Wilders’ın önlenemez yükselişi

26 Kasım 2023 Pazar

Marlyn Monroe, Mozart, Kaptan Peroksit/Oksijen...

Geert Wilders’ın grotesk saçları nedeniyle kendisine takılan lakaplar bunlar.

Wilders kartvizitine biçtiği katıksız “beyaz Avrupalı” kimlikle hiç alakası olmayan bir politikacı. 

Anneannesi dünyanın bir numaralı Müslüman ülkesi (sabık Hollanda sömürgesi) Endonezya’dan geliyor. Keza karısının Türk asıllı bir Macar olduğu rivayet ediliyor. 

Geert Wilders’tan 9 yaş büyük abisi Paul, “ailede gerçekte herkes göçmen” diyor. Kardeşinin çocukluk yıllarında dahi “tahammülsüz” bir karakter olduğunu, halihazırda hayran olduğu İsrail’de “kibbutz’da geçirdiği 6 aylık dönemin sonunda bir nebze olgunlaştığını”, gene de bugün “karşıtlığa dayanamadığını” söylüyor. 

Geert Wilders’a ilk bakışta hemen dengesiz biri olduğunu anlamak zor değil.  

İslama açtığı acayip toptancı ve aşağılayıcı savaş nedeniyle kendisini yıllardır örneğin güvenlik koruması altında yaşamaya mahkûm etmiş biri olmasına karşın kimliğini “sokaktaki vatandaşın sözcüsü” olarak tanımlıyor.

Ağabeyi, bu gözle görülür çelişkiyi, “Geert’in dünyası yıllardır çok küçük” diyerek vurguluyor: “Parlamento, kamusal-resmi faaliyetler ile evi dışında başka hiçbir yere gidemiyor.”

Wilders’ın dış dünya arasında köprü kuracak çoluk çocuğu, akrabayı taallukatı da pek yok. 

Instagram’daki fotolarından yalnız kedileri olduğunu anlıyoruz... 

POSTMODERN ÇİLLER MİSALİ

Tecrübeli Batı demokrasilerinin geldiği yere bakın! 

Büyük toplumsal dönüşümlerin olduğu bir dönemde, saplantılı fikirleriyle ufacık kavanozunun dışına adım atamayan bir şahıs, Eski Kıta’yı baştan sona etkileyebilecek ve yön verebilecek bir siyasi değişimin eşiğinde bulunuyor.

Avrupa’nın çeşitli Le Pen’leri, Meloni’leri, Salvini’leri, Orban’ları, Vox’çuları “değişen zamanların bu göz kamaştırıcı turnusol zaferini” coşkuyla alkışlıyorlar. 

Ana akım siyaset ve medya ise -heyhat- şokta! 

Oysa hiç şokta olacak bir durum yok... 

Marine Le Pen 2011’den beri Fransa’nın başkanlık yarışlarında... 

Okyanusun beri yanında “raf ömrü tükendi” denen Trump, Kongre baskını hiç yaşanmamışçasına 2024’te Beyaz Saray’a dönmeyi planlıyor.  

2006’dan bu yana skandal açıklamalarıyla her dem gündemi işgal eden Wilders Hollanda’nın hafta içindeki seçimlerden oyların dörtte birini alarak 1. parti çıktı. 

Bir numaralı parti olması beklenen Türk asıllı Dilan Yeşilgöz’ün liberalleri ise 3. konuma yerleşti. 

İkinci sırayı Wilders’la, işbirliği yapmayı açık olarak reddeden tek lider, AB eski komisyon başkanı Frans Timmermans aldı.

13 yıl boyunca üç dönem arka arkaya başbakanlık yapan Mark Rutte’den liberal parti liderliğini devralan ve fakat Wilders’la hükümet kurma konusunda açık kapı bırakarak aşırı sağcı rakibine meşruiyet kalkanı sağlayan Yeşilgöz, seçimlerin şimdi bir numaralı mağlubu sayılıyor.

FAŞİZMİN NORMALLEŞMESİ

Gözlemciler, Çillervari çok hırslı bir politikacı olarak temayüz eden Yeşilgöz’ün, kampanyada hem Wilders’a göç karşıtı söylemleriyle eşlik etmek hem de Wilders’a olası koalisyonlar babında kapı aralamak suretiyle kendi partisine irtifa kaybettirdiğini belirtiyorlar. 

Tarihin ironisi olarak Müslüman-Türk asıllı bir lider böylece azılı göçmen ve İslam karşıtı söylemleriyle tanınan bir siyasetçiye rüyasında göremeyeceği fırsatları sunmuş oluyor. 

Siyasi analistler, seçmenlerin milli ve yerli Törkiş politikamızdan gayet iyi bildiğimiz üzere aslı varken seçmenlerin bir kopyaya (Yeşilgöz’e!) prim vermediğini söylüyorlar. 

Wilders’ın başarısının tek nedeni Hollanda’nın postmodern Çiller’i değil. 

Kriz Avrupa’sında yorgunluğa yol açan Ukrayna savaşı ve beraberinde gelen hayat pahalılığı, son olarak da Müslümanların Hamas yandaşlığı ile özdeşleşmesine çanak tutan İsrail-Filistin çatışması, Wilders’a teveccühü katlayan faktörler arasında sıralanıyor. 

Bundan sonrasını... oyların yüzde 24’ü ve küsuratıyla sırasıyla yüzde 15, yüzde 15 paylaştıran partiler arasındaki istikşafi görüşmeler belirleyecek. 

Son Rutte hükümetini kurmak 9 ay almıştı. 

2024’teki Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle bu kez yeni hükümetin daha seri bir şekilde kurulması umuluyor.

Wilders’ın bir şekilde başbakanlığa yükselmesi halinde, medyanın dilinin, süratle “merkez sağa oturtulan” Meloni örneğinde görüldüğü gibi tıpkı, son derecede özenli, seçici ve de nüanslı bir dile evrileceğinden emin olabilirsiniz. 

Nitekim Le Pen, Wilders’ın başarısını ana akımlaşma bağlamında “normalleşme” olarak kutluyor.

Aşırı sağ, Avrupa’da merkez sağı teslim alarak tam işte böyle adım adım normalleşiyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kafesteki ülke 4 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları