Yılbaşı bir ‘insani-evrensel’dir

31 Aralık 2017 Pazar

Bilinen en eski yılbaşı törenleri milattan önce 2’nci bin yılda Babil’de ortaya çıkar. Bu, Mart ayının sonlarında kutlanan ve 11 gün süren bahar bayramıdır ve yeni yılla aynı gün başlar. Belli ki bunun yolu bugün Nevruz’a kadar çıkmaktadır.

Roma’da da yılbaşı olarak ilkin baharın başlangıcı kabul edilen 25 Mart benimsenmiştir. Sonra milattan önce 153’te Roma senatosu yılbaşını 1 Ocak’a taşıdı. Görüldüğü gibi ortada henüz “İsa-Mesih” yoktur ve 1 Ocak, pagan Roma’da yılbaşı olarak karşımızdadır.

Hristiyanlık Roma’da hâkim olunca 1 Ocak’a “sulanmış” ve Katolisizm onu İsa’nın sünnet gününe dönüştürmüştür. Bizim din antropolojisinde “senkretizm” dediğimiz eylemdir bu: Bir yerde yürürlükteki inanç, âdet, gelenek ya da anlayışı alırsınız, onu kendi hâkim kılmak istediğinizle bağdaştırarak (“senkretize” ederek) içselleştirmiş olursunuz. Tıpkı bu topraklarda Hrıstiyan Aya Yorgi kültünün, “Hızır-İlyas”la; Aziz Charalambos’un da Hacı Bektaş’la bağdaştırılması gibi…

Böyle bir diğer “bağdaştırma” da İsa’nın doğum günü diye kutlanan Noel’dir. O da pagan Roma’da tarım tanrısı Saturnus ve bir dönem Roma’yı neredeyse ele geçirecek noktaya gelmiş Doğu kökenli Mitraizm inancının tanrısı Mitra’nın doğum günü kutlamalarını Hristiyanlığa “özümseme” yolunda senkretik bir taktiğin sonucudur; Mitra’nın değil Mesih’in doğum günü olarak takdim ve takdis edilmiştir.

Buna benzer şekilde Müslümanlar da (sık sık değindiğimiz üzere) etkileşime girdikleri Hristiyanlığın “İsa Aleyhisselam”a yönelik bu “tazim” (yüceltme) gününden etkilenmiş ve “Muhammed Aleyhisselam” için Mevlid’i icat etmişlerdir.

Noel ile Yılbaşı hiçbir zaman ayniyet kazanmamıştır. Hristiyan Ortaçağ Avrupa’sı bu bakımdan gayet heterojen bir tablo sergiler. Yılbaşı İngiltere’de 25 Mart’ta, Fransa’da 22 Mart-25 Nisan arasına rastlayan Paskalya’da, İtalya’da 15 Aralık’ta, İber Yarımadası’nda 1 Ocak’ta kutlanırdı.

Yılbaşı kutlaması evrenseldir ve özde, zamanın geçişine yönelik algının toplumsal ve kültürel temelde ritüel dışavurumudur.

“Bir zaman döngüsünü birlikte tamamladık, ne mutlu, hep beraberdik ve işte yeni, taptaze, umut dolu bir zamanın içinde de beraber olacağız” demeye vesiledir bu kutlamalar…

Dünyada her toplumda var; ayı, haftası, günü, gecesi önemli değil.

Modern zamanlarda bu 1 Ocak olarak tescillendi ve Batı-dışı dünyada da ekseriyetle rağbet gördü. Osmanlı’da da 1829’da İngiltere elçisi Haliç’te bir gemide verdiği baloya Osmanlı devlet ricalini de davet ettikten sonra yılbaşı kutlamaları bir diplomatik zorunluluk olarak tanındı. Aynı doğrultuda Müslüman ahali de Pera’da yapılan kutlamalara sessiz sedasız katılır oldu.

Cumhuriyet’le birlikte yılbaşı sesli sedalı hale geldi Türkiye toplumu için; dindarı, dindar olmayanı hiç fark etmeksizin…

Bunda şimdi Milli Piyango olarak devam eden “Tayyare Piyangosu”nun yılbaşı özel çekilişi geleneğini başlatmasının kalıcı ve yapıcı etkisini de not etmek gerekir.

Yorucu, yıpratıcı, tüketici bir yılın sonunda neşe içinde bu yenilenme ritüelini hepimize çok gören bir dinbaz fanatizm hanidir yılbaşını bir karartma gecesine çevirmek için hırsla, hınçla ve gaddarca üstümüze geliyor, biliyorsunuz.

Bu sene Diyanet fetva ve hutbe patlatmadı ama hem valiler kaymakamlar her yeri yasağa boğdu, hem de bir sivil milis güç seferber oldu, ortalıkta adeta terör estiriyor yılbaşı kutlamak haramdır diye…

Geçen yıl Reina’da IŞİD’in yaptığıyla arasında sadece “derece farkı” olan işler bunlar!.. Mahiyet aynı: Kendi zevksizlikleri, neşesizlikleri, renksizlikleri, nursuzlukları, tatsızlıkları-tuzsuzlukları ve karanlıklarına dini malzeme yapıp bu ülke insanına bir yudum neşeyi, bir nefes keyfi, bir dirhem ümidi çok görmek…

Ne kadar başarılılar peki?.. Bir yönden, daha doğrusu yüzeyden bakarsanız, evet, ortada yoğun bir yeni yıl coşkusu, heyecanı yok gibi.

Ama bir de “derinden” bakın! Tayyare Piyangosu’ndan dönüşme Milli Piyango’nun yılbaşı çekilişinin dindar-muhafazakâr kesim de dâhil olmak üzere gördüğü muazzam rağbete bakın!..

Diyanet’in (evet, “Piyango” konusunda boş durmadı o!) aleyhte fetvasını kimse tınmadı; kadı-müftü ne fetva yazarsa yazsın millet bildiğini okudu.

Paranın gücüne karşı duramıyor fetvaları!..

Çünkü millet, haramdan helâlden dem vursalar da dinlerinin imanlarının para olduğunu derinden derine, içten içe, sessiz sedasız gayet iyi biliyor bu dinbazların…

Karanlıkları geçecek, çırpındıkça dibe vuruyorlar, merak etmeyin!..

Ümidinizi kesmeyin ve yenileyin zamanı da, kendinizi de bu gece, bütün insanlık gibi…

2018, hepinize kutlu ve aydınlık olsun!..

(Not: Yazıyı hazırlarken kıymetli dostum, Kudret Emiroğlu’nun abide eseri “Gündelik Hayatımızın Tarihi”nden [İş Bankası Yayınları] yararlandım. Azar azar, kısım kısım, tekrar tekrar keyifle okunacak tam bir başucu kitabıdır. Bugün hâlâ yakınlarına ve sevdiklerine bir yeni yıl hediyesi seçme telaşında olanlara şiddetle tavsiye edilir!)



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları