Biyogüvenlik Hakkı...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

AB ve birçok Dünya ülkesi biyogüvenlik konusunda yasalarını, mevzuatlarını çoktan yaparak yürürlüğe soktu, uygulamaya geçti, bununla da yetinmeyip genetik alanında her geçen gün yaşanan baş döndürücü gelişmeleri yakından takip edip yeni düzenlemelere gitmekteler.   Biz ise biyogüvenlikle daha tanışmadık bile, daha işin başında bile değiliz;  biyogüvenlik yasa tasarısı, o da AB’ye uyum çalışmaları çerçevesinde zorunlu olarak,  henüz yeni meclis gündemine getirilmiş bulunmaktadır.  Peki biyogüvenlik konusunda insanımız, tüketicilerimiz bilgi sahibi mi diye sorarsanız; onlar daha “biyogüvenlik"i  ya hiç duymadılar, ya yeni tanışıyorlar. Durum böyle olunca da Türkiye GDO’ lu gıda ve tohum üreticisi şirketler ve ülkeler için cennet oluyor, başka ülkelerin hayvanlarına yem olarak yedirmedikleri GDO’ları bizim insanımız farkında bile olmadan tüketiyor.

Konuyu daha önce çeşitli vesilelerle bu sütuna taşımıştık ancak mevzu ABD’nin biyoteknoloji devlerinden Monsanto’nun ürettiği genetiği değiştirilmiş mısır tohumunun Almanya’da üretiminin ve kullanımının yasaklanmasıyla yeniden alevlendi. Ülkemizde de rastlantı olacak, tam da bugünlerde “genetiği değiştirilmiş organizmaların” ( GDO ) Türkiye’ye tohum  ya da üretilmiş olarak ithalinin ve Türkiye’de üretilmesinin, yetiştirilmesinin önünü açacak olan “Biyogüvenlik Yasa Tasarısı” TBMM’nin gündemine geldi.  Tasarının görüşüleceği komisyona üye 5 milletvekili de ABD Tarım Bakanlığı tarafından ABD’ye davet edildiler. Bu milletvekillerine, genetiği değiştirilmiş organizmaların önemi anlatıldı. Yine bu gezide Dünya’nın en büyük GDO’lu mısır tohumu üreticisi Monsanto firmasında da ağırlandılar. “Ne var bunda ?” diyebilirsiniz, bekleyip görmek lazım. Bizim milletvekillerimiz ne kadar ikna oldular, neye inandılar bilemeyiz ama bu gezi ABD ‘nin Türkiye’yi bir GDO’ lu tohum pazarı olarak ne kadar önemsediğinin kanıtı. Eee, ne de olsa,  pamuk, mısır ve yağlı tohumlarda ABD ihracatında ikinci sıradayız.  Biyogüvenlik konusunda insanların ve daha da önemlisi ulusların bilinci arttıkça, GDO’ lu tohum pazarının da daraldığı düşünülürse, çok yakında ABD’nin en iyi müşterisi haline gelmemiz işten bile değil.
Dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde. Bu firmaların hedefi ise; dünyadaki tüm ülkelerin tarım ve hayvancılığını, tohum alımında kendilerine bağımlı kılacak şekilde biçimlendirmek. Bu noktada, Dünyamızın ekolojik dengesi,  biyoçeşitliliği, doğanın tahrip edilmesi gibi konuların geleceğimizi tehdit etmesini bir kenara bıraksak bile, ulus devletin çıkarları doğrultusunda GDO’lu tohumlar kabul edilemez. Çünkü Dünya’daki GDO’lu tohum üreticileri neredeyse tekelleştiği için, bu tohumlarla yapılan tarımsal üretim de bir süre sonra GDO lu tohumları kullanan ülke için geri döndürülemez bir dışa bağımlılık yaratıyor.


Mevzuya bir de başka tarafından bakarsak, bilim adamları önümüzdeki yılların en büyük zenginliklerinden birisinin gen kaynakları olacağını söylüyor. Bu konuda, birçok ülkeye göre çok daha zengin kaynaklara ve dolayısı ile potansiyel bir milli servete sahip olan Türkiye, biyogüvenlik ve biyoçeşitlilik konusunu çok daha ciddiye almalıdır. GDO’ lu tohumlar hakkında en çok tartışılan konuların başında, tek tip tohum kullanımı sonucunda tek tip ürün elde edilmesi yolu ile GDO ‘ların biyoçeşitliliği ciddi şekilde tehdit etmesi gelmektedir. Bu tohumların zincirleme reaksiyonlarla hayvan çeşitlerinin ve ırklarının azalmasına ve oradan da doğal dengenin neredeyse tamamen bozulmasına kadar yol açacak sonuçlar doğurduğu gözlenmeye, tespit edilmeye başlanmıştır.  Gen kaynaklarımızın gereken şekilde korunması, GDO’lu tohumların ülkemize girişinin engellenmesine bağlıdır. Bu da ancak yasalarla tam anlamıyla gerçekleştirilebilir. Amerika’da keşif gezisinde bulunan milletvekillerimiz ve yasa tasarısını değerlendirecek olanlar, verecekleri kararla aynı zamanda geleceğin Türkiye’sinin Dünya üzerindeki konumunu belirleyeceklerinin bilincinde olmalıdırlar. Kararlarıyla, tarımda ve girdi yan sanayilerinde tamamen ya dışa bağımlı bir Türkiye’yi ya da biyozenginliği ve çeşitliliği ile Yeni Dünya düzeninde önemli bir başrol oyuncusu haline gelmiş Türkiye’yi yaratacaklardır, çünkü dün kan üzerinden, daha sonraları ırk üzerinden yürütülen kavgalar, gelecekte GDO lar üzerinden gen konusunda verilecektir.
[email protected]