İnsanlar ve hayvanlar

28 Şubat 2024 Çarşamba

İnsanla öteki canlılar, özellikle de fizyolojik ve duygusal yapısı bakımından ona en yakın canlı türü olan hayvanlar arasındaki en önemli fark nedir, diye sorulsa yanıtınız ne olurdu?

Zekâ ve duygu alanlarında genellikle insan lehine verilebilecek yanıtlar çok tartışma götürür.

Hayvan hiç kuşkusuz yerçekimi yasasından habersizdir.

Ama hangi yükseklikten düşerse başına dert geleceğini iç güdüsüyle, “sağduyusuyla” bilir.

Konunun bu bölümünü uzatmaya gerek yok. En küçücük bir hayvan, minicik bir böcek bile, yaşama ve kendini koruma iç güdüsü ile, kendisine yetecek kadar “zeki”dir. Ayrıca, bazı hayvanların bazı insanlardan daha zeki oldukları bilinen şeydir. Duygu konusu ise daha da karmaşık sorunlarla karşımıza çıkar.

Bu konuda öz yargıyla sakatlanmamış hiç kimse hayvan dünyasının duygudan yoksun olduğunu sanırım ileri süremez.

İyilik-kötülük konusuna gelince hiçbir hayvan siz ona kötülük yapmadıkça ve çok zorda kalmadıkça size kötülük yapmaz.

Zaten hayvan dünyasında bizim kötülük olarak görebileceğimiz şeyler ya savunma içgüdüsünün ya açlığını giderme gereksinimin sonucu ya da insanın öğrettiği kötülüklerin mekanik tekrarıdır.

Hayvan dünyası bizim insan dünya dünyamızdan çok çok çok daha masumdur.

Öyleyse diyeceksiniz, iki dünya arasındaki en önemli fark bu mudur?

Yani hayvan dünyasının bizim insan dünyamızdan daha masum oluşu...

Bir bakıma evet. Ama ben başka bir şey söyleyeceğim. İnsanla hayvan arasındaki en önemli, en belirgin fark, bana kalırsa, hangi türü olursa olsun hayvan dünyasının belli bir “standart”ı olduğu, insanın ise yükselmesinin ya da alçalmasının bir sonu, sınırı olmadığıdır.

***

İnsanlığın tarihi yükselmelerinin ve alçalmaların tarihidir.

Başka bir deyişle, yücelik örneklerinden yoksun olmamakla birlikte alçaklıklarla dolup taşan bir tarihtir.

İnsanlık tarihi ve alçaklık denildiğinde akla doğal olarak diktatörler; kan dökücü, zalim yönetimler ve yöneticiler gelecektir.

Neron’lardan ve daha da öncelerden günümüze bu gibilerin adlarını sıralamaya sayfalar yetmez.

Roma’yı yakan ya da yakmak isteyen Neron’la Paris’i işgal ettiklerinde yanından eksik etmediği mimarı Albert Speer’e, “Bu şehri yakmak istiyordum fakat artık gerek kalmadı. Çünkü Berlin de bunun kadar güzel oldu” diyen Hitler arasındaki çarpıcı benzerliğin altını çizmek gerek.

Onlar alçak oldukları kadar belki ondan da fazla sapkın, hasta kişilerdir.

Her alçak aynı zamanda hasta ve sapkın biri değil midir, diye sorabilirsiniz.

Hayır değildir!

Asıl alçaklık bana kalırsa sapkın ve hasta olmayıp ya da ille de böyle biri olmayıp korkaklık, çıkarcılık gibi nedenlerle sapkın ve hasta kişilere uşaklık etmek, onları eleştirip uyarmak şurada dursun alçaklıklarına alkış tutmaktır.

Kötülük karşısında suskun kalmak da bence alçaklığa eşdeğerde ya da aynı değersizliktedir.

***

Sapkınlık gibi kişilik bozuklukları ve ona yol açan fiziksel, duygusal vb. arızalar konuyla ilgili tıp biliminin alanına giriyor.

Alçaklık ise tedavisi çok daha güç bir hastalık, daha karmaşık bir kişisel bozukluktur.

Adı üstünde, alçak, alçaklık! Onu nasıl yükseltecek ya da normalleştireceksiniz?

Alçak zaten bukalemun gibidir.

Uşaklık ettiği sapkınlık ortadan kalktığında ya da bunun olacağını sezer sezmek yeni düzene ayak uydurmaya, en azından kendini bağışlatmak için aynı anda renk ve biçim değiştirmeye başlayacaktır.

Hayvan dünyasını küçümsemeyelim. Alçak hayvan yoktur. Ama insan alçaklığının, alçak insanın ne yazık ki sürüsüne bereket!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Devlet suç işliyor 17 Nisan 2024
Bir bayram kutlaması 10 Nisan 2024
Atatürk kazandı 3 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları