Yeni Mandacılar

14 Ağustos 2008 Perşembe


Son günlerde Alev Coşkunun Yeni Mandacılar isimli kitabını okuyorum...

Sonunda söyleyeceğimi, başında söyleyeyim; içinde yaşadığımız kepazeliği gayet açık, gayet net özetliyor!.. Sevgili Coşkun, 1919da dedelerinin başaramadığıülkeyi emperyalizme peşkeş çekme görevini, torunların nasıl son aşamalara dek getirmeyi becerdiklerini belgeleriyle ortaya koyuyor...

Önce terimlere açıklık getirelim: Uluslararası hukuk literatüründe manda,kendilerini yönetebilecek derecede örgütlenme düzeyine erişmemiş ülke ya da sömürgelere uygulanan güdüm yönetimiolarak açıklanıyor. İyice basitleştirecek olursak; manda, geri kalmış, kendini idare etmekten aciz bir ülkenin, gelişmiş bir Batı ülkesinin vesayeti altına girmesidir.

İşte, Birinci Dünya Savaşının ardından Osmanlı aydınlarının tartıştığızillet buydu, İngilizlere mi sığınalım, ABDnin şefaatini mi dilenelim!.. Halide Edip Adıvar, Mustafa Kemale yazdığı ünlü mektubunda şöyle diyordu:

... Biz kendimiz için Amerika mandasını ehveni şer görüyoruz. Filipin gibi vahşi bir memleketi bugün kendi kendini idareye kadir modern bir makine haline koyan Amerika, bu hususta çok işimize geliyor... Amerika da tabii mahzursuz değildir.. izzetinefsimizden(onurumuzdan) epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz...

Tarihte 15 devlet kurmuş, yüzyıllarca dünyaya hükmetmiş Osmanlının bir aydınının kendisini Filipinlerle eş tutma utancına ve diğer tüm mandacı isteklere Mustafa Kemal hep şu sözcüklerle yanıt verdi:

- Ya istiklal ya ölüm!..

***

O zamanın mandacıları, sonrasının işbirlikçileri, kapısına bağlandıkları emperyalistler kaybedince sindiler, yeraltına çekildiler... Ama hiç vazgeçmediler!.. Büyük devrimcinin ölümünden sonra başlattıkları devrimi çökertme atağının üzerinden tam 60 yıl geçti...

- Bugün 1919 koşullarından çok daha ağır bir süreci yaşıyoruz!..

Alev Coşkunun kitabını okurken, yıllar önce yazdığım İşbirlikçiler dizisinde yer verdiğim bir konuşmaya rastladım. Alman Doğu Enstitüsü Müdürü Udo Steinbachın bir konuşmasının şu bölümünü birlikte okuyalım:

- Sorun, Atatürkün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur... Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları...

Bu konuşma beni hiç şaşırtmamıştı!.. Türkiyeye diz çökertmek üzere görevlendirilmiş aşağılık bir ajanın söyledikleriydi ve gayet de uyarıcıydı!.. Ama Yeni Mandacılarkitabında birkaç sayfa sonra gördüğüm şu satırlar, aslında hem içeriden hem dışarıdan nasıl bir geleceğe mahkûm edilmek istendiğimizi olanca çıplaklığı ile gösteriyordu:

- Olan şey, Mustafa Kemalin var olmayan, farazi bir varlığı, Türk milletini ayağa kaldırarak ona hayat vermesiydi. Onun girişmiş olduğu projenin gerçek boyutlarını bize veren ve düşüncesinin ütopyacı niteliğini ortaya çıkaran, olmayan bir şey için sanki varmış gibi çalışması ve onu var etme yolundaki kabiliyetidir...

Yazarken utandığım, Udo Steinbachın söylediklerine rahmet okutacak bu satırların sahibi Prof. Dr. Ergun Özbudun!.. Hani şu AKPnin yeni anayasa tasarısını hazırlayan komisyonun başkanı!.. Aynı zamanda Türk Demokrasi Vakfının kurucu başkanı!..

Son olarak, daha birkaç gün önce bir Kanada gazetesine demeç veren AKPli Suat Kınıkoğlunun söylediklerini paylaşalım:

- Siyah Türkleri temsil etmekten gurur duyuyoruz. Her değişimin kaybedeni olur. Bu değişimin kaybedeni de askerler, rektörler, hâkimler...

Ne kadar açık değil mi?!.. Şimdi, başta asker olmak üzere bu üç kuruma yapılan akıl almaz saldırıları yukarıdaki açıklamalarla birleştirin, ne türden bir kadere mahkûm edilmek istendiğimizi göreceksiniz. Yıllar önce üstü kapalı bir şekilde, Türkiye yalnızca Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir diyorlardı. Artık Türkler zaten yoktuya kadar geldiler...

- Eğer bu denli ucuzsa, çekin ipini gitsin!..

e-posta: [email protected]