Köşe Yazısı

A+ A-

Özel Din Görevlisi

Paylaş
instela'da paylaş
26 Temmuz 2014 Cumartesi

Gazeteci Yılmaz Polat’ın, Fethullah Gülen’in ABD’ye gidişi ve oradaki çalışmalarını özetlediği son kitabı “ABD’nin Özel Din Görevlisi” önemli belge ve bilgiler taşıyor.
Sözde tedavi olup Türkiye’ye dönmek üzere turist vizesiyle ABD’ye giden Gülen’in oturma izni (yeşil kart) alabilmek için kimlerin devreye girdiği örneğin... Polat, Gülen’in yeşil kart alabilmesi için araya Amerikan istihbarat örgütü CIA’nın ve istihbaratçıların girdiğini anlatıyor:
“...aralarında eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, CIA Ortadoğu eski bölge sorumlusu Graham Fuller, CIA analizcisi George Fidas’ın olduğu 30’un üzerinde tanınmış Türk ve Amerikalı Gülen’e kalıcı statü verilmesi için mahkemeye destek mektubu yazdı.
CIA, FBI’ya (ABD iç güvenlik örgütü) karşı Gülen’i savundu. Mektup yazanlar arasında çok önemli isimler vardı. Yunan Ortodoks Patriği Alexander Karloutsos, Yıldırım Akbulut, Mehmet Sağlam, Katolik Papaz Thomas Michel, Prof. John Esposito gibi ünlü isimler Gülen’e kefil oldu.” Yılmaz Polat, Amerikan İstihbarat (dinleme) Kurumu Ulusal Güvenlik Ajansı’nda çalışmış olan Wayne Madsen’in, CIA’nın dünyanın değişik yerlerinde aralarında Gülen’in de olduğu dini liderleri kullandığını açıkladığını da yazıyor kitabında. Bununla da kalmıyor, Gülen’e yakın cemaatçilerin FBI kurslarına katıldığını ve birincilik ödülleri aldığını açıklıyor.
Özetle Yılmaz Polat, AKP iktidarının desteği ile 10 yıl boyunca Türkiye’yi allak bullak eden Pensilvanya cemaatinin ne mal olduğunu bir kez daha kanıtlamış...

Operasyonun Arka Planı
Emniyet’teki tasfiyenin, derin bir araştırma sonucu gerçekleştiğine daha önce değinmiştik.
Öğrendiğimize göre; son operasyon öncesi, Pensilvanya cemaatinin “istihbarat ve silahlı güç olanağına sahip olması, yargı ve soruşturma boyutuyla doğrudan ilintili bulunması” gibi gerekçelerle özellikle ve öncelikle Emniyet’te örgütlenmeyi seçtiği saptandı. Buna karşı; Polis Koleji’ne (şu anda son 2 sınıf eğitim görüyor) öğrenci alımları durduruldu. Polis Akademisi’ne de, cemaat ile bağlantısı olmadığı belirlenen adaylar seçilmeye başlandı. Ardından, Emniyet müdürlükleri ve amirlikleri düzeyinde değişiklikler öngörüldü.
Son aşamada da, MGK dahil bir dizi toplantıda alınan kararlar gereği, cemaatin Emniyet içindeki en yüksek düzeydeki elemanlarına yönelik soruşturma aşamasına geçildi. Soruşturmanın nereye vardırılacağına ilişkin ipucunu da, Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta ATV’de, Fethullah Gülen’in iadesi ile ilgili bir soruyu yanıtlarken verdi:
“Yargıdan konuyla ilgili bir kırmızı bülten çıkardığımız andan itibaren, bu kırmızı bültenle aranmaya başlandığında, herhalde şu anda bulunduğu yerde duramayacaktır.”
Hiç kuşkusuz, Fethullah Gülen için daha önce açılmış bir savcılık soruşturma dosyasının AKP iktidara gelir gelmez kapatıldığını unutmamak gerekiyor. Dün Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini yıkma amacında ortak davrananlar, çıkarları uyuşmayınca bugün birbirlerine düşman kesilmişlerdir, o kadar.

Menderes ve Özal’a Övgüler
Kimi CHP’li dostlarımız ve okurlarımız bize sitem ediyorlar, ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun tek başına belirlediği Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, Adnan Menderes ve Turgut Özal’ın mezarları başında yaptığı konuşmalara değinmeden edemeyeceğiz.
İhsanoğlu, Menderes’in mezarını ziyareti sırasında “Menderes ve arkadaşları olmasaydı, Türkiye hiçbir zaman diktatöryadan, mutlakiyetten ve otoriter rejimlerden kurtulamazdı” demiş.
Bildiğimiz kadarıyla; bizi mutlakiyetten, otoriter rejimlerden kurtaran CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıdır.
İhsanoğlu’nun üstü kapalı
biçimde dile getirdiği ve olumsuzladığı dönem, CHP’nin tek parti dönemidir. Yani, toprak ağalarının çıkarlarına aykırı olarak “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” gündeme getirilene değin Menderes ve arkadaşlarının da üyesi olduğu CHP dönemi. İhsanoğlu, Turgut Özal’ı da mezarı başında şöyle övmüş:
“En sevilen Cumhurbaşkanı, en başarılı Başbakan. Türkiye’nin ekonomisini, sosyal yapısını değiştiren, ceberuta ve kibre karşı mücadele veren, dört eğilimi birleştiren ve Türkiye’yi dikta rejiminin tasarrufundan kurtaran adamdı.”
Bildiğimiz kadarıyla; Turgut Özal, 24 Ocak kararlarının mimarı olarak sosyal devleti yıkan, ardından başta emeğin olmak üzere tüm hakları askıya alan 12 Eylül diktasının Başbakan Yardımcılığı’nı üstlenmiş, sonra da ABD’nin de desteği ile Başbakanlık’a oturan bir isimdir.
İhsanoğlu’nun, Özal’ın “En sevilen Cumhurbaşkanı” olduğu saptamasına gelince... O dönemin “Alışamadık”, “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” sloganları bugün hâlâ kulaklarımızdadır.
Buradan hareketle, İhsanoğlu’nu ve onu aday yapan Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğimiz için bize sitem edenlere bir soru soralım:
Sizin en çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz Cumhurbaşkanı ve Başbakan, Turgut Özal mıdır?

Tümü Işık Kansu - Son yazıları

Sürülmeyeceğiz! 22 Nisan 2017 Cmt
Salak mıyız biz? 15 Nisan 2017 Cmt
Yetkilendiğinde tutulamaz olacak 8 Nisan 2017 Cmt