Köşe Yazısı

A+ A-

Milletin adamı ne diyor?

22 Ağustos 2017 Salı

Siz bu yazıyı okuyana kadar “Milletin adamı” diyeceğini der de, kamu sözleşmelerindeki toplusözleşme
uyuşmazlığına nokta konur mu? Yoksa “Milletin adamı”nın gücü, ağırlığı daha bir görünür kılınsın diye masaya oturmuş taraflar için dün gecenin son olması nedeniyle sözleşme uyuşmazlığının ikinci adımına, “hakeme” geçiş yapılır mı? “Milletin adamı”nın yapacağı son jeste daha bir dikkat çekilmiş olur..
Laf aramızda, diyelim ki bıçak kemiğe dayandı, tabana söz geçiremeyecekler, direnmek zorunda kalacaklar. Hukuksuz, şaibeli bir tabloda oluşturulmuş yandaş kamu sendikacılığının, geçerli, yürürlükteki sendikal düzen içinde, nasıl olup da yasal grev yapabileceklerinin zaten geçerli bir hukuku yok. Olsa olsa Türkiye’nin 87 sayılı ILO, sendikal özgürlükler sözleşmesinin imzalamış olmasına dayalı olarak, bizdeki yasaklı sendikal, toplu pazarlık düzenini baştan yok sayarak, sendikal haklarını, dolayısıyla toplu pazarlık ve grev haklarını da kullanabilirler. Sevgili Prof. Mesut Gülmez Hocamızın kulakları çınlasın, memurların kamu sendikal hakları gündeme girdiğinde, bu konuda çok savaşım vermişti. İktidarları, erki direnmişti. İster misiniz şeytanın bacağı kırılsın, çağdaş sendikal haklar, yandaş olarak kurdurulmuş sendikaların eliyle, çaresizlik içinde ülkemizin hukuk düzeni içindeki yerini alsın.
Ayakları yere basmış 50 küsur yıllık kıdemli profesyonel gazeteci, hele de sendikal alanın yaşanmışlıklarının tüm satırbaşları, dönemeç noktalarına tanıklık etmiş olarak, “olmaz” diyebiliyorum. Olsa olsa hani üçüncü köprü açılışı son tipik örnek, “araçlar bayramda ücretsiz geçsin”, “işçilere prim istiyorum”.. örneği, “Milletin adamı” için jest yapma kapısı aralık tutulur. Yandaşlık, biat kültürü üzerinden algı yönetimi, siyaset için ortam hazırlanır.

***

Belleğimize kazılmış, birbirinden beter anılar, resmi istatistikler, veriler üzerinden Çalışma Bakanlığı’nın saklayamayacağı çok çarpıcı gerçekler var... Öncelikle memur statüsünde çalışan kamu emekçilerinin, toplusözleşme hakları, kamu erkinin lütfedip masada vereceği ile sınırlı. Toplu pazarlık uyuşmazlığı ile bağlantılı grev hakkı donanımını tanıyan yasal düzenleme bile yok. “Hakeme” gideceği sözü, var ya; işte onun hukuksal karşılığı, toplu pazarlık düzeni, grev hakkının gerçekte var olmaması, uyuşmazlığın zorunla tahkim sistemine gitmesi oluyor.. Orada da İktidarları erki, sözüne kalacağı gerçeği biliniyorken, boşuna mı, “Milletin adamı”nın diyeceği üzerinden verilecek son söze, biat karşılığı lütfa umut bağlanıyor.
Sendikal haklara, 12 Eylül ile konulan nokta, yasaklı düzene geçiş, 2002 AKP iktidarları elinde, tümden kural dışılığa, hukuksuzluğa çekildi. AKP’nin kuruluş uzlaşması, Fazilet içinden, Milli Görüş hareketinden koparılarak, Cemaat’le “ılımlı İslam, Yeni Osmanlıcılık” projesine imza atılması olayında, ABD’nin Irak, Afganistan işgallerine onay vermenin damgası var.. Ecevit sağlığı çok bozuk bir gazeteci olarak, gazetecilerin işçilere verilecek sözde iş güvencesinin bile dışında tutulması girişimine isyan etmiş, gece üç buçuğa kadar bizimle birlikte Meclis’te nöbet tutmuştu. Fazilet’in olağan kadroları iş güvencesinde gazetecilerin haklarından yana oy kullanırlarken, AKP kuruculuğuna geçiş yapan kadrolar, açık karşı oy kullanmışlar, konuşmalar yapmışlardı.
AKP’nin paraşütle 2002’de iktidara gelmesi sonrası ilk icraatı, kuralsız çalıştırmalara kapı açan esnek çalışmayı getiren iş yasası değişiklikleri.. Türkiye, sendikasız, yasal gerçek toplu pazarlık hakları kullanılamayan, taşeron çalıştırmada kamu-özel, rekorların kırıldığı ülkelerin başında, geriye yuvarlanışta rekorlar kırıyor.. Grev aşamasına gelinebilmiş yerlerde Hükümet yasal grevleri yasaklıyor, işsiz sayılarını katlayan, kaçak, kuralsız çalıştırılanlar gerçeği ile yüz yüze kalınıyor..