Erinç Yeldan

Küresel yedek işçi ordusu: Güvencesiz göçmenler

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Birleşik Metal-İş Sendikası, Suriyeli ve Türk tekstil işçilerin durumunu araştıran bir rapor yayımladı. İstanbul’un başta Bağcılar ve Güngören olmak üzere tekstil sektörünün en yoğun olduğu ilçelere bağlı atölyelerde 604 işçiyle yapılan anket, Suriyelilerin Türk işçilerden yaklaşık yüzde 25 daha ucuza çalıştıklarını ve kayıt dışı oranının yüzde 100’e yaklaştığını ortaya koydu. “Suriyeli Göçmen Emeği” başlıklı çalışma sonuçlarına göre, “Türk ve Suriyeli işçiler arasında büyük bir maaş uçurumu var. Ayrıca, ister Türk olsun ister Suriyeli, 604 çalışanın yüzde 33’ü asgari ücretin altında çalışıyor”.
“Türk erkek işçilerin yüzde 54’ü, Türk kadın işçilerin ise yüzde 32.2’si sigortalı çalıştırılırken, Suriyeli erkek işçilerin yüzde 99.6’sı kadın işçilerin ise tamamı sigortasız. Bu durum aynı zamanda Türk erkek işçilerin yüzde 46’sının, Türk kadın işçilerin ise yüzde 63’ünün kayıt dışı olduğunu ortaya koyuyor”.

***

Türkiye coğrafyası açısından “Suriyeli göçmenler” sorununun ana kaynağının yurtlarından göç etmek zorunda bıraktırılan bu insanlarda olmadığını ayrıca vurgulamak gerekiyor mu? Unutmayalım ki, 21. yüzyılın bu en büyük insanlık trajedisi özünde emperyalist güçlerin ve ulus-ötesi petrol ve silah tekellerinin bölgemize yönelik stratejik projelerinde ve AKP’nin dış politika maceralarında yatmaktadır. Kapitalizm, artık gezegenimizi savaş konjonktürüne başvurmadan idare edemez konumdadır.
Ancak, “Suriyeli göçmenler” tradejisinin içinde barındırdığı savaş, ırkçılığa ve cinsiyete dayalı ayrımcılık ve sosyal şiddet olgularının yanında bir başka boyutu da iktisadi anlamda yaşanmaktadır: Kapitalizmin ucuz emek ihtiyacı. Küresel sermaye, Rosa Luxemburg’un deyişiyle, “tüm yerkürenin üretim araçlarına ve emek gücüne ihtiyaç duymaktadır”; ve bu ihtiyacı karşılayacak yedek işçi ordusunu yaratmak üzere gereğinde ırkçılık ve cinsiyet ayrımına dayalı şiddete başvurmaktan ve milyonlarca emekçiyi aileleriyle birlikte göçe zorlamaktan çekinmeyecektir.
Küresel işçi ordusu, kapitalizmin 1980 sonrasındaki neoliberal küreselleşme döneminde neredeyse iki misli genişlemiş ve işgücünü satarak geçinmek zorunda kalan ücretli-emek arzı 1980’de 1.5 milyardan günümüzde neredeyse 3 milyara çıkmıştır. Susan Ferguson ve David McNally, Yordam Kitap tarafından Türkçeye kazandırılan Socialist Register, 2015 sayısındaki “Güvencesiz Göçmenler” başlıklı yazılarında neoliberal dönemin temel özelliğinin acımasız, geniş çaplı mülksüzleştirme süreçlerinin küresel yedek emek ordusunu çarpıcı şekilde genişleterek uluslararasılaştırmak olduğunu vurgulamaktadır. Ferguson ve McNally’e göre, “neoliberal dönemde benzersiz olan, küresel sistemin çevre bölgelerinden el konulan ırksallaştırılmış emek gücü değildir. Bu, kapitalist üretim tarzının değişmez bir olgusudur. Temel gelişme, dünya tarihinin en hızlanmış ve yaygın ilkel birikim süreçleri sonucunda küresel yedek emek ordusundaki kitlesel artıştır”.
Dolayısıyla, “günümüzün neoliberal kapitalist hedefi, yurttaş işgücünden farklılaştırılmış, günlük yaşamı ve beklentileri ‘kullanılıp atılabilir’ olarak görülüp ona göre davranabilecek kadar güdükleştirilmiş ve parçalanmış bir geçici göçmen işgücü yaratıp sürdürmektir”. Bunu yaparken de “... ırk ve cinsiyet temelli kurumlara, pratiklere ve ideolojilere yaslanıp bunları daha da güçlendirmektedir”.

***

Son sözü yeniden Birleşik Metal-İş Sendikası’nın çalışmasına bırakalım: “Türk işçiler, hem iş bulmalarının güçleştiğini, hem ücretlerin düştüğünü söyleseler de Suriyeli işçilere işyerinde yardımcı olmayı da sürdürüyorlar. Çalışmada, ağırlıklı olarak işyerinde ayrımcılığa uğradıklarını ifade etmelerine rağmen Suriyeli işçilerin büyük çoğunluğu, Türk işçilerin işyerinde Suriyeli işçilere yardımcı olduğunu vurguladılar. ‘Türk işçiler işyerinde Suriyeli işçilere yardımcı oluyor’ ifadesine katılan Suriyeli erkek işçilerin oranı yüzde 63, kadın işçilerin oranı ise yüzde 85 çıktı”…
Biliyoruz ki kapitalizm, emek ve sermaye arasındaki temel çatışmaya dayalı bir düzendir. Ancak, Ferguson ve McNally’nin uyarısıyla, “göçmen işç`'6Cer örneğinde bu çatışma neredeyse her zaman ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı ve siyasi eşitsizlik sorunlarını gündeme getirdiğinden, günümüzde anlamlı bir işçi sınıfı siyaseti için ‘göçmen adaleti’ kavramına titizlikle sahip çıkılması stratejik önem taşımaktadır.”
“Biz” - “onlar” ve “yurttaşlar” - “yabancılar” kavramları, ulus devletlerin ideolojik ilişkilerine iyice kazınmıştır. “Adalet” amacını taşıyan gerçek bir sol siyaset, burjuvazinin sürekli olarak üretmek zorunda olduğu bu kategorilere karşı çıkmayı gerektirmektedir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları