Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Emrah Kolukısa

Korku sinemasının yeni umudu ‘Ayin’ hedefi ıskalıyor

14 Haziran 2018 Perşembe

İşin doğrusu büyük umutlarla oturdum, benden başka sadece iki kişinin bulunduğu salona. Umutluydum, çünkü yabancı basında çok yüksek notlar alan ve son zamanların en sağlam korku filmi olarak lanse edilen “Ayin - Hereditary” benim gibi korku sineması meftunu biri için müthiş bir izleme deneyimi vaat ediyor gibiydi. Ne yazık ki beklentilerimin altında kalan, kimi anların dışında üzerimde etki yaratamayan bir film oldu Ari Aster imzalı “Ayin”.

Her şeyden önce başroldeki Toni Collette’in hakkını teslim edelim. Operatik bir terimle benzetecek olursak, duygu aralığı çok yüksek bir oyuncu Toni Collette ve istenen yüksekliğe çok kolay ve hızlıca çıkıyor. Bu da filmin onunla ilgili bölümlerinde izleyiciyi bir anda gerilimin içine çekiyor ve onun yaşadığı acıyı, hissettiği tedirginliği ve nihayet hastalıklı umudu neredeyse birebir yaşatıyor. Filmde kendisine eşlik eden Gabriel Byrne ile özellikle çok iyi performanslar sergileyen iki genç oyuncuyu, Milly Shapiro ile Alex Wolf’u da filmin artıları arasına katalım. Ama ne yazık ki tüm bu isimler filmi kurtarmaya yetmiyor. Klişe korku filmi trüklerine kapılmadığı, psikolojik derinliği belli sahnelerde alabildiğine iyi kullandığı halde ve ilk uzun metrajlı filmini çeken Aster’in hiç de yabana atılmayacak reji becerisine rağmen üstelik.

‘Suspiria’yı beklerken

Açıkçası “Ayin”in son yıllarda farklı kulvarlardan ilerleyen “It Follows”, “The Witch”, “Get Out” gibi, türe bir yenilik, az bulunur bir özellik katacak o özel filmlerden biri olacağını ummuştum. Gerçi kimi ilanlarda gördüğüm ‘ “The Conjuring”den beri en korkutucu film’ ibaresinden anlamalıydım, pek de öyle bir film olmadığını. Geçmişten “Rosemary’s Baby”, “Don’t Look Now”, “The Wicker Man” gibi filmleri anıştıran bölümleriyle standart korku filmlerinin kesinlikle çok üstünde olan bir yapım “Ayin”, kabul, ama alt metinlerinin olmamışlığı ve odak noktasının yeterince belirginleşmemesi, konunun fazlasıyla dağılması, son tahlilde bana göre hedefi ıskalamasına sebep oluyor. Kimileri şimdiden ‘yılın korku filmi’ olarak yaftalamış olabilir, ama benim söyleyeceğim acele etmemeniz ve Guadagnino’nun “Suspiria”sına bir şans vermeniz... Tabii orada da Argento’nun devasa gölgesi bekliyor hepimizi; görmezden gelmesi, aşılması, silinmesi zor bir gölge.