Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Çiğdem Toker

Adalet yürüyüşü

16 Haziran 2017 Cuma

Enis Berberoğlu meslek büyüğümdür.
Ekonomi Servis Müdürü, Haber Koordinatörü, Ankara Temsilcisi. Hürriyet gazetesindeki muhabirlik
dönenimde uzun yıllar birlikte çalıştık.
Kitabıma önsöz yazdı.
Gazetecilik, ama daha özelde ekonomi gazeteciliği adına ondan öğrendiklerim az değildir.
İyi haber Enis Berberoğlu’nu heyecanlandırır. Bu heyecanı nedeniyle olsa gerek, genç servis arkadaşlarını takdir etmede hiç cimri değildi. Gecenin bir yarısında rahatlıkla aranan telefonunda dinledikleri üzerine hızla değişmiş manşet sayısını hatırlamam bile.
İlk milletvekili seçildiği 7 Haziran seçimlerinin üzerinden iki yıl geçmiş.
Buna rağmen benim kendi payıma Enis Berberoğlu’nu bir siyasetçi gibi görmek kolay değil.
Bu iyi bir şey midir, değil midir doğrusu bilemiyorum.
Bildiğim, ömrünü habere adamış bir gazetecinin günün birinde manşet konusu olmasının tuhaflığı. Tuhaf dediysem de bu olgunun kendisi adına. Yoksa kişisel olarak enikonu üzgünüm.
Sadece uğradığı hukuksuzluğu büyüklüğü, savcının tutuklama talep etmediği bir davada tutuklanması nedeniyle değil.
On yıllarca birlikte çalıştığı, mesleki deneyimini aktardığı, iyi/kötü geniş zamanlar geçirdiği emek verdiği genç/ kıdemli, ünlü/ünsüz onca meslektaşının yanında olmayışı nedeniyle de.
Gazeteci meslektaşları, arkadaşları tarafından yalnız bırakılırken o, kendisinin davanın başından, 25 yıl ceza aldığı ana kadarki duruşunu, MİT TIR’ları haberine kaynaklık edip etmemesi konusunun uzağından dahi geçmeyişini gerçekten önemli buluyorum.

***

Enis Berberoğlu’nun mahkûm edildiği ceza, hanidir konuşulan “Sıranın CHP’ye geleceği” olgusunu görünür kıldı. Tutukluluk, ceza, cezaevi döngüsünün yalnızca Berberoğlu ile sınırlı kalmayacağını bizzat CHP’li milletvekilleri dillendiriyor.
Bu tabloya bizatihi kendi partilerinin “Anayasaya aykırı ama evet” diyerek dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay veren tutumunun yol açtığını da.
Hukuken ve siyaseten sorunlu “Dokunulmazlıklar kaldırılsın” tutumu ile hileli 16 Nisan referandumunda geniş kitlelerin haklılık duygusunu etkisizleştiren “sokağa çıkmama” tercihi, ana muhalefet partisinin son bir yıldaki, toplumun ve ülkenin geleceğine etki eden iki politika yanlışıydı.
Buna rağmen, tüm kimliklerin/kökenlerin üzerindeki adalet sloganıyla başlatılan yürüyüş, değerli bir eylem. İlk adı “adalet” olan bir partinin 15 yıldır yönettiği Türkiye’de her geçen gün ağırlaşan hak ihlalleri ve hukuksuzlukların altını yalın ve tek kelimelik “adalet” ile çizmesi de doğru. Bu “doğru”luk dün, Güvenpark’tan itibaren ilk bir buçuk saatini izleyebildiğim yürüyüşün havasında belirgin biçimde ortaya çıkıyordu
Üzerinden iki ay geçse de adaletin, referandumda “hayır” diyen 24 milyonluk bir kitlenin ortak talebi olduğunu hatırlamakta yarar var. Bu ortak ve yaşamsal talebin, CHP yürüyüşünde kendisini ne kadar ifade edip eklemleneceğinde ise birden çok faktör belirleyici olacak.
Devlet kurumlarının refleksi, iktidarın tutumu, siyasetin diğer kurumları, güvenlik güçlerinin davranışı, hava koşulları, kişilikler gibi pek çok faktör.
Toplum olarak adalete her şeyden çok ihtiyacımız var.
Her şeyden çok.

Tümü Çiğdem Toker - Son yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018 Paz
O fayansın talimatı kimden? 7 Eylül 2018 Cum
Ulaşıma ulaşım ihalesi 5 Eylül 2018 Çar

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Enis Berberoğlu