Krize karşı sosyal dayanışma programı / 1

19 Ağustos 2008 Salı

ABDde baş gösteren, tüm dünyaya yayılan ve depresyona doğru evrilen çalkantıdan önce, Türkiye kapitalizmi 2002-2006 döneminin hormonal, çarpık büyümesinin ardından 2007de inişe geçmişti bile. 1998den itibaren önce gevşek sonra sıkılaşan bir biçimde IMF ile birlikte dizayn edilen ekonomi rotası, Türkiyeyi 2001de tarihinin en derin krizine sürüklemişti. Krizden çıkış için Kemal Derviş yönetiminde IMFnin kredileri ve reçeteleriyle şekillendirdiği yol haritası, AKP iktidarınca da kullanılmıştı. Ama bu sürede yaşanmış görünen büyüme süreci, sorunları aşılmış göstermiş, oysa sadece ertelemiş ve kırılganlığını arttırarak 2007de yeni bir tıkanmaya taşımıştı

2001 krizi sonrası girilen büyümenin omurgası, ucuz tutulan dolar kuru ile artan ölçüde Asyadan ithal girdi sağlayıp bunu ucuzlatılmış işgücü ile Türkiyede son ürün haline getirip ABye ihraç etme ekseni üstüne kurulmuştu. Asyalaşmada denilen bu yoksullaştırıcı süreç, kâr marjı düşük ve tek kozu düşük reel ücret olduğu için Türkiye kapitalizmine sermaye birikimi sağlayamamaktadır. Bu dönemdeki şans faktörü de, büyüme için gerekli dış kaynağın, likidite bolluğu yaşayan bir dünya konjonktüründen sağlanabilmesidir.  

Ancak bu yoksullaştırıcı büyüme, bir süre sonra hem emeğin direnmeye başlaması hem de Asya rekabetinin ezici baskısı altında tükenme noktasına gelmiştir.

Bu noktaya gelinceye kadar da çok ciddi bir cari açık, çok ciddi bir özel sektör borç yükü, yabancı sermayeye çok ciddi bir varlık devri gibi maliyetler ödemiştir. Dahası, çok ciddi bir antisosyal devlet uygulamasına yol açan mali disiplinlere rağmen enflasyon canavarını da yeniden uyandırmış, işsizliği azdırmış, tarımı çökertmiştir.  

Bütün bu müflis politika mirasının üstüne bir de dünya krizinin sert rüzgârları ve siyasetteki gerilimin negatif etkileri eklenmiş ve endişe verici bir döneme girilmiştir.

2008 dünya ekonomisinde ‘iniş’ ve Türkiye

Dünya ekonomisindeki iniş öncesinde göstergeleri bozulmaya başlayan Türkiye kapitalizminin, global kriz ile birlikte bunalımı artacak.  

Dünya kapitalizmi son 30 yıldır tekliyor. 1974-75 daralmasını, 1979-80’deki daralma izlemişti. 1984teki Latin Amerika borç krizinin arkasından 1987deki New York borsasının çöküşü gelmişti. Ardından, 1990-91de yeniden bir ekonomik daralma yaşanmış, bunu 1994 Meksika tekila krizi izlemişti.

1997 Asya ve 1998 Rusya krizlerinden sonra depremin etkisiyle 1999da Türkiye ekonomisi negatif büyüme yaşamış, ardından da 2000 sonu ile 2001de tarihinin en derin krizlerini yaşamıştı. Aynı yıl Arjantinde de mali çöküş ve kriz yaşanmış, ABDde deyeni ekonomiçökmüştü. Şimdi, daha büyük ve global bir kriz yaşanmaya başlandı.

Müflis dönemin göstergeleri

Yeni milli gelir serisi dikkate alındığında, 1998den 2007ye ekonominin yıllık ortalama 4.7 oranında büyüdüğü, ortalama en yüksek büyümenin yüzde 5.2 ile hizmetlerde yaşandığı görülüyor. Sanayideki büyüme yıllık yüzde 4.9 oranında kalırken tarımın en kötü durumda olmduğu ve üç negatif yıl yaşadığı yıllık büyümesinin de yüzde 1.2de kaldığı anlaşılmaktadır.

Sanayide tıkanma 2007de başlamıştır. 2007 yılının ilk çeyreğinde, sanayi sektörü katma değeri yüzde 10.2 büyümüştü. Ancak, ilk çeyrek sonrasında sanayi sektörü üretiminin yavaşlamaya başladığı görüldü.

İkinci çeyrekte yüzde 4 artan sanayi sektörü üretimi, üçüncü çeyrekte yüzde 4.3 olarak belirlendi, son çeyrekteki büyümesi ise yüzde 3.6ya gerilemiş görünüyor

2006’da sanayi kesimi yüzde 5.8 büyürken milli gelir, inşaat kesiminin katkısıyla yüzde 6 büyümüştü. 2007de sanayi kesimi büyümesi yılın tamamında yüzde 5.4’e düştü. 2007 yılının ilk çeyreğini takiben ihracat miktar artışının yavaşlamaya başlamasıyla, sanayi sektöründe de üretim hız kesti.

