Köşe Yazısı

A+ A-

İnsan: Yarı dâhi - yarı ahmak yaratığa selam

19 Aralık 2016 Pazartesi

“İnsan, kendine özgü bir şekilde olağandışı bir yaratıktır, ateşi keşfetti, şehirler inşa etti, muhteşem şiirler yazdı, dünyaya çeşitli yorumlar getirdi, mitolojik imgeler yarattı vs.
Fakat aynı zamanda hemcinslerine savaş açmaktan, yanılgıya düşmekten, çevresini yok etmekten vs. bir türlü vazgeçmedi.
Terazinin bir kefesine yüksek zihinsel meziyeti, öbür kefesine bayağı salaklığı koyduğunuzda terazi neredeyse dengede kalır.
Dolasıyla, aptallıktan bahsetmeye karar vermekle, bu yarı dâhi - yarı ahmak yaratığa saygılarımızı sunuyoruz..”
Hata ile aptallık arasında bir çeşit akrabalık, hatta yüzyıllardır hiçbir şeyin bozacak güçte görünmediği, gizli bir suç ortaklığı olduğu ortaya konabilir..”
Kaynak: “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın”, Umberto Eco, J.-C Carriere, Can Yayınları

Kültür dediğimiz şey ne?
Aynı kitaptan: “Kültür dediğimiz şey, gerçekte uzun bir ayıklama ve eleme sürecidir… Tam da her şey unutulduğunda geride kalan şey…”
Evet, bu ayıklama ve eleme süreçinden sonra elde, “geride kalan” bir şey olmalı.. Eğer kaldıysa tabii!
Edgar Morin, 94 yaşındaki Fransız filozofu tam da bu kültür üzerine şöyle diyor:
Kültür bir lüks değildir, patikayı andıran bir yolu kavramsallaştırarak bir anayol haline getirme imkânı verir bize.”
Ne kadar doğru söylüyor! Elimizde kültürden bir birikimi kalması ve bunun bize anayol olarak görünmesi gerekir... Fakat, bunun için de yüzyıllarca toplumumuzda buna yol açacak bir kalıcı kültür olması gerek, varsa eğer bu nedir? Eğer kültürümüzden süzülen, bir kalıtım yoksa, bir rehberlik bulmamız mümkün olur mu? Hele, var gibi gözüken kültürel birikimi de, günümüzde iktidarlar çöpe atıyorsa?

‘İnsan fanatik doğmaz’
Morin “İnsan fanatik doğmazyazısında, “peki, nasıl fanatikleşir yani, dış dünya ve kendimiz hakkında kapalı ve yanıltıcı bir algı ve fikir sistemine nasıl hapsolunur” diye sorup yanıt veriyor: İndirgemecilik, Akkaracılık ve Şeyleştirme...
Durun, bunun güncel yorumunu yapmadan ve sonuç çıkarmadan, Morin’in, fanatizmin ana eksenlerini tarifine bakalım:
“İndirgemecilik, zihnin, bir bölümün bilgisiyle bir bütünü tanıdığını zannetme eğilimidir.. Benimsediğimizi en iyi halinden ibaret görmek de, ötekiyi en beterine indirgemek de, savaş anlayışının tipik bir özelliğidir ve fanatizme götürür. İndirgeme, savaş anlayışının, özellikle de bu anlayışın barış zamanında gelişmesinin, yani fanatizmin alışılagelmiş bir yolu olur böylece…”
“Ak-karacılık, indirgemeciliğin izinde çoğalır ve gelişir. Artık sadece Mutlak İyiliğin Mutlak Kötülüğe karşı mücadelesi vardır. İndirgemeciliğin tek taraflı bakışını mutlakiyete iter, içindeki kör ak-karacılığın her yolla kötülüğün ortaklarına vurmaya uğraştığı bir dünya görüşü haline gelir; kaldı ki bu yaklaşım da düşmandaki ak-karacılığı kolaylaştırır.
“Şeyleştirme: …İdeoloji ya da dini inanç, gerçeği maskeleyerek fanatik zihin için asıl gerçek haline gelir. İnsan zihinleri tarafından doğurulmuş olmalarına rağmen, mitos ve Tanrı bu zihinler üzerinde kadiri mutlaklaşır ve onlara itaat, fedakârlık ve cinayet buyurur…” (MedyaScope, Haldun Bayrı çevirisi)

Fanatizm, anadili olunca
Tam da yaşadıklarımıza kavramsal ışık tutuyor Morin. Toplumun ana ekseni, geçmişin derin bağrından, bir kültürel çıkarsama yapamayacak durumdaysa, uygarlık ışığında ve geleceğe yönelik olarak, fanatizmin bataklığında çırpınmaya başlar.
Daha vahimi, bu fanatizm, toplumu var eden ana elementleri öyle birbirinden ayırıcı bir fonksiyon görmeye başlar ki, her gün, her konuya ilişkin söylemde, eğitimi de ilgilendiren her konuda, toplumun bütününü evirip çevirmeye başlar.
Fanatizm, hem parçalayıcı akımlarda terörün dili, hem de iktidarın günlük söylemlerinde bir ana yöneltici -otoriter ve diktatoryal dile- politikaya dönüşür.
Toplum bir fanatizm deliriumu girdabına girer, bir hapishaneye adeta hapsolur!
Başka da bir yorum yapmayacağım