Köşe Yazısı

A+ A-

Berkin’lerin ve Burakcan’ların Ülkesi

15 Mart 2014 Cumartesi

Kara kaşları ve gamzeli gülüşüyle, devlet eliyle şiddet kurbanları albümünün en acı fotoğraflarından biri oldu Berkin. Belki de bu ülkede bir Alevi ve işçi çocuğu olarak büyümeye çalışmanın ağırlığını bile tam olarak anlayabileceği yaşa gelmeden, henüz hayata dair birçok yolun başındayken bağları kopartıldı yaşamla; Feriköy toprağının en son çiçeği oldu.
16 Haziran 2013 sabahı, belki 14 yaşın deli kanının verdiği cesaretle, belki de 14 yaşından beklenmeyecek bir koruma içgüdüsü ve şefkatle annesinin çıkmasına izin vermeyerek kendi çıktı sokağa, sadece ekmek almak için. Fakat o sabah Berkin’in evinde kahvaltı edilemedi, çünkü ekmek gelmedi, çünkü annesine “Bir şey olursa sen koşamazsın” diyen Berkin, belki de bir oyun gibi algıladığı o kargaşa ortamında yeterince hızlı koşamadı. Polisin silahından çıkan kapsül ondan daha hızlı, daha öfkeli, daha acımasızdı. Tam 9 ay direndikten sonra, onu vuranlarla ilgili yapılan adli soruşturmada yerinde sayılırken o, bir daha geri dönmemek üzere hepimize veda etti.
Ne 16 kiloluk ruhsuz bedeni, ne de o bedeni içine alan tabutu taşımaya 75 milyonun gücü de yüreği de yetmezdi aslında. Yine de çarşamba günü onu uğurlamaya çalışanlar tarihi bir topluluk ve birliktelik oluşturdu; içinde birden fazla ses, birden fazla renk vardı. Berkin Elvan’ın acı ölümünün birleştirici gücünün eseriydi tüm o kalabalık. Tek bir olaya, tek bir gerekçeye indirilemeyecek olan.
Her ne kadar bir eski bakanımız bu birlikteliği “nekrofili” olarak adlandırabilecek kadar şaşırdı ve ucuzladıysa da tarihe geçen bu törenin ve toplanan yüz binlerin kimsenin kolay kolay kirletemeyeceği bir anlamı ve bir mesajı vardı elbette. Ülkede sürüp giden adaletsizliklere, yolsuzluklara, iktidar aymazlığına, baskıcılığına, tek taraflılığına ve en çok da geçmişten bugüne işlenen ve aydınlatılmayan cinayetlerin, yapılan yolsuzlukların, hırsızlıkların, devletle doğrudan ya da dolaylı ilişkisi olan bin türlü pis işin hiçbirinin asla hak ettiği cezaları görmemesine verilen ortak tepkiydi. Devlette cezasızlık kültünün savunulmasına, devlet adına uygulanan şiddetin, işlenen cinayetlerin kutsanmasına karşı yükselen bir tepki olarak Berkin Elvan’ın destansı cenazesi bugün birçok şeyin birden simgesi olmuştur. Başta demokrasinin, özgürlüklerin ve adaletin. Aynı zamanda, yabancı memleketlerde bir şekilde öldürülen çocuklar için gözyaşı döküp kendi ülkesinin gencecik çocuklarının, üstelik devlet eliyle katledilmesi karşısında acı ya da hüzün belirtisi gösteremeyen, kuvvetli bir vicdan tutulmasına uğramış bir yöneticileri olduğu için tutulan yasın simgesi.
Başbakan’a konuyla ilgili bir gazeteci tarafından sorulan tek sorunun “Berkin’in ölümü ve cenazesi piyasaları etkiler mi?” olması ve Başbakan’ın soruya “Etkilemez, etkilemedi” şeklinde cevap verebilmesi karşısında vicdanların nasıl da insanların cebine kurban verildiğini görenlerin yasının. Bu birlik doğaldı, hakikiydi, içinde ne montaja ne de dublaja yer vardı. Yüz binlerce insan kara kaşlı evlatlarını uğurlamaya gelmişlerdi yalnızca.
Ne olursa olsun artık Türkiye sadece yolsuzlukların, hukuksuzlukların, yalanın ve riyanın ülkesi olmadığını, biraz da Berkin’in ülkesi olduğunu hem kendine hem de dünyaya kanıtlamıştır. Polis yoktu, olay da yoktu. Ta ki insanlar ellerindeki karanfilleri bırakmak üzere Taksim’e doğru yürümeye kalkışıncaya dek. Sanki Taksim’i ve Gezi Parkı’nı manasız bir biçimde oranın asıl sahibi olan halkın kendisinden ölümüne korumaya yemin ettirilmiş olan polis, insanların o bölgeye geçişini engellemek için her türlü şiddete başvurdu. Böylece aslında başından beri istenen ve belki de insanların gündüz saatlerinde son derece soğukkanlı ve sağduyulu bir biçimde Berkin için son görevlerini yerine getirmelerinden, bu sırada olay çıkmamasından huzursuz olanlar bir nebze de olsa amaçlarına ulaşmış oldular.
Aynı gün 22 yaşındaki Burakcan evladımız kahpe bir kurşunun hedefi oldu. Karşılıklı büyüyen nefretlere gencecik bir fidanın bedeni daha kurban verildi. Babası haykırdı; “Benim sağ ve solla herhangi bir işim yok. Bedava ölüm. Bedava!” Sonra da ekledi “Berkin de benim oğlum. O da bir evlat…” Ülke Başbakanı’nın söyleyemediğini yüreği yanan bir baba işte böylesine cesurca dile getirdi. Tüm genç ölümler bedava ölümdür. Ve biz, insan ölümlerini birbirinden ayırmaya vicdanları yetmeyenler aynı acıyı, aynı hüznü, aynı isyanı yine en derinlerimizde hissettik.

Tümü Sadık Çelik - Son yazıları

IŞİD, Ortadoğu ve Türkiye 20 Eylül 2014 Cmt
IŞİD 13 Eylül 2014 Cmt
CHP Olağan(üstü) Kurultayı 6 Eylül 2014 Cmt