Köşe Yazısı

A+ A-
Ceylan Adanalı

Hastalığın Değil Farklılığın Adı Disleksi

03 Kasım 2017 Cuma

Mozart okulun ilk yıllarında kelimeleri sıralayıp cümle oluşturmakta güçlük çekerdi.

Alexander Graham Bell önce ve sonra, dün ve bugün gibi kavramları karıştırırdı.

Thomas Edison, heykeltıraş Rodin okumayı öğrenirken zorluk yaşadılar. Çünkü okurken harfleri, satırları veya sözcükleri atlarlardı. Harfleri ve rakamları ters algılarlardı. D harfini b harfi gibi, 6 rakamını 9 gibi, 3 rakamını E harfi gibi.

Beethoven Winston Churchill, uzaklığı ve derinliği algılamakta sıkıntı yaşar, çevresindeki eşyalara istemeden çarpar, sağı solu ayırt etmekte zorlanır ve yön tayin edemezlerdi.

Stephen Hawkings günler aylar veya çarpım tablosu gibi sıralı ezber gerektiren konularda sıkıntı yaşardı.

Albert Einstein, Walt Disney, Leonardo da Vinci, Agatha Christie, Carl Lewis ve daha pekçok isim başarısızlık duygusuyla erken yaşta tanıştılar. Özgüvenlerini yitirmelerine neden olan bu durum karşısında kendilerine dair olumlu bir algılama geliştirmekte zorlandılar. Zor bir çocukluk geçirdiler. Çok zor.

                                                             *     *     *     *     *

ONLAR HASTA DEĞİLDİ. Bilakis normal ve normalin üstünde zekâ düzeyine ve üst seviyede bir öğrenme kapasitesine sahipti.

ONLAR SORUNLU DEĞİLDİ. Bilakis Onların performans zekaları sözel zekalarından daha yüksekti.

ONLAR SADECE DİSLEKSİYDİ. Tek sorun fark edildikleri güne dek kendilerine uygun öğrenme yollarına ulaşamamış olmalarıydı.

Aileleri Onların disleksi olduğunu öğrendiğinde Onların çok özel bir birey olduğunun farkındalığına da artık varmıştı. Çocuklarına uygun öğrenme yollarına ulaştılar ve çocuklarının, içlerindeki gizli yeteneğe odaklanmalarını sağladılar. Sonrasında bu isimler ailelerin desteğiyle kendi öz farkındalıklarıyla disleksinin yarattığı tüm zorlukları aştılar ve dünün dislektikleri bugünün dâhileri olarak tarihe damgalarını vurdular.

                                                                   *     *     *     *     *

Kasım ayının ilk haftası her yılki gibi bu yıl da tüm dünyada “Dünya Disleksi Farkındalık Haftası” olarak kutlanıyor. Türkiye´de fark edilip teşhisi konan ilkokul çağındaki dislektik çocuk sayısı 1.5 milyona yakın. Bir o kadar da teşhisi konmayan ve fark edilmeyen var. Zira öğrencileri tek tip öğrenme modeline mahkum eden eğitim sistemimiz Onların farklı ve çok özel bireyler olduğunun fark edilmesine olanak tanımıyor.

Bu özel çocuklar fark edilmediği gibi, öğretmenleri ve ebeveynleri tarafından çoğu kez zekâ geriliğiyle karıştırılarak ya okuldan uzaklaştırılıyor, ya da sistemin dışında bırakılıyor. Oysa Onları anlamak ve özellikle derste kazanmak o kadar basit ki. Birkaç ipucu.  

  • Ders ortamını aydınlık, ders araç gereçlerini tüm kaynak ve malzemelerin  kolayca bulunabileceği düzende tutmak

  • Bilgileri ayrıştırarak farklı renklerle vermek.

  • Soruları adımlara ayırarak çözmek.

  • Çözdüğünü birkaç kez kontrol etmesine ek zaman tanımak.

  • Hataları soru üzerinde düzeltmek yerine ayrı bir yere not aldırmak.

  • Yapıcı ve cesaretlendirici eleştirilerde bulunmak.

  • Anlaşılır, kısa ve her cümlede sadece 1 kavramın geçeceği yalınlıkta cümleler kurmak.

  • Sınıf ortamı ise ön sıralarda veya öğretmene ders boyu yakın durabileceği bir oturma düzeni sağlamak.