Bembeyaz evleriyle Santorini

28 Ağustos 2008 Perşembe

Akdeniz’de yıllardır geziye çıkanların düşlerinden hiç çıkmayan kolay kolay unutulmayan bir Yunan adası varsa oda Santorini’dir. Kim görse çarpılır... Gezi kitaplarında yıllar önce fotoğraflarını görüp bayıldığım Santorini’yi gidip gördüğümde ise iki kat şaşkına uğramıştım... Süngertaşı ve balçıktan oluşmuş bir tatil cenneti bu ada ve Akdeniz’in ortasında eşsiz bir marka!

Milattan önce 3000’de Minoslularca kolonileştirilen bu garip volkanik adanın milattan önce 1450’deki patlamasıyla Santorini’nin hilal biçimi oluşmuş ve ardından Dorlar milattan önce 8. yüzyılda adaya yerleşmişler ve adaya “Thira” adını vermişler. Esasında adanın adı bu olmasına karşın daha sonraları 13. yüzyılda Venedikliler adayı ele geçirince Azize İrene’nin anısına adaya “Santorini” deyip çıkmışlar ve o gün bugündür ada Santorini olarak akıllara girmiştir.

Kim ne derse desin bu Santorini denen yer siyah kumlardan oluşmuş plajları ve yukarlarda ise volkanik kayalara tutunan bembeyaz köyleriyle alışılmışın dışında bir yer? Ve ilginç!Kısacası insana adeta gülümseyen mimarisiyle romantizmin harmanlandığı bir kara parçası orası. Çerçeveleri çivit mavisiyle güzelleşen o süt beyaz evlerde uyanmak ya da romantik mimariyi tamamlayan minik kiliselerin fotoğrafını çekmek bambaşkadır... Her gün vapurların gelip gittiği adanın merkezi bir uçurumun kenarına tutunmuş olan “Fira” yerleşimidir... Gemiden motorlarla gelinen o küçücük iskeleye indirildiğinizde önünüze çıkan asansörle bir anda uçurumların üstünden süzülerek adayı yükseklerden selamlayıp Fira’ya çıkmak da bir keyif.

Her yaz binlerce turistin akın akın geldiği özellikle jet sosyetenin çok sevdiği bu çılgın adanın garipsi bir çekiciliği var. Depremlerden korkup adım başına her köşeye bir kilise konduran adanın eski sakinleri, nereden bileceklerdi ki burası günün birinde Akdeniz’in en çekici ve de pahalı bir dinlence olup çıksın?

Elinizde adanın küçücük bir haritası varsa Santorini’nin her yerini keşfedebilirsiniz! Ancak peşinen belirtelim ki adanın en ilginç köşesi merkez Fira’nın kuzeyinde kalan “Oia” köyüdür. Oraya Fira’daki taksicilerden biriyle pazarlık yapıp güneşin batışını izlemeye gitmek çok harika bir gelenek .. Özellikle güneş batışının alkışlayan bronzlaşmış aşıkların burayı tercih etmesi de başka bir ayrıntı? Yamaçlara tırmanan basamaklar ve tepelere kondurulmuş peynir kalıbı gibi evlerden oluşan bir yerleşim, harikulade bir mimari turistik köy Oia...

İster inanın ister inanmayın uçuruma tutunmuş daracık sokakların yarattığı bu gizemli yer için vampirlerin köşesi deniliyorsa da(!) bu da bir rivayet olmalı? Aslında 1956 depreminden önce Oia, bir ticaret merkeziymiş. Bugünse turizmden kazanıyorlar yaşamlarını...

Orada hemen önünüzdeki hayal meyal gözüken Kaldera adacığına karşı akşam güneşini uğurlarken rehberlerin sözünü de mutlaka hatırlayın “.....Santorini’de gün batımları müthiştir, o anda elinizde şarap kadehiniz ve kolunuzda sevgiliniz olsun yeter....”derler.

Santorini bambaşka bir yer... Öyle üç beş saatte filan gezilip anlaşılacak bir yer değil... Eğlenceyi sevenlerin bayıldığı güney kıyıları bir yana Adanın batısındaki plajlarıyla ünlü Kamari de görülecek bir yer. Oraya hiç de uzak olmayan antik kent Thira ise mutlaka görülmesi gereken bir yer... Orada Hellenistik ve Roma çağından kalma koca bir kenti keşfedebilir mozaikli evleri ve tapınakları görebilirsiniz...

Ayrıca “Fira”daki arkeoloji müzesi de tavsiye edilir. Yine adanın güney batısında Akrotiri yerleşimi tarihe meraklı olanları sevindirecek zenginlikte. Son yıllarda anadan doğma güneşlenenlerin buluştuğu Perissa plajları da enteresan... Aslında yukarıda da değindik Santroni bir marka. Depremlerin yıkıp yok ettigi bir volkanik adadan düşsel bir turistik cennet yaratmış komşular...