Tarım sektörü 2006da yüzde 1.3 büyüme gösterirken 2007nin tamamında yüzde 7.3 küçüldü.

Kuraklığın yanı sıra tarım girdilerindeki fiyat artışları ile baş edemeyen tarımdaki çözülme, küçülmede önemli bir etken oldu. Bunun 2008de de sürmesi bekleniyor. 2006’nın ana motoru olmayı üstlenmiş olan inşaat da 2007de yavaşladı

İnşaat 2006da yüzde 18.5 büyü müştü, 2007nin büyümesi yüzde 5e düştü. İnşaattaki tempo düşşünün 2008de de sürmesi çok muhtemel. Özellikle dünya krizinin getireceği daralmanın öncelikle bu sektörü vurması bekleniyor.

Dış kaynak girişi yetmiyor

Türkiye, son yıllardaki büyümesini ağırlıkla dış kaynak girişi ile gerçekleştirdi. İlk yıllarda sıcak para lokomotif güçtü. Dış kaynak girişinde son yıllarda sıcak paranın ağırlığı azaldı, doğrudan yabancı sermaye girişleri önem kazandı. Türk bankalarının, sigorta şirketlerinin yabancılarca alınması, Telekomun özelleştirmesi, başka Türk firmalarına yabancı ortak gelmesi, varlık satışları ile dış kaynak girişi 2005te 44 milyar dolara, 2006da 46 milyar dolara yaklaştı, 2007’de ise 50 milyar dolara yaklaştı.

Ancak, kaynak girişi artık büyümeye yeterli bir tempo kazandıramıyor.  

2007 yılında 50 milyar dolara yaklaşsa da dış kaynak girişinin büyümeyi arttırmadığı anlaşılmaktadır. Gelen yabancı sermayenin büyümeyi hızlandırmak yerine banka-şirket, emlak alarak varlık ele geçirdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca artan ölçüde faiz ve kâr transferleri ile kaynak çıkışı yaşanmaktadır. Nitekim, yıllık çıkışların ortalaması 10 milyar doları bulmuştur.  

Bu yapı sermaye birikimini arttıramaz olmuştur. Gayri Safi Sabit Sermaye birikiminin GSMH’ye oranı yüzde 19lardadır ve 1990’lardaki düzeyinin gerisine düşmüştür. 2001 krizi sonrasında Türkiyedeki sermayedarlar, dışarıya karşı bütün rekabet güçlerini, işsiz ve örgütsüz düşmüş emeğin kaba sömürüsünden almış, teknolojik bir dönüşüm gerçekleştirilememiş ve bu kaba emek sömürüsü ile artık ileriye gidilemeyeceği görülmeye başlanmıştır.  

Tıkanmanın bir başka göstergesi hanehalkı borçlanmalarındaki yavaşlama, batık kredilerde artış ve beklenti anketlerindeki negatif eğilimlerde görülmektedir. Tüketici kredisi ve kredi kartı harcaması kışkırtmalarıyla özel tüketim artışlarına dayalı talep genişletilmiş, ancak burada da deniz kısa sürede tükenmenin eşiğine gelmiş ve ihracattaki teklemelerle birlikte kronik durgunlaşma belirtileri ortaya çıkmıştır. Tüketici kredisi talepleri ve bankaların arzları düşmeye başlamıştır.  

Bankaların takipteki alacakları düzenli olarak artıyor. 2008 Ocak sonunda bu rakam 10.5 milyar YTLye çıktı. Batık kredilerin yaklaşık yüzde 30u ailelerin kullandığı tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarından oluşuyor. Merkez Bankasının aylık beklentileri ölçtüğü beklenti anketleri iyi sinyaller vermiyor, beklentilerin kötüleştiğini ortaya koyuyor. Buna göre, reel kesim güven endeksi 2007 ortalarında aşağı seyrettikten sonra yeniden iyileşmedi. Tüketicilerin geleceğe dair güvenleri ise azalıyor.

 Reel kesimin güveni 2007 Nisan ayında 100 üzerinden 119.5 idi. 2008 Mart ayında 105.4 olmuştu. Bir ayda 2.2 puan daha eksildi. Nisan ayında 103.2ye düştü. Merkez Bankası her ay imalat sanayiinde durum tespiti yapıyor. Sanayicilerin geçen 3 aylık dönemdeki üretim konusunda bekleyişleri geçen yıla göre kötü durumda. Toplam siparişlerin azalacağını söylüyorlar. Yatırım konusunda geçen nisan ayında 121.1 olan güven endeksi bu nisan ayında 100.7ye gerilemiş.2007 temmuz ayında 98.25 olan Tüketici Güven Endeksi, yıl sonunda 93.89a inmişti. 2008 yılı başından itibaren devamlı gerileme gösterdi ve mart ayında 81.96 oldu.