Müjdat Gezen

Atatürk'süz kalmayın

24 Haziran 2024 Pazartesi

Ben Atatürk’ü çok sevdim. Hırka-i Şerif’te otururduk. Birbirine çok yakın iki camimiz vardı. Ezan birinde biter, ötekisinde başlardı. Annem seccadesini yayar, beni yanına çağırır. Ve duvarımızda tek asılı fotoğraf olan Atatürk’ü göstererek: “Bak bu ezanların sesi var ya... Hah, hah işte onu bu adama borçluyuz” derdi. Ben böyle büyüdüm. Ve giderek Mustafa Kemal Atatürk bende bir sevgiden ve saygıdan öte bir sevda oldu. Atatürksüz kalmadım.

SİZ DE ATATÜRK’SÜZ KALMAYIN...

PARALAR UÇTU BİZ UÇAMADIK

Hawaii Adası’nda bir resim galerisini geziyorum. Salvador Dali’nin orijinal üç tablosu da sergileniyor ve satılık. Resimlerini çok severim. Benim için bir Picasso değilse de Dali bir başkadır. Birinin fiyatı 14 bin dolar. Bende var 4 bin 500 dolar. Perran’la kocası Koral yanımda. “Ne kadar para var yanınızda” diye sordum. Zaten kısa süre sonra Türkiye’ye döneceğiz. Çok paraya gereksinimiz yok. Öderim dönünce. Bendeki parayla toplanınca 13 bin dolar etti. Döndüm yeniden galeriye. Adam Nuh dedi, peygamber demedi. Bin dolar inmedi. Alamadım tabloyu. Döndük İstanbul’a. Aradan bir ay geçti geçmedi, gazetelerde bir haber: “Hawaii’de sahte Dali resimleri yakalandı...” Hiç böyle bir şey duydunuz mu? Dolandırıcılığın kapısından döndük. 14 bin dolar uçup gidecekti. Bilmeden de duvarımda sahte bir Dali asılı olacaktı. Ucuz atlattık...

Bu işten ucuz kurtulduk da öteki öyle olmadı. Bizim Yaman, “Arkadaş ta Hawaii’ye kadar gelmişim, bir Hawaiili kızla çıkmadan dönmem” dedi. Honolulu’daki Hilton’da aynı odada kalıyoruz. Çıktı gitti. Ben de televizyon seyrediyorum. Az sonra iki kızla geldi. Viskileri koydu, ha ha ha, hi hi hi... Zaman geçti, kızlar gitti. Ertesi gün Los Angeles’a uçacağız. Birlikte havaalanına geldik. Çantayı açtım, biletleri çıkaracağım. 4 bin dolar çantada yok. Perran’la kocası uçtular. Biz otele döndük. Durumu anlattık. Bizi o gece kral dairesinde misafir ettiler. Özür dilediler ama paralar uçtu gitti.

ATATÜRK DİYOR Kİ:

“HER YENİ YETİŞEN KENDİNDEN ESKİSİNİ BEĞENMEYECEK KADAR YÜKSELİRSE, O ZAMAN, ANCAK O ZAMAN GELECEK KUŞAKLAR, BİRBİRİNDEN BASAMAK BASAMAK YÜKSEK DÜZEYDE BİR YÜKSELME GRAFİĞİ OLUŞTURUR Kİ, İNSANLIĞIN İLERLEMESİNİN AMACI BUDUR.”

ÜÇ GÜN SONRA ARA

Bu Yaman’ın maceracılığı yüzünden Tokyo’da az kaldı öbür tarafı boyluyorduk. Şinjuki Meydanı’nda akşam turluyoruz. Yanımıza iki güzel Japon kızı geldi ve bizi özel bir toplantıya davet ettiler. Yaman’ın İngilizcesi çok iyi. “Ne diyor bunlar?” dedim. Özel bir toplantı varmış, grup halinde kapalı bir mekânda havuza girilip arınılıyormuş ve sake içilip sabaha kadar dua ediliyormuş. Yaman, “Tamam geliyoruz” dedi. “Ben gitmem” dedim. Tartıştık epeyce. Kızlar elleri boş gittiler. Otele döndük, orada resepsiyondaki gence durumu anlattık. Çocuğun rengi attı. Bunlar bir tarikatmış ve bir yabancıyı kurban ettiklerinde büyük sevap işlemiş oluyorlarmış. Biz bir değil, iki yabancıyız. Orada bizi haklayacaklar. “Ulan Yaman, senin yüzünden mok yoluna gidiyorduk” dedim. “Ama ne macera olurdu ha” dedi. Adam tam çatlak. Keşke hayatta olsa da çatlaklık yapsa, razıyım. Son günlerinde her gün aradım onu. “Beni teselli etme, doktorlar acısız ölmemi sağlamaya çalışıyorlar” dedi. “Üç gün sonra beni ara.” Üç gün sonra aradım. Karısı çıktı. “Az önce aramızdan ayrıldı” dedi. Üç gün sonra demişti. Üç gün sonra gitti...

HEP ÇOCUK KALSAK

Abdülvahit Turan, yeni hayat, yüz paraya, iki tane beş kuruş... Kâğıdında meslekler sarılı karamela... Niyet, yaldızları tırnağınla kazırsın, altından ne kazıdığın yazılıdır. Gazoz kapağı. Adeta para yerine geçer. İlk kukla temsilimi gazoz kapağı karşılığı yapmıştım. İkinci savaştan yeni çıkılmış. Evlerde siyah pasif korunma perdeleri hâlâ duruyordu. Bazı otomobillerin farlarında bile siyah bantları hatırlıyorum. Paraşütle atlayan birini görmüştüm, çok küçüktüm o zaman, hiçbir anlam verememiştim. Küçük bir çocuk olmak ne güzeldir. Fakat bir an önce büyümek istersiniz. Hele buluğ çağına girince, bir an evvel büyümek isterseniz. Gün gelir büyürsünüz. Sonra orta yaşlılık, daha sonra yaşlılık başlar. O zaman günler yağmur gibi akar gider. Çocukluluğunuz gelir aklınıza. O zamanınızda, “Bir an önce günler geçse de büyüsem” dediğinizi anımsarsınız. Zaman olur, “Keşke hep çocuk kalsaydım” dediğiniz bile olur. Ne yapalım ki hayat böyle işte. Bir türlü yılları durduramıyorsun.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Devlet - millet 8 Temmuz 2024
Dedem Nasrettin Hoca 1 Temmuz 2024
Atatürk'süz kalmayın 24 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları