IŞİD ve ‘Büyük Oyun’

01 Temmuz 2014 Salı

Tüm dikkati Cumhurbaşkanlığı yarışına yoğunlaşan Türkiye’nin ayırdına varmadığı bir ilgiyle Birinci Dünya Savaşı yerküre üzerinde 100. yıl etkinlikleriyle anılırken; IŞİD hemen yanı başmızda “hilafet” ilan etti.
Bunu yaparken iki çok önemli noktaya dikkat çekti: 1) Çıtayı bayağı yükselterek, Irak ve Şam İslam Devleti -IŞİD- adını; “İslam devleti”ne çevirdi. 2) Birinci Dünya Savaşı’ndan, Suriye- Irak sınırlarının çökmesine dek süren “Sykes Picot düzeninin sonunu” ilan etti!
Bizim gazetelerde fazla ciddiye alınmadan verildiği anlaşılan “IŞİD hilafet ilan etti” haberlerinde ayrıntıya girilmemişti.
Ayrıntı” derken… tabii lafın gelişi….
IŞİD’in “İslam devleti”ne dönüşmesi; Batı ve Batı’nın yanı sıra Ortadoğu’nun bütün laik unsurlarına pratikte “cihad” ilan etmesi demek!
Sykes-Picot”nun sonu da bildiğimiz statükonun ezcümle iflası anlamına geliyor.
Bunun tamı tamına Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yılına denk gelmesi ayrı bir ironi.
Aradan bir asır geçmemiş gibi sanki yüz yıl önce tam nerede kalındıysa oradan devam ediliyor.
Mezhep savaşları ve İslamın büyük güçlerin güdümü altında araçsallaştırılması, Ortadoğu’da “arkası yarın” kıvamında sürüyor.

‘İslam: Politik manzaranın baş unsuru’
Ortadoğu ve Birinci Dünya Savaşı hakkındaki en ayrıntılı ve aydınlatıcı eserlerden biri olan Barışa Son Veren Barış Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı? isimli kitabında David Fromkin; “Birinci Dünya Savaşı döneminin Avrupalı devlet adamları İslamiyetin, bölge üzerindeki hâkimiyetinin, politik manzaranın başlıca unsuru olduğunu kavramışlardı” diyerek “Büyük Oyun” bağlamında bunu açar ve devamını şöyle getirir:
Gerçekte (büyük güçlerin) yaptıkları, savaş sonrası Ortadoğu çözümünü (bu tespiti) gözeterek bir çerçeveye oturtmaktı. Ancak zamanın Avrupalı yetkilileri İslamiyeti (buna karşın) çok az anlıyorlardı. Modernleşme politikasına, Avrupalılaşmaya karşı İslam muhalefetinin yok olmakta olduğuna inanmışlardı. 20. yüzyılın son yarısını görebilselerdi, Suudi Arabistan’da Vehhabi mezhebinin ateşliliğine, savaşan Afganistan’daki dini inancın tutkusuna, Mısır, Suriye ve Sünni dünyasının her yerindeki Müslüman Kardeşler’in devam edegelen canlılığına ve Şii İran’daki Humeyni fırtınasına çok şaşarlardı...
Fromkin kitabını, 1980’li yıllar sonunda yazdığı için; sözünü ettiği radikal yönelmeler arasında “11 Eylül dünyasının El Kaide’si” ve giderek adını “İslam devleti”ne çeviren “IŞİD”i haliyle saymamış…
Yazar kitabını bugün elden geçirse listenin başına tabii mutlaka bunları da eklerdi...

‘Meşruluk duygusu’ yok
Fromkin özetle emperyal güçlerin “Ortadoğu’da her şeyin ‘din’ olduğu varsayımından hareket ettiklerini ve paylaşım savaşlarını yekten bu ‘varsayıma’ dayanarak kurgulamış olduklarını” söylüyor. Ancak bir taraftan da İslamı, Arapları ve yerel halkı çok az anladıkları için devasa hata ve çelişkilere düştüklerini ifade ediyor..
Büyük güçler dinin bir yandan bölgedeki aktörlerini amaçları doğrultusunda sürekli kullanmaya devam ederken…
Bir yandan da “modernleşme politikalarına ve Avrupalılaşmaya İslami muhalefetin yok olduğuna(!!!) inanıyorlar” ve bu itibarla hiçbir arka planı olmayan afaki yapılar/ülkeler yaratıyorlar…
Ortadoğu’da ‘meşruluk duygusu’ ve oyunun kurallarında uyuşma yoktur ve hangi sınırlar içinde olursa olsun, kendilerine ülke adını veren birimlerin ve bunların yönetici olduklarını iddia edenlerin, meşruiyeti hakkında da ortak bir inanç yoktur” diye bu çözümlemeyi arkadan açıyor Fromkin bu önemli kaynak eserinde:
Bu anlamda ele alındığında, Osmanlı sultanlarının halefleri kalıcı olarak yerlerine oturmamışlardır!
Modern Ortadoğu” işte böyle tamamıyla Batı’da, Batı tarafından biçimlendirilen 20. yüzyıl kalıplarının, bölgemizde 7. yüzyılın altyapısına monte edilmesiyle ortaya çıkmış.

Sykes-Picot yeni savaşların tohumu
Daha Birinci Dünya Savaşı’nda imzalandığı tarihte “Ortadoğu’yu gelecek savaşlar için üreme merkezi yapacak anlaşma” diyerek ünlenen Sykes-Picot’dan bugüne dek, Batı’nın Ortadoğu’ya yaklaşımında asla değişmeyen gerçekler bunlar…
Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde ellerinde cetvelle, Batılı anlamda ulus devlet sınırlarını çizerek belirleyen güçler; 21. yüzyıl başında da bu defa gene fevkalade Batılı bir bahis olan “demokrasi getirmek” iddiasıyla bölgeye girdiler.
Ancak “demokrasi getireceğiz” dedikleri yerlerden sonunda IŞİD fışkırdı!.
IŞİD’in hemen giriştiği iş de, “Sykes Picot’ya bayrak açmak” oldu…
Birinci Dünya Savaşı hiçbir yerde bizim bölgemizde olduğu denli “güncel” değil, başka deyişle takvimin birden yüzyıl geriye alınabildiği bir coğrafyada yaşıyoruz biz. Buradan devam ederiz…  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Muhalefetten ölmek 25 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları