Örsan K. Öymen

3 Mart’ın 100. yılı

04 Mart 2024 Pazartesi

3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınan kararla, hilafet kaldırıldı, onun yerine din işlerini koordine etmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu; medreseler kapatıldı, onun yerine tüm vatandaşlar için bilimsel ve laik eğitimi öngören Öğretim Birliği Yasası kabul edildi.

Bu karar, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’te kurulmasından sonra gerçekleşen ilk büyük devrimdi ve laikliğin temellerinin atılmasının en önemli adımlarından birisiydi.

1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadının ve erkeğin hukuk önünde eşit olmasının sağlanması ve şeriat yasalarının ortadan kaldırılması; 1928 yılında, devletin dininin İslam olduğuna dair 1876 Osmanlı anayasasından kalan maddenin anayasadan çıkması ve bu sayede din konusunun vatandaşın özgür iradesine bırakılması; 1934 yılında kadının seçme ve seçilme hakkını kazanması; 1937 yılında laiklik ilkesinin anayasa maddesi haline gelmesi de, laiklik doğrultusunda TBMM’de gerçekleşen en büyük devrimlerin arasında sayılırlar.

***

Laiklik, dinin, devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine müdahale etmemesi, devletin de, dindar vatandaşın dini inanç ve ibadet özgürlüğünü, dinsiz vatandaşın yaşam tarzı ve felsefi görüş özgürlüğünü güvence altına almasıdır.

Laiklik dinsizlik anlamına gelmez. Laiklik bir uzlaşma modelidir.

Laiklik, halk egemenliğine dayalı bir yönetim biçimi olan cumhuriyetin ve demokrasinin özünde olan bir ilkedir. Laiklik, cumhuriyetin ve demokrasinin önkoşullarından birisidir.

Laikliğin olmadığı yerde cumhuriyet ve demokrasi olmaz, teokrasi olur. Laikliğin olmadığı yerde halk egemen olmaz, ruhban sınıfı egemen olur.

Laikliğin olmadığı yerde halife, şeyhülislam, ulema, tarikat ve cemaat egemen olur.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması laiklik ilkesine aykırı değildir. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasıyla, dinin devlet işlerine müdahale etmesi değil, devletin din işlerini koordine etmesi sağlanmıştır. Hilafet ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim işlerine müdahale eden bir makamdı.

Sorun, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı değil, AKP iktidarı döneminde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, hilafet makamına özenmesi ve laiklik karşıtı kadrolaşmanın merkezlerinden birisine dönüşmesidir.

Laiklik, cumhuriyetin ve demokrasinin güvencesi olduğu gibi, ulusal güvenliğin de güvencesidir. Laikliğin olmadığı bir ülkede, belli bir dinin, belli bir mezhebinin, belli bir yorumu, toplumun çoğulcu yapısı dikkate alınmadan, vatandaşların tamamına dayatıldığı için, din, mezhep ve felsefi görüş üzerinden kutuplaşmalar, bölünmeler, parçalanmalar ve gerginlikler ortaya çıkar. Laiklik karşıtlığı, bu yolla büyük felaketlere yol açar ve emperyalizme hizmet eder.

***

Anayasasının 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir”.

Anayasanın 14. maddesine göre, anayasadaki hak ve özgürlükler, “insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

Anayasanın 24. maddesine göre, “kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar, yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri, istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Laiklik ilkesini ortadan kaldırmak, anayasal düzeni ve cumhuriyeti yıkmak ve sivil darbe yapmak anlamına gelir.

Yapılan tüm araştırmalara göre, Türkiye’de vatandaşların çoğunluğu, laiklik ilkesini savunmaktadır.

Aylardır hilafet ve şeriat çağrısı yapan soytarılar, Türk milletinin sabrını zorladıklarının ve ateşle oynadıklarının farkında değillerdir!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İsrail-İran savaşı 15 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları