‘Aydın’ yaftalılar

04 Eylül 2008 Perşembe

AYDIN kişinin, aklı ve bilimi dogmanın önüne geçiren yaşam anlayışı ile sorgulaması, kuşkulanması ve hatta “öyle gibi” görünenin üzerindeki yaldızı kazıyıp gerçeği araması gerektiğini söylüyor Ceyhun Balcı ve “İşte bu temel özellik bile, bugün sıkça rastladığımız ‘aydın yaftalı’ bireylerin gerçek aydın olmadığının biricik ölçütü sayılmaya yeter de artar bile” diyor:

“Akıl ve bilim yerine dogmacı anlayışın olumlanmasından rahatsız olmayan ve bu durumu özgürlüğün gereğiymiş gibi algılayan, özgür istenci yerine başkasının istencini rehber edinmeyi yeğleyen, bağımsızlık yerine güdümlü olmayı içine sindirenden ‘aydın’ olur mu? Her ne kadar, aydınlanma başkasının kılavuzluğu olmaksızın yetkin olmama durumundan kurtuluş olsa da, toplumsal aydınlanma ‘aydın’ sayısının artışından geçse de, kamuoyu oluşturmadaki etkileri ve toplumu yönlendirici işlevleri de yadsınacak gibi değildir aydınların ve yanı sıra aydın sanılanların! Diğer yandan, yetkin olmaktan uzak, bağımsızlığı olmayan bireylerden oluşan çoğunluğun ‘aydın’ konusundaki yanılsamadan sıyrılıp uyanık ve duyarlı olmasını beklemek de safdillikten öte bir anlam taşımayacak gibi görünebilir. Ancak, umutsuz gibi görünen bu durum aynı zamanda kısırdöngünün ve umarsız tablonun değiştirilmesi için olağanüstü çabalara gereksinim olduğunun da kaçınılmazlığını ortaya koyar gibidir! Aydınlanma değerlerinin yaşama geçip kökleşmesi öncesindeki süreci ve o süreçte bugün gözlerimizin önünde canlandırması bile ürkütücü olan bedeller ödendiğini de anımsamak gerekir. Günümüz, her ne kadar çılgınlıkların ve akıl dışılıkların giderek tırmandığı bir süreci simgelese de, ortaçağa son veren aydınlanma savaşçılarının yaşadıkları ve ödedikleri bedeller ile karşılaştırıldığında daha kötü koşulları simgeliyor olmasa gerektir. Sorgulayıcı ve kuşkulanıcı olmak yerine kolaycılığı seçen, başkasının önce parasını ve bunu izleyerek doğal olarak düşüncesini ve çıkar savunuculuğunu üstlenen, giderek de ‘beşinci kol’ işlevi yoluyla eylemcisine dönüşen ‘iliştirilmişler’ dış görünümlerine bakılarak ‘aydın’ olarak adlandırılabilir mi? Yaşadıkları yurda ve topluma yarardan çok zarar veren ‘aydın(!) karanlığı’ son bulmalı! Bu karanlık dönemin sonlanması ‘aydın’ konusundaki yanılsamanın giderilmesine bağlıdır.”

Demeçlerle laiklik gemisi yürümez!

HANİ insan bir yalnızlık anında kendisi ile baş başa kalınca, bazen en acımasız hesaplaşmaya girer ya kendisi ile... İşte aynen öyle; Aysim Yükseler de onu yapmış kendi kendine: “Başarısızlık vurunca bedene, o mavi gözlere bakamaz olursun. Utanç duyar kahrolursun. Kemiklerin sızladığını uzaklardan duyar olursun. Sana bağladığı umutların kendisiyle birlikte yok olmakta olduğunu, fotoğrafındaki o hüzünlü bakışında bile yakalarsın. İki ona hasret damla süzülürken gözünden yine de sana kıyamadığını bilirsin.

Aymazlarla fırıldakların bizi adım adım tükettikleri bu topraklarda ona duyduğun özlemle, ileri gidememiş olmanın verdiği acıyla, onu hayal kırıklığına uğratmış olmanın sancısıyla kıvranırsın. O gökyüzüne bakarken mavi mavi, sen kara kara çarşaflara dolanırsın, kapatır kilitlersin kendini. Bakamıyorum hiçbir fotoğrafına artık, o gururu yaşayamıyorum, o bana bakarken hâlâ umutla benim

gözlerim hep başarısızlığımda, başarısızlığımızda.”

Cemaatler devleti ele geçirmişse eğer, “demokrasiye bak” denilerek laiklik ve sosyal devlet yıkılmaktaysa, bir yalnızlık anında insanın bunun faturasını kendisine çıkartması ne büyük olgunluk ve yurtseverlik. Lafla peynir gemisi bile yürümezmiş ama demeçlerle laik devlet gemisinin yürüdüğünü sananlar düşünsün!

Tilki

Vahdi Bingöl: “Anayasa Mahkemesi’nin, köye tavuk boğazlamaya gelen tilkiyi, kümeslere bekçi atadığının farkında mısınız?”

Yağmur Deniz

Moskova’ya

çağrı:

Rusya,

biraz us yaa!

Alık

Kemal Öncü: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Üsküdar’da halkı alık yerine koyup içkiyi yasaklamak için ‘halka açık balık’ restoranı açıyormuş? Alıklığı alkışlayanlara yakışır!”

Fetva

Uğur Pamuk: “Yurdu saran kaçak Kuran kursları için düşünüldü, taşınıldı ve fetvası verildi; kuran kursun!”

Seçtir

İbrahim Ormancı: “Urfa’da Oxford vardı da biz mi rektör seçmedik!”

- Zabıta dayağa başlamış...

“Din polisinden önce zabıtası iş başında!”