Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar Ve Görüşler

Hayır, en büyük umut

Paylaş
instela'da paylaş
21 Nisan 2017 Cuma

Halkoylamasındaki yüzde 2.5’lik oy farkı, Türkiye yönetiminin radikal bir biçimde değiştirilmesi için yeterli bir meşruiyet sağlamıyor. Dev posterlerde ya da ekranlarda görülmeyen, bir dip hareketi niteliği taşıyan bu halk hareketi Hayır, Türkiye’nin en büyük umudu

[Haber görseli]

Halkoylamasından yüzde 3’ten az bir farkla “evet” çıktı. YSK’nin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümler Yasası’nın açık hükümlerini hiçe sayarak damgasız oy pusulalarını geçerli kabul etmesinin doğurduğu inanması güç bir hukuksuzluk halkoylamasını şaibeli bir hale getirdi. Bu konuda başlatılan hukuk sürecinin sonucunu beklemek gerekir. Bu konu bir yana bırakılsa bile, çıkan sonucun hiç de etik olmayan bir kampanya sonunda elde edildiğini unutmamak gerekir. Bütün baskılara, sindirmelere, OHAL koşullarına, HDP başkanları ve milletvekillerinin cezaevinde olmasına, rekabet kurallarına uymayan son derece eşitsiz bir kampanyaya karşın, Türkiye’nin yarısının, tüm gücün tek bir adamın elinde toplandığı, etkili bir denetimin olmadığı, üstelik bu tek adamın aynı zamanda bir parti başkanı olduğu bir sistemi istemediği ortaya çıktı.

İleri otoriterleşmeye gider
O zaman bu Türk usulü başkanlık sistemi toplumun yarısına dayatılan, toplumun yarısının yabancılaştığı bir sistem olacak. Anayasa değişikliği, önceden konuşulup danışılıp bir toplumsal rıza oluşturulmadan dayatıldığı için, bundan böyle de bu sistem üzerinde bir toplumsal mutabakat sağlanamaz. Tersine, tek adamın yasama ve yargı üzerindeki egemenliğinin, keyfi bir yönetim biçiminin, devletin partileşmesinin, iç ve dış düşmanlar yaratılarak örtülmeye çalışılan toplumsal ve ekonomik sıkıntıların, temel hak ve özgürlükler üzerindeki baskıların, toplumun “hayır” diyen yarısının itirazları ve direnmesi ile karşılaşması beklenmeli. Böyle bir toplumsal itiraz ve direnme, oluşan yeni hegemonyanın şiddete dayanan daha ileri bir otoriterleşmeye, hatta bir diktatörlüğe doğru kaymasına yol açabilir.

Demokrasi blokunun başarısı
16 Nisan halkoylamasıyla Türkiye yeni bir döneme girdi. Bu yeni dönemin oyuncuları, bir yandan anayasa değişikliklerine dayanan yeni siyasal hegemonya, öte yandan “hayır” kampanyasını yürüten, bileşenleri değişik ideolojilere sahip olsa da, demokrasinin ortak değerleri çerçevesinde birleşen bir halk hareketi. Dev posterlerde ya da ekranlarda görülmeyen, bir dip hareketi niteliği taşıyan bu halk hareketi, Türkiye’nin en büyük umudu.
Bütün baskılara karşın sandıktan yüzde 50’e yakın “hayır” oyu çıkmışsa, bu başarının en büyük sahibi “hayır” kampanyasını yürüten bu demokrasi bloku. Yüzde 50 hayır oranı Türkiye’nin her yanında kurulan “Hayır” Meclisleriyle, sosyal medya ile, milyonlarca insanın özverili çabalarıyla yürütülen neşeli, cesaretli, cıvıl cıvıl bir kampanyanın sonucu. Bu kampanyaya emek veren herkese yürekten teşekkür borcumuz var.

Safları sıklaştırmalı
Bu dinamiğin önümüzdeki yeni dönemde de sürdürülmesi önemli. Bu dönemde demokrasi blokuna çok iş düşecek. Bir yandan yeni hegemonyanın baskılarına, demokrasiyle bağdaşmayan keyfi davranışlarına örgütlü bir biçimde karşı koyarken, öte yanda çatışmaya değil uzlaşmaya dayanan yeni bir demokratik Türkiye’nin mümkün olduğunu, böyle bir seçeneğin bulunduğunu topluma göstermek gerekiyor.
Demokrasi platformunun her iki yükümlülüğü de üstlenecek cesareti ve entelektüel kapasitesi olduğunu hayır kampanyasında gördük. Şimdi safları sıklaştırmaya, daha iyi bir örgütlenmeye gereksinim var.

Gerçek anayasa gerek
Halkoylaması sonrasında Türkiye’de bölünmüşlüğün ortadan kaldırılması, bir toplumsal uzlaşı sağlanması isteniyorsa, üzerinde durulması gereken konu yeni bir anayasa. Gerek Meclis’in 24. dönem anayasa uzlaşma komisyonu çalışmalarında, gerek bu dönem yapılan toplantılarda yeni bir anayasa yapılmasının önündeki en büyük engel AKP’nin başkanlık önerisiydi. 16 Nisan halkoylamasıyla bu engel kalktı. Ancak kabul edilen anayasa değişiklikleri, yeni bir anayasa değil. Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesiyle sınırlı. Oysa Türkiye’nin 12 Eylül anayasası yerine geçecek yeni bir demokratik anayasaya gereksinimi var.

Meşruiyeti yok
Yeni bir anayasa için siyasal partiler arasındaki görüşmelerin, sivil toplumun da katılmasıyla, yeniden başlaması, 16 Nisan halkoylamasıyla iyice belirginleşen toplumsal gerginliğin tırmanmasını önleyecek, toplumsal uzlaşı sağlanması yolunda yeni bir fırsat doğuracak. Halkoylamasındaki yüzde 2.5’lik oy farkı, Türkiye yönetiminin radikal bir biçimde değiştirilmesi için yeterli bir meşruiyet sağlamıyor.
Yüzde 2.5’lik oy farkına dayanarak tek adam yönetimine geçilmesinin toplumda doğuracağı sıkıntılar açık. Bir yarısının öbür yarısıyla kavga ettiği, çatışma içinde yaşayan bir Türkiye yerine herkesin kendi farklılığını koruyarak barış içinde, birlikte yaşayabileceği bir Türkiye istiyorsak, bunun yolu katılımcı ve uzlaşmacı yeni bir anayasadan geçiyor. Yeni bir anayasa görüşmeleri, 16 Nisan’da kabul edilen anayasa değişikliklerinin yeniden ele alınarak sistemin sivri yanlarının yumuşatılmasına ve üzerinde bir uzlaşı sağlanmasına da yol açabilir.

AKP kavşak noktasında
Türkiye’nin böyle bir yola girmesi, içinde bulunduğu demokratik ülkeler topluluğu ile ilişkilerinin düzelmesini, dış politikada içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmasını kolaylaştırır.
AKP iktidarı bir kavşak noktasında. Ya çatışmacı siyasetini sürdürecek ya da toplumsal uzlaşı sağlamak için yeni bir arayış içine girecek. AKP hangi yolu seçerse seçsin, “hayır” kampanyasıyla oluşan halk hareketi, yeni bir güç merkezi olarak siyasetin önde gelen aktörü olacak.  

RIZA TÜRMEN
Eski AİHM yargıcı ve CHP milletvekili

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Rıza Türmen