Heyecan mı / helecan mı?

29 Mayıs 2024 Çarşamba

Bildiğime göre “heyecan” coşkuyla karışık bir duygudur. “Helecan”da ise biraz korku karışmıştır. Kimi insan benim gibi hem heyecanlı hem de helecanlıdır. Yıllar boyunca öğretmenlik yaptım: Önce Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda sonra da Boğaziçi Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nde müzik tarihi, mitoloji ve felsefe dersleri verdim. Anlatacağım konuyu çalışmadan, dersi hazırlamadan bir gün olsun sınıfa girmedim. Bu arada 19 yıl İstanbul Radyosu’nda ve 15 yıl TRT 2 ekranlarında müzik programları hazırlayıp sundum. Stüdyoya ünlü kişileri davet ediyordum, onlarla söyleşi yapıyordum. Hem stüdyoda her şey yolunda gidecek mi diye telaşlanırdım hem de ilk kez televizyon programına çıkan konuklarımın yerine helecanlanırdım. Biliyorum, belki de çok saçma bulacaksınız ama her gittiğim konserde sanatçının sahneye çıkmadan önce perde arkasındaki helecanına ve heyecanına ben de empati kurarım. Cumhuriyet gazetesinde yıllardır yazdığım yazılarda tam solisti veya orkestrayı eleştirmeye başladığım sırada yine aynı empati benim kulağıma “İnsaflı ol” diye fısıldar. Sanki eleştirilen kişi sanatçı değil de benmişim gibi telaşlanırım. Şimdi bakıyorum kimi kalıp cümlelerim oluşmuş: “Bu genci birkaç yıl sonra yine dinlemek isterim” gibi. Onu kırmadan dökmeden ama fazla da pohpohlamayan bir anlatım.

52. İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ’NDEN İZLENİMLER

Bu yazım yayımlandığı gün artık 52. İstanbul Müzik Festivali’nin birçok etkinliği de yapılmış olacak. Açılış konserinde şef Cem Mansur yönetimindeki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’ndan genç piyanist İlyun Bürkev’in solistliğinde Grieg’in Piyano Konçertosunu dinledik. Evet, ben yine sahnedeymişim gibi heyecanlandım, İlyun ile empati kurdum. Ama o son derece kendine güvenli, yaptığı işten zevk alarak çalıyordu. Yumuşak tuşesi de hocası Gülsin Onay’a çok benziyordu. Yarınlarda İlyun’un adını dünyanın önemli sahnelerinde duymayı umarız.

Bu yılki festivalde izlediğim ikinci konseri uzun zaman unutmayacağım: Mantova Oda Orkestrası. Öncelikle konserde çalınan yapıtların tümü 18. yüzyıla ait, bir iç tutarlığına sahipti. Domenico Simarosa’nın (1749-1801) Olimpik Uvertürü ile başladı program. Simarosa, İtalya’da zamanın ünlü bir opera bestecisi. Ardından Antonio Vivaldi’nin (1678-1741) Yaylı Çalgılar Konçertosu (RV 158) ve Luigi Boccherini’nin (1743-1805) Op. 12, Re Minor 4. Senfonisi, diğer adıyla “Şeytanın Evi” çalındı. İkinci yarıda şef ve solist Kristof Barati, W.A. Mozart’ın K.219, No. 5 Keman Konçertosu’nu çaldı. 1775’te bestelenen bu yapıtın “Türk Konçertosu” olarak da bilinmesinin nedeni, Rondo bölümünde yarattığı çifte ritim kurgusunda mehterin vurmalı karakterini canlandırmasıdır. Bestecinin K.331 Piyano Sonatı’nın son bölümündeki (Alla Turca) Türk Marşı’nda sol el de mehter davulu gibi tınlar. Konserin sonunda Barati’nin bis olarak çaldığı Camille Saint-Seans’ın “Introduction ve Rondo Capricioso” adlı yapıtı, bütün salonun ayağa kalkıp solisti ve topluluğu coşkuyla alkışlamasına neden oldu.

Önümüzdeki hafta festivalde iki ayrı kuşaktan iki efsane piyanisti art arda dinleyeceğiz: 31 Mayıs’ta Maria Joao Pires, Lütfü Kırdar Salonu’nda, Festival Strings Lucerne ile Beethoven’ın 3. Piyano Konçertosu’nu çalacak. Hemen ertesi akşam Khatia Buniatishvili İşKuleler’de müzik tarihinin her çağından seçtiği yapıtlarla bir resital verecek: Programa Eric Satie ile başlayıp Liszt/Horowitz düzenlemesi Macar Rapsodisi No. 2 ile tamamlayacak. Bu dinletileri kaçırmayın. Birini bile yakalasanız, size dorukta bir coşku yaşatacaktır.

Ve son olarak bir rica: Festivaldeki program notlarında yorumcular hakkında bilgi veriliyor. Ancak bestecinin doğum-ölüm tarihleri yazılmıyor. İzleyicilerin çoğu bestecilerin yaklaşık olarak hangi dönemde yaşadığını biliyorlardır ama hiç bilmeyenler için bu tarihlerin yazılması çok yararlı olacaktır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

52. festival doludizgin 5 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları