Başkanlık sistemini tartışmayalım

Başkanlık sistemini tartışmayalım

14.10.2016 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

MHP genel başkanının açtığı yoldan, yeniden başkanlık, yeni anayasa tartışması başladı diyemeyeceğim, atışma demek daha doğru olur. Her şeyden önce, değil siyasal sistemin ve onun ana sözleşmesinin değişimi gibi çok büyük çapta, çok önemli bir konu, Türkiye’de herhangi bir konuyu özgürce tartışmanın imkânı yok. Hiçbir dönem tam olarak yoktu, ama şimdi düpedüz bir olağanüstü hal rejimi var. Hoş olağanüstü hal öncesinde, özgür tartışma ortamı fiilen ortadan kalkmıştı. 15 Temmuz sonrası, yeniden bir durum değerlendirmesi ortamı doğdu gibiydi; iktidar partisi, uzlaşma ve müzakereci siyasetin önünün açılması ile farklı bir sürecin başlamasının önünü kararlılıkla kapattı. Oysa, bu Türkiye için son fırsattı, o da kaçtı.
Sonuçta, bu şartlar altında “Başkanlık sistemini tartışalım” demek, aklımızla alay etmekten başka bir şey değil. Zaten Cumhurbaşkanı önderliğinde iktidar partisinin, Türkiye ufkunun tek adam liderliğinde otoriter bir rejim inşasından ibaret olduğu iyice netleşti. 15 Temmuz darbe teşebbüsü ise, demokrasinin öneminin anlaşılmasından ziyade, otoriter rejim tahkimatı için meşruiyet kaynağı olarak dolaşıma girdi. Dahası, gücü elinde bulunduran iktidar demokratik meşruiyet ve anayasal çerçeveyi hiçe sayar hale geldi. Zaten kendileri de açıkça, “fiili bir düzen”in yaşandığını kabul ediyor, bunu meşru sayıyor, o nedenle fiili olanın hukuki çerçeve kazanması gerektiği için sistem değişikliği önerdiklerini ifade ediyorlar. Daha demokratik bir sistem öngörüsü ile değil, daha güçlü otorite adına başkanlık sistemi öneriliyor. Bunun nesini tartışalım? “Çare daha güçlü otorite değil” dediğimizde, “Vay sen Türkiye’nin bu dar zamanda gücü azalsın mı istiyorsun; FETÖ’cü mü, PKK’li mi, Batı ajanı mı” diyen bir anlayışla neyi tartışacağız? Baştan anlaşamıyoruz. Biz Türkiye’nin derdine derman olacak daha fazla demokrasi diyoruz, onlar otorite diyor, dahası bizi konuşturmuyor, suçlu ilan ediyor. Tartışacaksak önce tartışmanın mümkün olup olmadığını tartışalım da enayi yerine konmaktan kurtulalım.
Diğer taraftan, nedir iktidarın, güçlü Türkiye adına inşa sürecine giriştiği “otoriter rejim”in evsafı? “Zapturapt rejimi”, “özgürlüklerin kısıtlanması”, “yargının bağımsızlığının söz konusu olamaması” da ne adına, nasıl bir düzen adına? Onu da biliyoruz; Kemalist rejime itiraz temelinde kurgulanan laik değil, “İslam”ı (tabii iktidarın anladığı biçimde İslam) esas alan bir eğitim, “Cumhuriyet’i arıza”, “Lozan’ı ihanet” olarak tanımlayan yeni bir tarih yazımı, “özgürlük”, “insan hakları” gibi kavramları, Batılıların İslam âlemini yozlaştırmak ve bu surette zayıflatmak için kullandıkları bir araç olarak gören bir siyasal sistem. Kemalist rejimin dayattığı ak-kara tarih, toplum, siyaset tasavvuruna karşı olanların dayattığı başka bir ak-kara şematiği. Dahası, Kemalist rejimin önünü açtığı dünya ve siyaset tasavvurunun birkaç gömlek altında bir tasavvur ve gidiş. Mesele referansı İslam olması değil, İslam referanslı diye ortaya çıkanın mevcut seviyesi, dünyayı kavrayış açısı. Bu seviye fazlasıyla düşmüş, açı fazlasıyla daralmış vaziyette. Zira, Türkiye aslında Kemalizmin dar penceresini çoktan yırtmış, bir ölçüde eleştirel düşünce ve siyaset alanı açılmış vaziyette idi. Liberallerin, sol demokratların İslamcılara verdiği destek bu zeminde oluştu.
Şimdi açı bir kez daha, üstelik Kemalizmin inşa zemininden bile daha derme çatma bir dünya- siyaset-tarih anlayışı çerçevesinde daralıyor. Dahası, popülist bir dalga boyu üzerinden yürümek adına, zorbalık, düzeysizlik, hoyratlık, hoşgörüsüzlük, hızlı sınıf atlama hevesi, açgözlülük ve “çıkarcılık temelli itaat” gibi özellikler, “halkçılık”, “halkın değerleri”, “halktan biri gibi davranmak” gibi kılıflar içinde yüceltiliyor. Böylesi bir dünya ve siyaset anlayışının dış siyaset ufku ise Battal Gazi masalı ile, emperyalizm karşıtlığının en sığ biçimi ile buluşuyor. Hiç olmazsa, Kemalizmin kurucuları, cephe cephe savaşan ve sonuçlarını iyi bilen son Osmanlılardı, onların yerini askerliklerini “bedelli” yapan Musul fatihlerinin tasavvurları alıyor. Bedellilerin ezici çoğunluğu, “vicdani ret” yasal olmadığı için değil, yani ilkesel bir nedenle değil, fukara çocuğunun yaptığı askerliği yapmaya üşendiği için, parasını verenler, bizim zamane cihatçıları, Türk-İslam fatihleri işte bunlar. Kürt savaşını körükleyenler de bunlar, fukara ölsün, onlar kahramanlık türküsü yaksın, umurlarında değil. Kısaca sadece birikimleri yetersiz değil, vicdanları da kör olanların ön aldığı bir düzen. İşte Türkiye’nin yeni düzeni bu temeller üzerine kuruluyor.  

Yazarın Son Yazıları

‘Yeni devlet’

‘Yeni devlet’

Devamını Oku
07.08.2017
Müftü nikâhı ve İslami rejim

Müftü nikâhı ve İslami rejim

Devamını Oku
04.08.2017
‘Hans’ın ne dediği’

‘Hans’ın ne dediği’

Devamını Oku
31.07.2017
‘Evrim teorisi’

‘Evrim teorisi’

Devamını Oku
28.07.2017
Yeni Türkiye’nin tarih yazımı

Yeni Türkiye’nin tarih yazımı

Devamını Oku
24.07.2017
15 Temmuz’un anlamı

15 Temmuz’un anlamı

Devamını Oku
17.07.2017
15 Temmuz

15 Temmuz

Devamını Oku
14.07.2017
Parayla saadet olmaz

Parayla saadet olmaz

Devamını Oku
10.07.2017
‘Adalet Yürüyüşü’ ve 15 Temmuz

‘Adalet Yürüyüşü’ ve 15 Temmuz

Devamını Oku
07.07.2017
Rıdvan Bey, Katar ve diğerleri

Rıdvan Bey, Katar ve diğerleri

Devamını Oku
03.07.2017
Katar krizi

Katar krizi

Devamını Oku
30.06.2017
Yine hüzünlü bir bayram

Yine hüzünlü bir bayram

Devamını Oku
26.06.2017
Adalet istiyoruz! (23.06.2017)

Adalet istiyoruz!

Devamını Oku
23.06.2017
Nerden başlasak nasıl anlatsak

Nerden başlasak nasıl anlatsak

Devamını Oku
19.06.2017
Katar’ın başına gelenler

Katar’ın başına gelenler

Devamını Oku
09.06.2017
ABD, Türkiye ve Kürtler

ABD, Türkiye ve Kürtler

Devamını Oku
05.06.2017
Toplum yorgunluğu

Toplum yorgunluğu

Devamını Oku
02.06.2017
Trump’ın yeni Ortadoğu siyaseti

Trump’ın yeni Ortadoğu siyaseti

Devamını Oku
29.05.2017
İki veda

İki veda

Devamını Oku
26.05.2017
‘Devrime hazır olun’

‘Devrime hazır olun’

Devamını Oku
22.05.2017
Kötü yönetim ve dış siyaseti

Kötü yönetim ve dış siyaseti

Devamını Oku
19.05.2017
‘Türbe, tarih, siyaset’

‘Türbe, tarih, siyaset’

Devamını Oku
15.05.2017
Fransız seçimleri ve demokrasi krizi

Fransız seçimleri ve demokrasi krizi

Devamını Oku
12.05.2017
İslamcılık, çirkin itiraf

İslamcılık, çirkin itiraf

Devamını Oku
08.05.2017
Yeni siyasi arayışlar

Yeni siyasi arayışlar

Devamını Oku
05.05.2017
Hindistan ziyareti ve İslamcılar

Hindistan ziyareti ve İslamcılar

Devamını Oku
01.05.2017
Referandum sonrası Kürt meselesi

Referandum sonrası Kürt meselesi

Devamını Oku
28.04.2017
Nafile analizler

Nafile analizler

Devamını Oku
24.04.2017
Her şeye rağmen

Her şeye rağmen

Devamını Oku
17.04.2017
Son itiraz hakkımız, son kararımız Kesinlikle HAYIR!

Son itiraz hakkımız, son kararımız Kesinlikle HAYIR!

Devamını Oku
14.04.2017
İslamcıların Suriye ile İmtihanı

İslamcıların Suriye ile İmtihanı

Devamını Oku
10.04.2017
Fırat Kalkanı; ‘zafer’ mi ‘hezimet’ mi?

Fırat Kalkanı; ‘zafer’ mi ‘hezimet’ mi?

Devamını Oku
03.04.2017
‘Vicdan ve adalet nöbeti’

‘Vicdan ve adalet nöbeti’

Devamını Oku
31.03.2017
En büyük tehlike (27.03.2017)

En büyük tehlike

Devamını Oku
27.03.2017
Dünya ve Türkiye; vahim vaziyet

Dünya ve Türkiye; vahim vaziyet

Devamını Oku
24.03.2017
En güzel evler, en iyi arabalar en kötü siyaset

En güzel evler, en iyi arabalar en kötü siyaset

Devamını Oku
20.03.2017
18 yaşında seçilme hakkı

18 yaşında seçilme hakkı

Devamını Oku
17.03.2017
‘Hollanda krizi’nin ötesinde

‘Hollanda krizi’nin ötesinde

Devamını Oku
13.03.2017
‘Erdoğan ve liderlik’

‘Erdoğan ve liderlik’

Devamını Oku
10.03.2017
‘Milli Kültür Şûrası’

‘Milli Kültür Şûrası’

Devamını Oku
06.03.2017