Köşe Yazısı

A+ A-

Gerçek ittifak, doğal müttefik!

11 Mart 2018 Pazar

Ahmet Şık ve Murat Sabuncu’nun bu sabah evlerinde uyandıklarını, sofraya sevdikleriyle oturduklarını düşünmek, çok güzel bir duygu. Adalet yerini bulmadı, ama hiç olmazsa yeniden aramızdalar.
Bu sabah hava daha hafif, soluk almak daha kolay.
Hoş geldiniz, geçmiş olsun, bir daha olmasın arkadaşlar!

***

İran’daki din devleti zamanını doldurdu ve molla rejiminin kısa, orta ya da uzun vadede kaçınılmaz sona yaklaştığı, artık belli.
Mollaların iktidara gelişini, komünistler başta Şah’ı devirmek için kendilerine el veren ve şeriatı kabullenmeyenleri idam, hapis ve işkenceyle yok ettikleri tarihi bizzat yaşadım.
Sonlarını da görecek kadar yaşamak istiyorum!
Çünkü İran, şeriatçı devrimini Müslüman ülkelerin hepsine ihraç etmeye kalktı.
Büyük ölçüde başardı da...
İran’ın Ortadoğu ülkelerinde ve Türkiye’de kurup beslediği Hizbullah örgütleri 1980’lerden 2000’li yıllara kadar gerek bizim yurdumuzda, gerekse dünyanın dört bir yanında “ameliyat” adını verdikleri suikastlarla binlerce kişiyi öldürdüler. Cinayet şebekeleri, yurdumuzda Hizbullahiler ve Kürt Hizbullahiler olarak yapılanmıştı.

***

7 Haziran 1995’te Ankara’da ölümcül bir suikasttan şans eseri kurtulan Yuda Yürüm’ün havaya uçan arabasına yerleştirilen bomba düzeneği; aynı yıl 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’nun hayatına mal olan suikasttaki düzeneğin eşiydi: C4 patlayıcı, hoparlör mıknatısı, misina, pil, mandal...
Sivil Örümceğin Ağında” gibi pek çok değerli araştırma ve inceleme kitabının yazarı Mustafa Yıldırım, Hizbullahilerin tüm dünyada işlediği cinayetlerin izini sürdü. Türkiye’deki suikast eylemlerinin tarihçesini çıkardı, Zifiri Karanlıkta* ana başlığı altında iki cilt olarak yayımladı.
Bu çok önemli bilgi kaynağı kitaptan bazı alıntıları sizinle paylaşmak isterim:

***

İran yönetimi, tıpkı 1996’da RP hükümeti kurulduğunda yaptığı gibi, (AKP’li) İslam inkılapçılarının zaferini coşkuyla, heyecanla karşıladı. Türkiye’de laik rejimin, Türk ulusal devletinin yıkıma sürüklenmesi için silahlı silahsız tüm eylemleriyle Cumhuriyetçi direnişi yıldırmışlardı. Mollalar, İslamcıların ülkemizde bin yıldır ulaşamadıkları erki elde etmeleriyle derin bir soluk aldılar.
İkili ilişkilerdeki gerginlik hep geçiciydi. İran, AKP hükümetini destekledi. Dayanışmanın en tipik örneği, İran ordusunun desteğiydi. İstanbul Gezi Parkı’nda başlayan eylem hükümete karşı genel halk hareketine dönüşünce, İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Firuzabadi, diplomatik dili bir yana bırakıp: “Türkiye’nin Müslüman halkı liderlerini desteklemeli ve aynı şekilde Mısır’daki devrimci Müslüman kardeşlerimiz de devrimci liderleri Muhammed Mursi’nin arkasında durmalı demişti.

***

AKP hükümeti birinci yılını dolduruyordu. İslamcı örgütlere karşı sürdürülen operasyonların duracağına dair ilk işaret, Diyarbakır’dan geldi. Kürt Hizbullahileri izleyen, yakalayan örgütün arşivlerini ele geçiren ekip; 24 Ocak 2001’de Gaffar Okan ve arkadaşlarının katlinden sonra sıkı çalışarak art arda baskınlarla örgütü çökertiyordu. 4 Aralık 2003’te Atilla Çınar yönetimindeki ekip Bağlar semtinde bir örgüt evini bastı. Çatışma çıktı. İki kişi öldü.
Bu baskın, Atilla Çınar ve ekibinin son işi oldu. Dört gün sonra gazetecilerle görüşen Çınar, bir gazetecinin sorusu üzerine sitem dolu bir sesle: “Hizbullah’ın bittiğini söylemek büyük gaflettir!” diyordu
Gaffar Okan’ın ardından Hizbullahilerin peşine düşen Emniyet Müdürü Atilla Çınar, Diyarbakır’daki görevinden alınarak ‘tenzil-i rütbe’ sayılacak biçimde Tokat’a atandı.

***

Operasyonların sonu gelmişti, sonrasındaki mahkemeler daha da ilginçti. Gaffar Okan’ı öldürenlerin çoğu yakalanmıştı. Ama bir bölümü, Yargıtay’ın ‘ömür boyu olmalı’ itirazına rağmen 10’ar yıl hapis cezasıyla kurtuldular.
Kürt Hizbullahilerin ana davasında yerel mahkeme, binlerce sayfalık dosyaları süre aşımına 65 gün kala Yargıtay’a gönderdi. Ve Kürt Hizbullahilerin askeri kanat sorumluları, üst düzey yöneticileri, Hüseyin Velioğlu’yla birlikte karargâh evde polisle çatışanlar Ocak 2011’de hapisten çıktılar; coşkulu gösterilerle karşılandılar. Sonuç gösteriyordu ki örgütün İmamı Hüseyin Velioğlu çatışmada ölmeseydi, onlar gibi serbest kalacaktı. Sanıkların bazılarının İran’a kaçtığı söylendi. Bazıları da Avrupa ülkelerine sığındı...* * Mustafa Yıldırım, Zifiri Karanlıkta 2 /Ulus Dağı Yayınları, 2017

Tümü Mine G. Kırıkkanat - Son yazıları

Bir yazıyla iki akbaba vurmak: Fethullah ve Adnan 23 Eylül 2018 Paz
İtinayla Adnancı promosyonu yapılır! 16 Eylül 2018 Paz
Övgünün sahtesi, Danimarka’dan döner... 9 Eylül 2018 Paz

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Uğur Mumcu