Olaylar Ve Görüşler

Bir nesil için ‘kalk’ borusu - Ahu ÖZYURT

22 Şubat 2023 Çarşamba

Başlığı sevmeyecek dostlar olacaktır, anlıyorum. Ama içinde bulunduğumuz durumun aciliyeti artık bunu gerektiriyor. Bu noktadan sonra kılavuzlar, yönergeler, içermeci atölyelerin anlamı bir yere kadar. Zaman harekete geçme zamanıdır. 30 yıl gazetecilik yapmış ve üç büyük deprem yaşamış bir vatandaş olarak 1970-80-90’larda doğan üç kuşağa mütevazı ve açık bir çağrı yapıyorum.

VATANİ GÖREV

Pandemide işinizden hayatınızdan sıkılıp Nepal’e gidebildiyseniz, iki senenizi de deprem bölgesinin yeniden inşası için ayırabilirsiniz. “Artık dayanamıyorum” deyip İstanbul’dan Muğla’ya kaçıp yoga kamplarına kapandıysanız, altı ay Kahramanmaraş’ta bir okul inşaatında ya da bir deponun yönetiminde rol alabilirsiniz. Depremden iki hafta sonra bile İstanbul’un işlek caddelerinde marka kahvecilerinde vakit geçirebiliyor ve utanmıyorsanız, kendinizi alışverişe verip terapi etmeye niyetliyseniz, pekâlâ Hatay’da çocuklarla sohbet edebilir, anneleriyle yemek yapabilirsiniz. Bu artık bir vatani görevdir. Beğenmeseniz de adı budur. 

Yaşadığımız lüksün, en azından orta sınıfa, beyaz Türklere, küskün laiklere has bazı ayrıcalıkların temeli olan neoliberal sistem gözümüzün önünde ülkemizin üçte birini yuttu. Toprak açıldı ve binlerce insanımızı içine aldı. Bunda bütün suçu iktidara ve rant hırsına bağlayıp kendimizi temize çıkaramayız. Çünkü hâlâ ders almazsak toprak yine açılacak ve hepimizi yutacak. Çünkü böyle bir gücü var. Ve bizim yok. Kabul etsek iyi olur.

YEPYENİ BİR CUMHURİYET

Kalk borusu bunun için çalıyor. Yıllarca rakı sohbetlerinde meze yapılan “Köy Enstitüleri, Zap Suyu’na köprü, devrimci gelenek” denen şeyleri gerçekten yapabilmek için doğa bize “Çemkirmeyi bırakın, elinizi enkaza sokun, çamurun içine girin, ıslanın, ağlayın ama şimdi yapın” diyor. Sevgili Ece Temelkuran’ın yazdığı gibi bu sefer yaptık yaptık. Yoksa Afganistan’dan farkımız kalmayacak. Hukuku, devleti olmayan, yarı işgal altında, kadınlarına kız çocuklarına okuma hakkı tanınmayan bir ülke olmamızın önündeki tek gerçek engel biziz. Ama bunun için konforlu masalardan, sıcak kafelerden, dijital platformlardan çıkmamız, küçük yankı odalarının kapısına tekmeyi atmamız gerekli. 

Bu ülkenin muhafazakâr namuslu insanları ile iyi okumuş, kısmen liberal ve laik ama ailesinde hep bir hacı bulunan orta sınıfı şimdi omuz omuza durmak, bir olmak zorunda. “Armudun sapı, üzümün çöpü, şu kelime, bu kavram” gibi manasız tartışmaların anlamı yok. Ülkemiz gözümüzün önünde yok olabilirdi. Hâlâ da olabilir. Onu kuran ve bin bir güçlükle kurtaranlara, kendilerine aile bile kuramayıp binlerce yetime yuva açanlara, yepyeni dayanıklı, dirençli ve cesur bir Cumhuriyeti nasıl kurabileceğimizi göstermeye mecburuz.

Kalk borusu ile sorunu olanlar da bunu “uyandırma servisi” diye okuyabilir. Gerçi telefonlar çalışmazsa nasıl uyanacağımızı da düşünmenin zamanı.

AHU ÖZYURT

ESKİ GAZETECİ / STÖ ÇALIŞANI



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları