Köşe Yazısı

A+ A-
Tayfun Atay

Kadından imam da olur, peygamber de!

29 Ağustos 2016 Pazartesi

İşin buraya varacağı belliydi. “Kadın imam”lığın da, “kadına mahsus cami”nin de kokusunu ta 1990’ların başında Londra’da almıştım ben…

“Nakşibendiliği küreselleştiren şeyh” denmeyi hak eden Şeyh Nazım Kıbrısî’nin (ö. 2014) Londra’daki tarikat çevresi üzerine araştırma yaptığım 1991- 92 yıllarında karşıma çıkmış en çarpıcı görüntü, kadının topluluktaki yeri ve kadın- erkek ilişkilerinin seyriydi.

Bir önemli mesele, camide ibadette kadınların erkeklerle aynı yerde bulunmaktan geri kalmamasıydı. Özellikle yeni Müslüman olmuş Batılı kadınların arka saflarda da olsa erkeklerle yan yana namaza durmaları, görülmedik değildi.

Elbette bu, “eli-değnekli” cinsinden çatık kaşlı ataerkil hoca, imam ve müritlerin tepkilerine neden olmaktaydı. Bol örnek var da sadece birini paylaşayım:

Şeyh’in kıdemli, aynı zamanda İlahiyat Fakültesi mezunu da olan bir müridi onun izniyle zikir yaptırırken bir keresinde erkeklerle aynı yerde bulunan kadınları caminin yukarı katına çıkmaları için sözel olarak uyardı. Kadınlar hiç oralı olmayınca yanlarına birini göndererek daha “ciddi” uyardı. Bunun üzerine kadınlar “Sen kimsin?! Biz seni tanımıyoruz! Sen şeyh değilsin. Bize emir vermeni, ne yapacağımızı söylemeni istemiyoruz. Daha fazla burada olmak da istemiyoruz” dediler ve camiyi terk ettiler.

***

Terk ettiler ve şimdilerde kendi camilerini hayata geçirdiler! Kendi müezzinlerini, imamlarını (“imame”) var ettiler. Ve ilk Cuma namazlarını eda ettiler!..

Danimarka, Kopenhag’da kadınlara özel ilk cami 60 kadının katılımıyla açıldı.

Gazeteduvar.com sitesinde yer alan habere göre iki kadın imam, Sherin Khankan ve Saliha Marie Fettah öncülüğünde, onların okuduğu ezan ve sonra da kıldırdıkları Cuma namazı ile “Bismillah” diyen Mariam (Meryem) Camii’nin kapısı herkese açık. Babası Suriye’de işkence gördükten sonra Danimarka’ya sığınmış bir mülteci olan kadın imam Khankan, İslâm’a “modernist” ve ruhani (büyük olasılıkla “tasavvufî”) bir yaklaşımı temsil ettiklerini söylemiş.

Feminizmle barışık, çok eşliliğe de, kadına fiziksel ve psikolojik şiddete de karşı, kadının boşanabilme hakkından yana bir anlayışla hareket ettiklerini söyleyen Khankan, kendilerine yöneltilen eleştirileri ise elinin tersiyle itiyor. “Teolojik temellerimiz sağlam” diyor ve dinî kurumlardaki ataerkil yapılara meydan okumayı amaçladıklarını söylüyor.

Allah kolaylık versin, işleri zor! Şimdi IŞİD başta olmak üzere bütün Selefî şiddet örgütlerinden tutun da, ataerkil gelenek-görenekle yüzyıllardır hemhal, şimdilerde de “Selefiden daha Selefici” olmuş tarikat-cemaat çevrelerine kadar her yerden lânet ve tehdit yağacaktır üzerlerine...

***

Fakat o kadar yalnız da değillerdir. İslâm’ın kitabını ve tarihini kuyumcu titizliğiyle tarayan bazıları da onların yoluna güler yüzleriyle karşıcı çıkacaktır. Ve kadından imamı bırakın, komutan da, velî de, (“resul” değilse) nebî de olur diyeceklerdir.

İslâm’a “sufi” bir incelikle yaklaşan Prof. Süleyman Uludağ, bunlardan biri. O, kitabında, mesela peygamberlik konusunda Endülüslü fakih ve muhaddis İbn Hazm’dan hareketle şunları aktarıyor:

“Kadından nebi (nebiyye) olacağı konusunda Kur’an’ın görüşü açıktır. Bu konuda Allah’ın beyanı tereddüde yer vermez. Yüce Allah, İshak’ın annesine oğlu olacağını müjdeledik’ (Hûd: 71) diyor. Musa’nın annesine vahyettik’ (Tâhâ: 38, Kasas: 7) diyor. Hak Teâla Hz. Meryem’e melek gönderiyor, melek onunla konuşuyor (Meryem: 17-21). Melek ancak nebilere gelir. Ümm-i İshâk, Ümm-i Musa ve Hz. Meryem peygamberdirler” (S. Uludağ, “Sûfî Gözüyle Kadın”, İstanbul, 1995, s.19-29).

Uludağ Hoca kitabında kadının imam olmasını mutlak surette caiz gören müçtehitleri de, kadından “Şeyhe”, “Veliyye”, “Mürşide” olduğunu ve olabileceğini söyleyen tasavvuf erbabını da zikrediyor.

Hz. Aişe’nin Cemel Savaşı’ndaki “komutan”lığına not düşmeden de geçmiyor.

***

İslâmofobi’nin patladığı, insanların tekbirlerle linçe uğratıldığı, bu din adına kellelerin havalarda uçurulduğu şu güncel bağlamda işte size Avrupa’nın kuzey ucu Danimarka’dan İslâm adına başka bir görüntü ve pratik!..

Neyi düşünmeye kışkırtıyor peki?..

Önce, kim ne iddia ederse etsin, hâlâ “dinin hayattan çıktığı”na…

Sonra da bünyesinde kadın temsili ve etkisini artırdıkça, işte ancak o zaman İslâm’ın adında içkin gerçek anlamını, yani “Barış”ı insanlığın önüne koyabileceğine!..

Tümü Tayfun Atay - Son yazıları

Kalacak bir türkü söyler gideriz 10 Eylül 2018 Pzt
Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın! 5 Eylül 2018 Çar
Betona tapanların mabedi yapıldı 3 Eylül 2018 Pzt