CHP Anormale Yönelebilir mi?

18 Mayıs 2024 Cumartesi

CHP lideri Özgür Özel, Cumhur İttifakı önde gelenleri ile yaptığı görüşmeleri “yumuşama” yerine “normalleşme” olarak açıkladı.

Yerel seçimlerden birinci çıkan ve iktidara seçenek oluşturan bir partinin diğer partilerle iletişim kurması, demokrasilerde doğal karşılanması gereken bir durumdur. Saray düzenini yürütenlerin muhalefeti şeytanlaştırarak toplumu kutuplaştırma, siyasal gerginlikten yararlanarak kendilerine yol açma, iktidarlarını pekiştirme kurgusuna karşı alınması gerekli bir önlemdir de aynı zamanda. Demokrasinin gereği, müzakere ile mücadelenin birlikte yürümesi yönteminin yaşama geçirilmesidir.

Burada göz ardı edilmemesi gereken tek koşul; müzakerenin ödüne, boyun eğmeye, doğrultudan ayrılmaya dönüşmemesine dikkat etmek olmalıdır.

CHP lideri Özgür Özel’in, “yumuşama değil, normalleşme” olarak tanımladığı bu süreçte attığı adımları yurttaşlar, özellikle de CHP tabanı ve bilinçli kesim yakından izlemektedir. Adımların büyük çoğunluğunun “normal” karşılandığına tanıklık ettiğimiz söylenebilir. Ancak, zaman zaman kantarın topuzunun kaçtığını ve işin anormalleşmeye döndüğü de dile getirilebilir.

Örneğin, Özgür Özel’in CHP’li belediyelere yönelik yaptığı “Arapça tabelalara karışmayın. Arapça Kuran dilidir, halk incinir” açıklaması.

Bir dilin kutsal sayılması, mantıkla açıklanamaz. Normal değildir.

Sözgelimi, bir giyim dükkânının vitrininde “İç çamaşır çeşitlerimiz içeridedir”, tatlıcının tabelasında “Taze tulumba çıkmıştır” ya da bir marketin girişinde “Çocuk bezinde indirim” duyurusunun Arapça yazılmasını kutsaldan saymak olası mıdır?

Böyle bir algı ya da anlayış; anormalin de ötesinde, saçmadır, akıldışıdır.

Özgür Özel’in Türkiye’de Arap kökenli yurttaşların varlığını, açıklamasına dayanak göstermesi de doğru değildir. Çünkü tüm yurttaşlarımız yaklaşık 100 yıldır Türk abecesi ile okumakta ve yazmaktadır.

Kaldı ki CHP, Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimlerini gerçekleştirmiş bir partidir.

Harf ve Dil Devrimi bunların başında gelir.

Bu devrimler sayesindedir ki yüzyıllarca elifi görse mertek sanacak değin cahil bıraktırılmış bir halk, kendi dili ve abecesi ile okuryazar düzeyine vardırılmış bir ulus olarak çağdaş uygarlığa yönelmiştir.

Böylesi bir geçmişi unutmak, yok saymak, normal değildir.

DEVLETİ ÇÜRÜTME AYMAZLIĞI

Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde palazlandırıldığı ve korunduğu anlaşılan, uyuşturucudan tutun karaparaya değin kirli ilişkiler içindeki bir mafya grubuna yönelik soruşturmalar, AKP-MHP ortaklığının devlet aygıtını ne denli batağa sürüklediğini ortaya çıkardı.

FETÖ ile ortaklık kurup devlet kadrolarını onlara teslim ederek 15 Temmuz darbesine temel hazırlayan AKP ve MHP’nin olaydan ders almadığı zaten biliniyordu.

Üst düzey Emniyetçileri de kapsayan son soruşturma, Nakşibendilerden Nurculara, Menzilcilerden Hakyolculara değin birçok tarikat ve cemaatin devlet içinde egemenlik kurmak amacıyla çatıştığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Kuruluş felsefesinden nefret eden siyasal dinci bir kadro ile siyasal çıkarı uğruna ona ökseotu gibi yapışmış bir hareket, ulusa ait olması gereken egemenliği tarikat ve cemaatlere devrederek demokratik düzeni çürütme aymazlığı içindedir.

Son yerel seçimlerde halk, bu durumun ayrımına varmış, iktidardakilerin ülkeyi uçuruma sürüklediklerini anlamış, iradesini ortaya koymuştur.

Halkın görev verdiği muhalefet, üstüne nasıl bir sorumluluk verildiğinin bilincinde olmalıdır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları