Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Ne Semihler Heba Olup Gitti

17 Ağustos 2008 Pazar

Bizim kuşak futbolcuları, Haydarpaşa, Galatasaray, İstanbul Lisesi, Kabataş, Vefa, Yüce Ülkü, Hayriye ve Boğaziçi liselerinden yetişirdi. Bütün sporcular, takım sevgisi, arkadaşlığını, futbol etiğini ve kolektif çalışma yetilerini, bu liselerde kazanırlardı. Yani liseler futbolun kökleriydi. Liselerarası yapılan maçlar çok heyecanlı olurdu. Statlar hıncahınç dolardı. Hayatımızın en güzel dönemlerini yaşamıştık. O yıllar, öğrenciler, takımlarda oynayamazlardı. Çünkü lisans verilmezdi. Küçük Fikret, İbrahim İskeçe, Müjdat Yetkiner ve ben, ancak liseyi bitirdikten sonra Fenerbahçe’de oynadık. Diğer takımlarda forma giyen büyük futbolcular da aynıydı.

Takıma girdiğimizde, ne kadar transfer ücreti aldığımız sorusu hatıra gelebilir. Hiç almadık. Hatta Fenerbahçe’de oynayabilmemiz için paramız olsaydı, onu da verebilirdik!.. 1 lira antrenman parası, büyük maçlardan sonra da ufak tefek hediyeler aldığımızı anımsarım. Aslında bizim için en büyük transfer bedeli o takımlarda oynamaktı.

1959’lu yıllardan sonra ülkemize profesyonellik girdi. Her yeni olayda olduğu gibi, o da çabucak dejenere oldu. Profesyonelliği alaturkalıkla beraber yönetmeye çalıştık. Hâlâ da devam ediyoruz... Dünyada futbolcuları profesyonel ama yöneticileri amatör olan ve hiçbir sorumluluğu olmayan, sadece bu işi kendi hobilerini tatmin etmek için yapan, bir başka ülke gördünüz mü? Bu yıllarda kulüplerin başına büyük sermaye grupları geldi. Çoğunun da amacı kendilerinin, aynı zamanda reklam edilmesini sağlamaktı! Aşağı yukarı bütün kulüplerin altyapıları vardı ama göstermelikti. Bunlara pek de önem vermediler, Güney Amerika, Afrika ve diğer geri kalmış ülkelerden, molozlaşmış birçok futbolcuyu ülkemize transfer ettiler! En çok parayı veren kulüp başkanı en çok reklam alıyordu. İşi uzatmak istemiyorum.

Altyapıdan yetişmiş ve şimdi Avrupa’da konuşulur bir futbolcu haline gelmiş olan Semih’in hikâyesini kısaca anlatmak isterim. Genç takımdan yetişti. PAF takımında oynadı. Gol kralı oldu. Hocası Tamer Güney’di. Yetişmesinde büyük emeği oldu. Profesyonel takımda oynayabilecek bir oyuncu diye, hocası çırpındı durdu. Ama nedense antrenörler, Semih’i bir türlü takıma koymuyorlardı. Çünkü Semih’in oynayacağı yere, trilyonluk molozlar seçilmişti. Son çare olarak İzmir’e kiralık verildi. Yapamadı, geri döndü. Devamlı yedek kulübesinde oturdu. Son dakikalarda oyuna girdi. Attığı gollerin, Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna büyük katkısı oldu. Ama yine de ilk on bire alınmadı. Ona da şöyle kılıf bulundu. Takımın uğuru. Peki bu uğur neden ilk on birde kullanılmıyor da son dakikalara bırakılıyordu? Saçmalığın aile boyu. Kezman, Semih’in hayatını değiştirdi. Sırp oyuncu sakatlanınca Semih büyük bir şans yakaladı. Evrensel boyutta bir futbolcu oldu. Oysa yıllarca hiç kimsenin gözü tutmamıştı. Özetle; altyapıdan futbolcu değil, yönetici yetişmiyor. Bu nedenlerle de nice Semih’ler heba olup gitti.

İşin en ilginç yanı da aldığımız molozlardan ve boşa verdiğimiz trilyonlardan ağzımız yanmıyor. Yabancı sınırlamasını kaldırıp takımlarımızın hepsini büsbütün melezleştirme yönüne gidiyoruz!

Tümü Halit Deringör - Son yazıları

Olmaz.. Olmaz... 6 Kasım 2012 Sal
Buz Üzerine Yazı Yazmak 31 Ekim 2012 Çar
Şarküteri Mallarından Hoşlanıyoruz! 23 Ekim 2012 Sal