Köşe Yazısı

A+ A-

O Türklere yazık olacak

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile Adalet Bakanı Heiko Maas’ın ünlü Der Spiegel dergisi için ortaklaşa kaleme aldıkları makalenin özeti çarşamba günkü Cumhuriyet’te yayımlandı.
Siyaset yaşamında sık rastlanmayan içerikteki makaleyi mutlaka okumalı. “Erdoğan’ın kültür savaşına Almanya’da yer yok” başlıklı makalenin hükümet üyesi iki yazarı, “Türkiye’de vuku bulan din- devlet ayrılığının yavaş yavaş ortadan kalkması demokrasi için zehirdir; insanların insan hakları ve anayasa gibi ortak bir temel üzerinde birlikte yaşamasını, Erdoğan’ın din kökenli otoriter hâkimiyeti giderek silmektedir, Türkiye’de dini inançlar adına insan haklarının nasıl yıkıldığına tanıklık ediyoruz” diyerek, Türkiye’de demokrasinin yerini otoriter bir rejime bıraktığını söylemekle kalmıyor, bu durumun Almanya’ya bulaşması tehlikesi olduğu da ileri sürüyorlar. İki bakan bu bulaştırmanın belli camiler üzerinden yapıldığı iddiasını da eklemekten çekinmiyor ve “kökten bir değerler çatışmasını teşvik eden Erdoğan’ın provokasyonlarına izin verilmemesi gerektiğini” vurguluyorlar.

***

İki bakan, toplumlarının demokratik değerlerini ve iç barışını, Türkiye’deki kendi gerginliklerini Almanya’ya ihraç etmeye çabaladığını ileri sürdükleri Tayyip Erdoğan’a karşı, korumak amacıyla seferberlik çağrısı yapıyor ve Almanya’daki Türk camilerinin ve derneklerinin daha sıkı bir denetim altına sokulmalarını öneriyorlar.
Yazının altındaki imzalar, Alman Devleti’nin konuya nasıl yaklaştığı konusunda açık bir fikir vermeye yeter.
Almanya’da yalnızca siyasi güçlerin çoğunluğunun kanaatinin bu yönde olmakla kalmayıp, kamuoyundan da aynı yönde baskılar gelmekte olduğunu bilmeliyiz.
Siyasi gözlemciler, Merkel’in Erdoğan’a karşı son zamanlarda tutumunun olumsuzlaşmasının seçmenden yükselen taleplerin ürünü olduğunu belirtmektedirler.
Erdoğan Türkiyesi’ne karşı bu olumsuz yaklaşımın, yalnız Almanya’ya özgü olmadığı, başta Avusturya ve Hollanda olmak üzere, derece derece tüm Avrupa ülkeleri siyasetçileri ve daha da önemlisi kamuoyları tarafından paylaşıldığı herkesin malumudur.
Son zamanlarda çeşitli Avrupa ülkelerinde baş gösteren kökten dincilerin terör eylemleri de İslamofobiyi yükseltirken, laik demokratik düzen yerine baskıcı din devleti kurmakla suçladıkları Tayyip Erdoğan’a karşı duyulan tepkiyi daha da artıracaktır.

***

Bu durumun Türkiye’nin AB ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini etkilememesi beklenemez. Son zamanlardaki gelişmeler, Avrupalı muhataplarımızın Türkiye’ye karşı, kendilerini demokrasilerinin meşru müdafaasını yürütür algısı içinde olduklarını gösteriyor.
Bu algı, böyle bir imkânları olmadığı için, onları Türkiye’yi güç kullanarak cezalandırma yaptırımına yöneltemeyecek ama kendi toprakları üzerinde yaşayan vatandaş olsun ya da olmasın, Türk kökenlilere karşı daha kuşkucu ve daha mesafeli davranmalarına, gerginlik arttıkça da onlar üzerinde toplumsal ve kamusal baskıların yoğunlaşmasına neden olacaktır.
Böyle bir sonucu engellemek için yapılması gereken şey, oradaki soydaşlarımızın bütün davranışlarıyla demokrasinin kurum ve kavramlarını özümseyip, sahip çıktıklarını, yılmadan sabırla göstermeye çalışmaları olacaktır.
Yapılması gereken budur. Yapılmaması gereken ise, orada kendi görüşlerinden olmayan partileri “düşman” ilan etmektir.
Zira ister parti, ister birey, ister dernek için olsun, demokraside kullanılması asla mümkün olmayan sıfat “düşman”dır.
Öyle bir sıfatın benimsenmesi demokrasinin de çürüme sürecinin başlangıcı olacaktır.
İşler bu yöne doğru gelişirse, yurtdışında yaşayan, ekmeğini orada kazanan Türklere yazık olacaktır.