Hatya artık bir efsane

19 Haziran 2024 Çarşamba

Piyanist Hatya Buniatişvili’yi Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de ilk kez “Tuşlarda Bir Fırtına” başlıklı programı ile 27 Ekim 2010’da tanıdık. Annesi, babası ve kız kardeşi Gvantsa ile birlikte gelmişlerdi. Hepsini okulun Kennedy Lodge adlı konukevinde ağırlamıştık. İlk konserde Schumann’dan Fantazi, Liszt’ten Mephisto Vals, Chopin’den Sonat No. 2 ve Stravinski’nin Petruşka’sından da üç bölüm vardı. ALH’deki ikinci konseri ise 19 Mart 2014’te “Piyano Günlerinde Bir Fırtına” başlığını taşıyordu. Liszt, Ravel ve Chopin çalmıştı. Yine “fırtınalı” bir başlık koymuşum. Demek ki Hatya’nın hep bir fırtına estireceğine inanmışım! Evet, hâlâ da her çaldığı salonda giderek artan fırtınalar estiriyor.

Geçen akşam 52. İstanbul Festivali’nin son etkinliği olarak İş Kuleleri Salonu’nda onu nice yıl sonra yine dinledik. Artık iyice olgunlaşmıştı, “sonorite”nde (ses rengi) yeni buluşlar yapıyordu. Piyanistin 40 yaş dolayında olgunluğa ulaştığını söyleyenler için 37 yaşındaki Hatya’nın da olgunluğa erdiğini söylemek yanlış olmaz. Konser öncesi bir anonsla yapıtların arasında alkışlanmaması rica edildi. Bu uyarı salona güzel, dingin bir ortam sağladı. Hatya seçtiği nice kısa yapıt arasında kalk otur, alkış al, selam ver, otur, eylemini önledi.

Program “Labirent” başlığını taşıyordu. Yapıtlara bakarsanız kimi J.S. Bach gibi 18. yüzyıl başından bir bestecinin Orkestra Süiti No. 3’ten Arya, kimi Eric Satie gibi 20. yüzyıl başından, 3 Gymnopedies’ten No. 1 ve ardından aynı gizemli ortamda sürdürdüğü Chopin’in op.28, 4 no’lu Prelüdünü; onun da ardından Beethoven’ın “Appassionata”sını bütün renkleriyle ortaya çıkardı. J.S. Bach’ın 3. Orkestra Süiti’nin Hatya tarafından yapılan piyano uyarlaması çok ilginçti. J.S. Bach ve Liszt’in Consolatin No. 3’ten sonra Horowitz’in piyano uyarlamasıyla Liszt’ten çaldığı Macar Rapsodisi de bittiğinde bütün salon ayaktaydı. Ne belli bir çağa ne de belli bir biçeme bağlıydı yapıtlar. Evet bir LABİRENT’te dolaşmıştık. Dinletinin sonunda Hatya hiç nazlanmadan art arda bis parçaları çaldı ve dakikalarca ayakta alkışlandı. Son yayımlanan CD’sinin de başlığı da “Labirent”.

PİYANİST DE OLSA O BİR ANNE

Konser bittiğinde her zaman sanatçıyı yakından görmek, ona programı imzalatmak, yan yana resim çektirmek için bekleyenler olur. Ben de bu eski dostu kucaklamak için bekliyordum. Ne yapıp edip Hatya’nın boynuna sarılmalıydım. Hatya’nın kimseyle görüşmeyeceği de anons edilmişti. Kapıdaki görevliler hatta üst düzey bir yönetici, asla onun yanına giremeyeceğimi söylerken Hatya birden odasının kapısını açıp beni orada görünce sımsıkı boynuma sarıldı ve “Gel gel içeri” dedi. O nasıl bir bellektir! Benim organizasyonumla Albert Long Hall’de verdiği her iki konseri de yılına varıncaya kadar hatırlıyordu. Salonun akustiğini, sıcak ve bilinçli dinleyicisini hiç unutmamış! Aradan onca yıl geçmiş, nice salonda konser vermiş ve nice yöneticiyle tanışmıştı. Acaba her birisini hatırlar mıydı? “Yok, diyor ama Albert Long Hall, çok güzel bir salondu, dinleyiciler de çok özledi, unutmadım!”

Sonra kızı Charlotte’u anlatmaya başladı. Bir yandan da çıkmak için hazırlanıyordu. Kızı o gelmeden uyumuyormuş. “Ancak birbirimize sarıldığımızda uykuya geçebiliyor. Ben de onu her gittiğim yere dadısıyla birlikte taşıyorum” diyor. Ayrılırken yine birkaç kez boynuma sarıldı. Ben de hâlâ beni, bizi unutmadığı hafızasına ve bunca seyahat, bunca program arasında ihmal etmediği ana şefkatine hayran kalarak ayrıldım Hatya’nın yanından.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hatya artık bir efsane 19 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları