Köşe Yazısı

A+ A-

İç ve dış dinamikler ‘kaos’ta birleşti

30 Ağustos 2016 Salı

2002’den beri “iç dinamiklerle küresel dinamikler” Türkiye’yi kaosa götürdü.
Dış dinamikler “ABD, AB ve İsrail’in” bölgedeki yeni hesaplarıydı; Türkiye, Irak, Suriye ve Libya’nın bölünmesini, küçültülmelerini ve bu arada büyük Kürdistan’ın çıkartılmasını istiyorlardı.
İçerdeki kargaşa dinci (İslamcı) örgütlenmeler aracılığıyla yapılacaktı. Soğuk savaşta askerler ve büyük sermaye bu işe yardımcı oluyordu. Tek boyutlu yeni küresel düzende dinci örgütler ülkenin parçalanması açısından daha yararlıydılar.
Türkiye’de AKP’nin 2002’de iktidara gelişi (getirilişi) iç dinamikler açısından işlerini kolaylaştırdı. Kucakta büyütülen FETÖ, işte şimdi işe yarayacaktı.
Hem de yalnız Türkiye’de değil, dünyadaki birçok ülkede.
Dr. Yalçın Akdoğan 2005’te, “Batı ile taleplerimiz 200 yıldır ilk defa örtüştü” derken, bu iç ve küresel dinamiklerin hangi konularda örtüştüğünü “Bıçak Sırtı” köşemde sordum, ancak cevap gelmemişti.
Yanıt, uygulamalarla veriliyordu; iktidar her alanda İslami örgütlenmeleri öne çıkaran bir politika izledi. Hatta başlangıçta BOP’u bile benimsedi, kumpaslara destek verdi.
2003’te Irak işgal edilir ve Irak Kürdistan’ı kurulurken her türlü yardımı yaptık. Suriye’de Ankara ve Esad’ın arası, bizim mezhepçi dış politika tercihimiz yüzünden açıldı.
İki ülkenin de yararına işleyen ilişkiler savaş haline döndü; Suriye iç savaşı IŞİD ve PKK ile Türkiye’ye taşındı.
AKP’nin içerde ve dışarıda İslam ve Sünni öncelikli politikaları “Türkiye’de ve bölgede kaos yaratmak isteyen güçlerin” işine geldi; önce Gülen cemaati güçlendirildi ve kaos yaratmaya hazır hale getirildi.
FETÖ’yü maşa olarak kullanan devletler düğmeye basarak Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile Kürdistan’ın yolunu açtılar.

Örtüşen neydi?
Dışarıdakilerin “İslami örgütlenmeleri bir maşa gibi kullanmaları, bizim de siyaseti, ekonomiyi ve TSK’yi bu örgütlerin kucağına atmamız”, Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile örtüşünce, “iç ve dış dinamikler 200 yıldır ilk defa bu kadar örtüşür hale geldiler.”
Sonunda iş, İslamcı FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 girişimine kadar gelebildi. İç dinamikleri siyaset, ekonomi ve güvenlikte dinci önceliklere oturtan AKP’nin aklı başına geldi; FETÖ ve benzeri dinciler kullanılarak Cumhuriyet’e, devlete, Türkiye’nin bütünlüğüne ve tabii AKP üst yönetimine karşı emperyalist bir girişimi gördüler, saldırıya uğradılar: “Cemaat” kendilerine saldırıyordu.
Eskiden besleyip işbirliği yaptıkları Gülen’lerin yalnız Cumhuriyet’i, Atatürk’ü ve Türkiye’nin bütünlüğünü değil kendilerini de hedef alabileceğini sonunda gördüler.
Ancak, dinci örgütlenmelerin siyasetten, iktisattan ve TSK’den uzaklaştırılmadıkça, aynı olayların katlanarak gelebileceğini görebildiler mi?
Dini ve dinci örgütlenmeleri, “kendi varlık nedenlerine bağlamaktan kurtulamazlarsa”, 15 Temmuz’dan hiçbir şey öğrenilmemiş demektir.
Kendi varlıkları da Cumhuriyet’in, Atatürkçülüğün ve laikliğin yaşaması ile mümkündür. Bu yadsınamaz gerçeği görebilmeleri, sadece kendi sorunları değildir; CHP, MHP ve hatta HDP’nin de sorunudur.
HDP, AKP’nin İslamcılık ve Gülen konusunda düştüğü tuzağa düşmemelidir. Kürdistan dayatmasından vazgeçmezlerse, “emperyalistlerle işbirliği tuzağına düşmüş olurlar”: Aynen AKP’nin İslamcılık ve Gülen konusunda düştüğü gibi.
Türkiye’de toplumsal demokratik örgütlenmelerin yerine yerleştirilen dini ve etnik örgütlenmeler emperyalizmin kuklalarıdırlar. FETÖ ve PKK örneklerinde olduğu gibi.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nı bugün kutlarken Atatürk’ün devrimlerini içimizde solumak istiyoruz. Akşam, Dibeklihan’daki kutlamada buluşmak üzere.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Yalçın Akdoğan