duygum şimdi bize daha anlayışla yaklaşırlar oldu, dedi.
Öyle sanıyorum ki, Brüksel’de bombalar patladığı zaman kentin göbeğindeki, PKK bayraklı çadırı anımsayıp da “Gördün mü? Bugün bana yarın sana! İşte terör böyledir” diyenlerimiz hiç de az değildi. “Nereden biliyorsun?” derseniz “kişiyi kendim gibi bilmekten diye” yanıtlarım.
Ama, burada duralım ve soralım:
Karşımızdakinden empati beklerken bizim de aynı şeyi yapmamız gerekmez mi? Belçikalılara Brüksel’in göbeğinde, içinde Öcalan posterleri, üstünde PKK bayrağı ile Nevruz çadırı açtırdıkları için kızarken çözüm sürecinin cicim aylarında Diyarbakır’daki tarihi Nevruz şölenlerini de hatırlayınca, tepkilerimizi dengelemek olanağını bulmaz mıyız?
Terör, dönüp dolaşıp sizi vururken kılını kıpırdatmayanlara yönelince, sanırım en iyi tepki “etme bulma dünyası!” diye ders vermeye kalkmak değil ama bizi daha iyi anlama ortamına girdikleri sırada, kendimizi, daha iyi anlatmaya çalışmaktır.

***

Birbirlerini izleyen İstanbul ve Brüksel saldırıları bir kez daha terörün yerel olmayıp, evrensel bir olgu olduğunu gösterdi.
Artık herkes biliyor ki, kim olursa olsun, nerede yaşarsa yaşasın, her toplum artık terörü tadacaktır.
Dünyada her şey ile birlikte terör de küreselleşmektedir.
Daha geçen yüzyılın son çeyreğinde fark edilmeye başlanan gerçeklerden biri de 21. yüzyılın küresel terör çağı olacağı, kimsenin hiçbir toplumun bu olgudan kaçamayacağıydı.
Bu durumda aynı dertten mustarip olan toplumların birbirlerini daha iyi anlamaları gerekirdi değil mi? Ne gezer!
Bu şaşırtıcı durumun nedeni, terörün evrensel bir musibet olmasına karşın, bu konuda evrensel kavramların ve ortak dilin bir türlü oluşturulamamış olmasıdır.
Birinin teröristi öbürünün özgürlük savaşçısı olabiliyor, aynı kişi için kimi zaman terör
simgesi olarak tepki gören, başka zaman hoşgörü ile karşılanabiliyor. Yukarıda verdiğim, Brüksel ve Diyarbakır Nevruzları örnekleri bu olgunun en güzel kanıtı.
Tabii, bu olgu da zaman zaman real politiğin de etkisi olduğu, “benim teröristim iyidir” aymazlığını aşmanın güç olduğu yadsınamaz.
Ama birbirini izleyen ve her yanda pıtrak gibi patlak vermeye devam edecek olan terör olgusu yeni bir evreye girmemize de neden olacak.

***

Bu yeni dönem terör kavramının ve terör ile ilgili tanımların da evrenselleşmesi ve ortak ölçütlerin oluşturulması evresidir.
Bu evrenin en kısa sürede mümkün olan en olumlu sonucu verebilmesi için, terörün elden geldiğince, en herkesçe kabul edilebilir, tereddüde yol açacak öğelerden arınmış tanımını ararken, onu mazur gösterebilecek her türlü gerekçeden ayıklanmış tanımını bulabilmek ve üzerinde birleşmek gerekmektedir.
Kısaca söylemek gerekirse, yapılması gereken yazı çiziyi de terör sınırları içine sokarak, terörü yalnızlaştırmak yerine karşısındaki devleti yalnızlaştırmak olarak tanımlayabileceğimiz Tayyip Bey’in yaptığının tam tersini yapmaktır.
Terörün tuzağına düşerek, teröre karşı salt terör ve baskıyla yanıt verenler, onu izole etmek yerine kendileri izole olma durumuna düşerler. Türkiye’nin sık sık içine düştüğü yanlış budur.
Türkiye bugün korkunç bir imaj erozyonu içindedir.
Baskı ve şiddet politikalarında ısrar, bu erozyonu daha da arttırmakta, Türkiye’yi de yalnızlaştırmaktadır.
Ama belki de şu an bütün bunları konuşmak için hiç de uyun bir zaman değil. Çünkü belki de şimdi terörden de daha önemli bir sorunumuz var.
“Şu anda terörden daha önemli ne sorunumuz olurmuş” demeyin!
Maazallah, Rıza Sarraf, Amerika’da bir konuşursa, neler olur dersiniz?

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Rıza Sarraf