Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Tayfun Atay

Devlet sınıfta kaldıkça terör savaş ilan eder

12 Aralık 2016 Pazartesi

Terörle mücadeleden “terörle savaş” tabirine “11 Eylül” (2001) hadisesiyle geçildi. İlk resmi kullanımı da sanırım George W. Bush’a borçluyuz. Tabirin vurgusu, küresel kapitalizme aynen onun gibi küresel işleyişe sahip cihatçı tedhiş örgütlerinden gelen tehdit üzerindedir. Ana karakteristik itibarıyla da intihar saldırıları işaretlenir.
İstanbul’da Dolmabahçe ve Maçka Parkı’nda art arda vuku bulan dehşet verici iki kanlı terör saldırısı sonrası Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da Bush gibi konuşmuş. “Türkiye terörle mücadele etmiyor, terörle savaşıyor” diyerek...
Terörü bir devlete karşı “savaş gücü” olma noktasına, düzeyine, kapasitesine neyin getirdiğini biraz aşağıda tartışmaya açacağız, ama ona geçmeden terörle savaş nasıl bir savaştır, bunun üzerine bir iki not düşelim.
Terörle savaş, konvansiyonel (devletler-arası) olmayan, korkunç asimetrik bir savaştır. Üstelik de gerek insan gücü, gerek teçhizat donanımı, gerekse teknolojik düzey bakımından zayıf olanın (terör örgütü) güçlü olan (devlet) karşısında avantajlı olduğu bir asimetrik savaş...
Burada zayıf taraf, güçlü tarafın zaaflarını yakalar, onların üzerine gider, oralardan vurur. Güçlü taraf ise aynı yönde bir imkâna sahip değildir. Çünkü karşısında kendisi gibi gözle görülür, ucu-bucağı belli, çapı-gücü ölçülebilir mahiyette bir hasım yoktur.
Evet, belki terör örgütünün kitlesel destek bulduğunu bildiğiniz ya da düşündüğünüz topraklara taarruz edebilirsiniz. Ama buralar birer saldırı hedefi olmaktan öte sizi içerisine çeken bir anafora da dönüşebilir. Hem oradan çıkamazsınız, hem de geride bıraktığınız ve kalbinizi temsil eden yerleri açık birer karşı hedef hâline getirirsiniz.
Bu doğrultuda, teşbihte hata olmaz, terörle savaş, son derece iyi teçhizatlı bir uzay savaş gemisi ile uzaydaki bir “kara delik” arasında savaşa dönüşme riski taşır.
Buna benzer bir süreci ne yazık ki özellikle şu son bir buçuk yıl içinde çok ama çok büyük acılarla yaşıyoruz.
Ve bu çerçevede iktidarı temsilen bir başka isim, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da bakın ne demiş ülkenin kalbinde patlayan lânet teröre binaen:
“Arkadaşlar kimseye izah edemiyoruz ama, özellikle sorumluluk mevkiinde bulunanlara... Türkiye, PKK, DEAŞ ve FETÖ örgütlerinin hedef alanı olarak bulunmaktadır.”
Bu ürkütücü, ürpertici, ilik dondurucu ifadenin eleştirel çözümlemesini yaptığımızda terörün devlete karşı bir “savaş gücü” haline nasıl geldiğinin ipuçlarını tespit etme imkânı bulabiliriz.
El Kaide ve 11 Eylül’le simgelenen terör savaşı üzerine yaptığı felsefipolitik değerlendirmesinde John Gray, (daha sonraları IŞİD analizlerinde de kullanacağı üzere) “başarısız devlet” (“failed state”) kavramını anahtar olarak işlerliğe sokar. Buna, isterseniz çuvallamış yahut “sınıfta-kalmış” devlet de diyebilirsiniz.
Gray, 1990’lardan itibaren kendini gösteren yeni türde konvansiyonelolmayan savaşların, hükmettiği coğrafyada mutlak ve kapsayıcı etkinliğini yitirmiş başarısız devletler bağlamında görüldüğünü, geliştiğini öne sürmektedir. El Kaide’nin tüm dünyada pek çok devlete karşı böylesi “asimetrik” savaşını besleyen zeminin de Afganistan’dan Pakistan’a, Çeçenistan’a, Afrika ve Ortadoğu’ya kadar açılan yelpazede “başarısız devlet” alanları olduğunu kaydeder (J. Gray, “Al Qaeda and What It Means to be Modern”, 2003, s. 73-74).
Yani bir bakıma diyor ki Gray, eğer bir devlet, İçişleri Bakanı’mızın söylediği gibi terörün tehdidi altındaysa bunun sebebini bulma yolunda önce kendine baksın!..
Sözgelimi, FETÖ nereden çıktı, nasıl bu kadar palazlandı ve ülkenin de, devletin de kılcal damarlarına kadar nüfuz edip yerleşti?
IŞİD neden ve nasıl bu coğrafyada bu kadar rahat at koşturur hale geldi?
PKK hangi açık ya da gizli resmî ilişkiler doğrultusunda, savaştan barışa, barıştan savaşa ne gelgitlerle kazandı halihazırda mevcut ölümcül dinamizmini?..
Bu soruların cevabı, bize devletin sınıf geçme ya da kalma notu kadar, terörün artık kendisiyle savaş tutuşulmuş bir “kara delik” haline nasıl geldiğini de bilme imkânı verir.

Tümü Tayfun Atay - Son yazıları

Kalacak bir türkü söyler gideriz 10 Eylül 2018 Pzt
Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın! 5 Eylül 2018 Çar
Betona tapanların mabedi yapıldı 3 Eylül 2018 Pzt

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Süleyman Soylu