Güç insanı bozar

25 Kasım 2023 Cumartesi

Tayyip Erdoğan 18 Kasım günü Berlin’e yaptığı geziden dönerken beraberinde götürdüğü gazetecilerden birinin, önceden ısmarlanmış bir sorusuna cevaben “Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Yok altılı masa, yok on altılı masa... Bundan sonra kim bilir daha neler çıkacak. Ama oy sayısı itibarıyla ‘En fazla oy alan seçilir’ dendiği zaman seçim hızla tamamlanır” dedikten sonra asıl amacın sivil bir anayasaya ulaşmak olduğunu ifade etti.

Erdoğan’ın anayasada sadece değişiklik yapmak değil illa “yeni bir anayasa”dan söz etmesi, -eğer becerebilirse- Türkiye’yi tanınmaz hale getirecek kadar farklı bir zemine taşıyacaktır.

Erdoğan’ın gönlünde Osmanlı dönemi özleminin yattığını bilmeyen yok. O nedenle sözlerinin ardında Osmanlı toplum düzenini aramak doğru olur. Bununla elbet Sultan Vahdettin’in Osmanlı’sından çok, Yavuz Selim yahut Kanuni Süleyman Osmanlı’sını kastettiğini tahmin etmek de zor değil. Nitekim Ortadoğu’ya -özellikle İslam dünyasına- şekil vermeyi amaçlayan teşebbüsleri halen hepimizin hafızalarında tazedir.

Bunlardan çektiğimiz sıkıntılar da... 

Tabii sadece o değil. Belki de bütün bu anayasa değişikliği arzusunun gerisinde kendisinin bir sonraki seçimde tekrar aday olma -bu arada iki dönem sınırlamasından tamamen kurtulma- hesabının yattığı pek çok yorumcu gibi benim de gördüğüm en büyük etkendir.

Esasen dünyaya baktığımızda bu, bizim gibi “demokrasiyi göstermelik hale indiren” rejimlerde çok görülen bir eğilimdir. Birkaç örnek vereyim:

Yirminci asrın akılda en çok kalan örneklerinden başlarsak:

İtalya’da Benito Mussolini, 1922’den 1943’e kadar ülkeyi yönetti. O sırada özgürlükler kısıtlandı. Gazete editörleri Mussolini tarafından seçiliyor ve Faşist Parti’den sertifika almayan hiç kimse gazeteci olamıyordu. Amaç tüm İtalyan halkını, şirketleri ve dernekleri kontrol altında tutmaktı.

Aynı şeyleri, hatta daha beterini 1933’ten Mayıs 1945’e kadar Almanya’yı yöneten Adolf Hitler yaptı.

Çağımızda Rusya lideri Vladimir Putin 2000 yılında devlet başkanı olduktan sonra bir dönem mecburen başbakanlığa döndü. 2008’de tekrar devlet başkanı olunca anayasayı değiştirip 2036 yılına kadar orada kalmayı garantiledi.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin devlet başkanı Şi Cinping, bu görevdekilerle ilgili dönem sınırlamasına ilişkin anayasa hükmünü değiştirip ömrü boyunca Çin’i yönetme hakkını aldı.

Muhaliflerinin “diktatör” dediği Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de babası Haydar Aliyev’in 2003’te vefatı üzerine seçimle cumhurbaşkanı oldu ama 2009’da anayasayı değiştirerek “dönem sınırlaması”nı kaldırdı. Böylece hayat boyu orada kalmayı garantiledi.

Kuzey Kore Cumhurbaşkanı Kim Jong-un 2011’de geldiği görevde ömür boyu kalacak. Sonra herhalde yerine oğlu geçecek.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ya mezarlıklar? 17 Şubat 2024
Seçimin iffeti 10 Şubat 2024
Nihayet savaş açıldı 3 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları