Derinlerdeki Değişiklik

15 Ağustos 2008 Cuma

Bugünlerde hukuktan çok söz ediliyor.

Kapatma davaları, iddianameler, açılmış kapatılmış soruşturmalar, dokunulmazlıklar nedeniyle mahkeme kapısına gelemeyen, takipsiz kalmış, askıya alınmış, yarıda kalmış kovuşturmalar, uzun çok uzun bir iddianamenin içinde geçen yüzlerce isim, o isimlere yöneltilen eski yeni suçlamalar...

Ve sonra ana karnındaki doğamamış çocuk dahil 18 kişiyi hayattan koparan alçak bir bomba.

Hayatın ortasına düşmüş bu bomba hangi gücün “hukuku” olabilir ki?

***

Bir de bugünlerde derin devletten çok söz ediliyor.

Yıllardır söz edilir derin devletten. Derin devlete hiçbir şey olmaz.

O el değiştirir. Eskisi gider yenisi gelir. Gitmek istemezse birileri gelir götürür. Bu götürme işleminin nasıl gerçekleştiğini eski günlerden biliriz biz.

Bazen tatlılıkla, bazen tatlı sert, bazen de silahlı külahlı olur bu iş.

Bu işler olurken genellikle derinlerle hiç ilgisi olmayanların canı yanar. Toz duman içinde gürültü patırtı içinde kendinizi içerde, dışarda, kolunu bacağını yitirmiş insanların arasında, 1 Mayıs meydanında, Sıvas’ta, buldozerlerin yıktığı tutukevinin ortasında bulabilirsiniz.

O arada el değiştirmiştir derin devlet.

***

Türkiye’de derin devletin el değiştirdiğini ben çok gördüm. İlk tanık olduğum el değiştirme 1971’in Mart’ında oldu. Ceremesini ilk o zaman çekti halkımız. En köklüsü ise 24 Ocak 1980’dir. Çaresizlik içinde kalmış, 70 sent bulamayan başbakana, “artık değiştir” dediler. O da değiştirdi.

Turgut Özal’ı buldu.

Sonra 12 Eylül’ü yaptılar.

12 Eylül, 24 Ocak’taki değişikliği korumak için gerekli derin bir değişiklikti. Uzun sürdü. Emperyalizmle, 24 Ocak ekonomisiyle, sistemle, rejimle kavga eden, derin devletle hep kapışmış solu, bu arada kullandıkları, ama artık gereksiz hale gelmiş kendi adamlarını da tutup içeri attılar. Türkiyenin düzeni yenilendi.

Ortalık sessizleşti.

***

Sonra onu da değiştirdiler. “Ilımlı bir İslam” lazımdı, onu getirdiler.

Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu derken Türkiye kuşatıldı. Çok uzaklardaki, her zaman derin değişikliklerin en becerikli öznesi ABD, birdenbire komşumuz oluverdi. Aklı karışmış Ecevit’in nasıl bir dümenle alaşağı edildiğini hep birlikte seyretmedik mi? Aba sopa stratejisiyle “stratejik ortağımız” olan ABD, kimi zaman “çuval yöntemi”ni kullanmaz, kimi zaman da gazetecilerini, stratejistlerini, eski yeni politikacılarını üstümüze salmaz mı? Yetiştirip yetiştirip göndermez mi uzmanlarını?

Her değişiklikte onun parmağı şöyle ya da böyle vardır.

***

Şimdi de değiştiriyorlar.

Susurluk’ta işleri eline yüzüne bulaştırmış olan, 12 Eylül zamanlarının şaibeli ekibini değiştiriyorlar. Kuşkusuz her zamanki gibi gürültü patırtı içinde toz duman arasında derin devletle hiçbir ilgisi olmayan, olması da mümkün olmayan birbiriyle ilgili ilgisiz yüzlerce isim bir araya getiriliyor.

Böyledir bu işler.

Ama bu arada memleket tümüyle elden gidiyorsa ne yapacaksınız?

Artık emperyalistin her dediğine “evet” diyen bir değişikliğe doğru ilerliyorsak, bir yandan Avrupa sizi bir yere sürüyor, öte yandan ABD bir yere çekiyorsa, memleketin her yerinde “şeriat daha iyidir” diyenlerin sayısı hızla artıyorsa, yoksulluk “koyver gitsin, ölümden öte köy mü var” dedirtiyorsa, gelir dağılımındaki eşitsizlik tarihimizin en yüksek oranlarına ulaşmışsa ne yapacaksınız.

Tamam derinini de, sığını da değiştirsinler de...

***

Biz kaptırmış gidiyoruz. Seyrediyoruz âlemi.

Oysa bize gerekli olan başka bir şeydir. Geçenlerde Metin Çulhaoğlu yazmıştı. Bize gereken, “bu ülkeyi bu pazarlamacılara bırakan namerttir tepkisi ve öfkesidir.” Kimi zaman korkudan, kimi zaman artık yalama olmuş liberal bozuntusu medya palyaçolarının ağır baskısıyla şaşkınlaştığımız için unuttuğumuz öfkeye gereksinimimiz var bizim.

“Yeter artık” dedirtecek bir öfke eksik bizde...

e-posta: [email protected]