Mayınlı Arazi Yasa Tasarısı Hakkında...

01 Haziran 2009 Pazartesi

1956’dan itibaren mayın döşemek için istimlak edilen Türkiye-Suriye sınırındaki yaklaşık 360.000 dekar araziye, çeşitli tarihlerde yaklaşık 650.000 adet mayın yerleştirildi. Ottowa Konferansında alınan kararlar gereği, bu arazideki büyük can ve mal kayıplarına yol açan mayınların 2014 yılına kadar temizlenmesi gerekiyor (ki Ottowa kararları ayrıntılı okunursa 10 yıl ek süre daha alabileceğimiz görülür).

Bu konuyla ilgili hazırlanan yasa tasarısı Meclisin üç haftadan beri tıkanmasına neden oldu. Meclis içinde ve dışında mayın tasarısına yapılan etkili muhalefet ve yoğun kamuoyu baskısı, AKP grubunda da krize neden olarak hükümetin tasarıyı komisyona geri çekmesini sağladı. Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini içeren tasarının kabul edilen maddeleri tekrir-i müzakere ile yeniden görüşülecek.

AKP, muhalefetin ve kamuoyunun ısrarcı olduğu arazinin 44 yıllığına temizleyecek şirkete tarımsal amaçlı kullanımı için verilmesiniöngören hükmün tasarıdan çıkarılması ve Genelkurmayın istediği ihalenin bedeli karşılığı NAMSAya verilmesi gibi alternatiflerin de yer aldığı formüllerin yeniden genel kurulda görüşülmesini 2 Haziran 2009 Salı gününe erteledi.

Hiç kimse mayınların temizlenmesine karşı değil; karşı çıkılan, itiraz edilen, temizlenecek arazilerin 44 yıllığına bu temizleme karşılığı temizleyecek kuruluşa verilecek olmasıdır.

Aklımıza gelen ilk soru, bu mayınları kendi ellerimizle yerleştirdik de neden kendi imkân ve olanaklarımızla temizlemeyi gerçekleştiremiyoruz? Yurttaşlarımızı üzen, bu yasa tasarısındaki acziyet ve ulusal çıkarlara aykırılıklardı.

Meseleyi, temizlemeyi ve arazinin kullanılmasını ayrı ayrı düşünerek yasalaştırmak ortak akıldı, sonunda AKPnin de bu noktaya gelmiş olması olumlu bir davranıştır. Kazanan Türkiye olacaktır.

Kiralamak satmaktır

İşin temizleme tarafına bakıldığında doğrusu bunu Genelkurmayın yapması, kendimizin yapmasıdır.. ancak Genelkurmayın bu konu hakkında neden TSKnin mayın temizleme işini yapamayacağına dair açıklamalarını da dikkate almamız, önemsememiz gerekmektedir.

TSKnin doğru adres olarak gösterdiği, dünyada bu konuda uzman olan NATOnun lojistik destek birimi, NATO İkmal ve Bakım Teşkilatının (NAMSA) pek çok sorunlu bölgede mayın temizlemesini çok ucuza yaptığı biliniyor:

NAMSA 5 yılda Sırbistan-Karadağ, Belarus, Tacikistan, Ukrayna ve Arnavutlukta 4.1 milyon mayını 4.2 milyon dolara imha etmiş. Buradaki maliyetler, daha önce eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtanın 600 milyon dolar ile 1.2 milyar dolar arasında”.. dediği maliyetlerle karşılaştırıldığında çok daha avantajlı gözükmektedir. NAMSAnın maliyetleri ile 306.000 dekar verimli ve stratejik arazinin 44 yıllığına feda edilmesi başka hesapların söz konusu olabileceğini insanın aklına getirmekteydi. Çünkü 44 yıllığına kiralamak aslında satmak demektir; hele hele kiralanan bu topraklar sınır bölgesindeyse ve de İsrailli bir firmaya devredilmesi söz konusu ise bu, ülkemizin sınır güvenliği açısından çok önemlidir. Temizleme konusu bu şekilde kullanım karşılığı olmadan çözümlenirse sorunun bir tarafı halledilmiş olacak, bu da tahmin edilen kuruluşa, temizleme karşılığı 44 yıllığına kullanım hakkını ortadan kaldırmış olacaktır.

Uluslararası petrol şirketleri

Gözden kaçan diğer bir önemli husus da, bu arazilerin bir kısmı üzerinde uluslararası petrol şirketleri tarafından da 1950lerden beri ruhsatlandırma yaparak işletme haklarına sahip olmalarıdır. Bu toprakların daha sonra askeri mayınlı bölge haline getirilmesinden dolayı arazi üzerindeki petrol arama ve çıkartma faaliyetlerini gerçekleştirememişlerdir.

İşte, tam da bu noktada birileri hedef saptırmaya, asıl amaçlarını ve gerçeği gözden kaçırtmaya çalışıyor olmasınlar? Söz konusu olan ulusal çıkarlarımız ise, bu topraklarda organik veya konvansiyonel tarım yapılarak elde edilecek 50-100 milyon dolarlık sebze meyvenin getirisine rağmen; bölgedeki insanlara aş ve iş, istihdam yaratacak olmasına rağmen, bunların ötesindeki büyük resme bakma zorunluluğumuz vardır. Söz konusu olan hem Ortadoğu coğrafyasının kontrolü, hem petrol ve doğal kaynaklarımızın yönetilmesi ve işletilmesi, hem de sınır güvenliğimizdir.

Bölgenin petrol ve doğal kaynaklarının mülkiyet sorunlarının kamu yararına çözüme kavuşturulmasından sonra askeri bölge olan mayınlı arazinin temizlenmesi, sivilleştirilmesi gerçekleştirilmelidir. Sınırın uluslararası bir firmaya verilmesi durumunda bir anlaşmazlık olursa, geçerli olacak Türk yasaları değil, uluslararası tahkim olacaktır.

Halihazır durumda, TPAOnun açtığı kuyuların onundan elde edilen, bugünkü petrol fiyatlarıyla, yıllık 250 milyon dolarlık gelirden de olunması işten bile değildir. Bu gelirin en az 50-100 katı gelir getirecek petrol rezervlerinin de olduğu tahmin edilmektedir. Bu bağlamda, bölge insanının da çıkar ve menfaatleri göz ardı edilmeden, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının paydaşlığı adaletli bir biçimde düzenlenmelidir.

Görüldüğü gibi mayınlı arazi konusu; içerisinde görünmez pek çok farklı, gizli mayınları muhafaza eden, pek çok gizli açılımı olan, pek çok farklı ekonomik ve politik okumanın yapılabileceği bir satranç tahtasıdır.

Diğer tarafta, herkes Osmanlı tarihini okusun, İsrail devletinin Filistin, Arap toprakları üzerinde nasıl kurulduğunu öğrensin. Bu mayınlı araziler üzerindeki kuşku yaratan konulardan bir tanesi de tarihin tekerrür edecek olması endişesidir.

Sadık ÇELİK SHP MYK üyesi